Haber Girişi: 18.02.2021 - 08:33, Güncelleme: 18.02.2021 - 08:40

6360 SAYILI “GARİP BİR YASA”

 

6360 SAYILI “GARİP BİR YASA”

KÖY ve KASABALARDAN BÜYÜKŞEHİRE “ZORUNLU”, BÜYÜKŞEHİRDEN KIRSAL MAHALLEYE İSE “GÖNÜLLÜ” DÖNÜŞTÜRME….
Prof. Dr. Bülent GÜLÇUBUK Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi   -6360 Sayılı YASA…. 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı Büyükşehir Yasası ile büyükşehir sisteminde idari, mali ve hizmet sunumu bakımından önemli değişiklikler gerçekleşmiştir. Yasa ile birlikte, bilindiği gibi 14 yeni Büyükşehir kurulmuş, toplam 30 Büyükşehir Belediyesi sınırları il mülki sınırları olmuş, Büyükşehir Belediyesi kurulan illerde İl Özel İdarelerinin ve köylerin, kasabaların tüzel kişilikleri kaldırılmış ve bunlar “zorunlu olarak Büyükşehirlerin mahallelerine” dönüştürülmüştür.  6360 sayılı Yasa, Türkiye’nin yerel yönetim sisteminde köklü bir değişim ortaya koymakla birlikte, sadece kenti ve kentliyi değil, köyü ve köylüyü de, kırsaldakileri de doğrudan etkileyen birçok değişime neden olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Yasa ile kır-kent yaşam bütünlüğü yaklaşımı farklılıkları giderme temelinde değil, idari temelde ele alınmış ve yasa ile bu büyükşehirlerde “kır-kasaba-köy” kavramı kalmamıştır. Yasadan sonra Türkiye’de kırsal alan ve kırsal nüfus gibi kavramların nicel ve nitel olarak içeriği değişmiş ve belirsiz, çatışmacı bir ortam doğmuş ve de kır nüfusu %7’ye kadar düşmüştür. Tabi bu fiili bir durum değil, idari bir durumdur. Yasa kır-kent bütünlüğünü sağlamaktan çok, kentlerin kırsalın tüm kaynaklarını, değerlerini eritme noktasına getirmektedir.   -Kırsal Yaşam-Tarım ve 6360 Sayılı Yasa Mevcut Büyükşehir Belediye (BŞB) sınırlarının yaklaşık %65’inin tarım, orman, çayır ve mera alanları olduğu ve kırsal nüfusun yoğun olduğu göz önüne alındığında yapılan değişikliklerin, kırsal alanda ekonomik, sosyal ve çevresel anlamda önemli ciddi sonuçlar doğurmuştur. Yasanın, çıkarılış gerekçelerinden biri olarak belirtilen hizmetlerin bütünlüğü ve etkinliği verimlilik, koordinasyon açısından iyileşme mi getirdi yoksa kırsal alanlarda başta toprak, su, mera, orman olmak üzere doğal varlıkların tarım dışı amaçlarla kullanımının yolunu mu açtı, bunlar bugünden net olarak ortaya çıktığı gibi gelecek yıllarda daha da belirgin bir biçimde ortaya çıkacaktır. İşte şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, 6360 sayılı Büyükşehir Yasası kır-kent bütünlüğünü kır-kent gelişmişlik farklılıklarının ortadan kaldırılması temelinde değil, kır ve köy kavramını idari açıdan kaldıran bir kentlileşme (!) politikasının “oy öncelikli” bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.   Konuya biraz daha derinlemesine bakacak olursak, 6360 sayılı yasa, Türkiye’nin yerel yönetim sisteminde reform niteliğinde bir değişim ortaya koymakla birlikte, sadece kenti ve kentliyi değil, köyü ve köylüyü de doğrudan etkileyen birçok değişime neden olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Yasadan sonra Türkiye’de kırsal alan ve kırsal nüfus gibi kavramların nicel ve nitel olarak içeriği değişmiş ve kaotik bir ortam doğmuştur, bu süreç halen devam etmektedir.  2012 yılında kasaba ve köy nüfusunun toplam nüfus içindeki oranı yaklaşık %23 iken, 2020’de %7’ye düşmüştür. Kent nüfusu da %77’den %93’e çıkmıştır. Yani, yasa ile kentlileşen bir kır ortaya çıktı. Türkiye'de demografik anlamda gerçekleşen bu değişimlerin etkisi çok boyutludur. Değişimlerin sosyolojik, ekonomik, politik etkileri de söz konusudur. Yasaya rağmen kır nüfusu halen bulundukları yerde yaşamlarına ve üretimlerine devam ederken, sadece idari anlamda kentlileşmeleri birçok belirsizliği, yapaylığı ve sorunu beraberinde getirmiştir.   Büyükşehir Belediyelerinin hizmet alanının genişlemesi, önceden alışkın olmadıkları bir kesimin (kırsal alanların) hizmet sınırları dâhiline girmesi, mevcut mahalle (köy) sayısı, göz önüne alındığında, kırsal hizmetlerin BŞB’ler tarafından yerinde ve zamanında ihtiyaçları giderecek biçimde nasıl sunulacağı endişesi halen giderilmiş değildir.  Mevcut 30 BŞB sınırlarının yaklaşık %65’inin tarım, orman, çayır ve mera alanları olduğu ve kırsal nüfusun yoğun olduğu göz önüne alındığında yapılan değişikliklerin, kırsal alanda ekonomik, sosyal ve çevresel anlamda önemli ciddi sonuçlar doğurduğu ve bunun zamanla büyük sorunlara yol açtığı açıktır.   -Yasa ile İdari Yapıdan Etkilenenler, Statüsü Düşenler Yasayla birlikte, toplam 1.580 belediyenin tüzel kişiliği kaldırılarak belediye sayısında % 53 azalmaya gidilmiştir. Toplam 16.140 adet köy de tüzel kimliklerini kaybetmiştir. Büyükşehir tanımı ve Büyükşehir Belediyesinin kuruluş koşulları da değiştirilmiştir. Büyükşehir İlçe belediyesi olma nüfus ölçütü 50.000’den 20.000’e çekilmiştir. 30 ilde Özel İdareler yerine Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı kurulmuştur. Belediyelere, mahalleye dönüşen köylerde ticari amaç taşımayan yapılar için tip mimari projeler ve mühendislik projesi yapma/yaptırma yetkisi verilmiştir. Büyükşehir yetki alanındaki yerler genişletilmiştir. Büyükşehir yapılan illerin dışında kalan 51 ilde, nüfusu 2000’den az belediyeler başka hiçbir özellik göz önünde bulundurulmadan kapatılarak köye dönüştürülmüştür. Bütün bunlarla doğal olarak nüfus yapısı ve yerleşim tipolojileri de değişmiştir. Yani köy ve kasabaların idari kodları ve sosyo-ekonomik nitelikleri ile oynanmıştır.   -Önemli Bir Tartışma Alanı: Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı Süreçte önemli bir tartışma alanı şudur; Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı Türkiye tarafından 21.Kasım.1988'de imzalanmıştır. Şartın 4. maddesinin 3. fıkrasında “kamusal sorumluluklar -genellikle ve tercihen- vatandaşa en yakın olan makamlar tarafından kullanılır” denilerek yerinden yönetim ve yerindelik ilkesi tarif edilmektedir. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nda Yerel Özerkliğin Nitelikleri başlığı altındaki maddelerden biri de; “Hizmetin halka en yakın optimal birimce sunulması: Yerel hizmetlerin, yerel özerklik ve katılım ilkeleri gereği, yararlanıcılara en yakın yerel yönetim birimince sunulması gerekir” ifadesidir (E. Alagöz, 2011). Şartın 5. Maddesi Yerel Yönetim Sınırlarının Korunması başlığı altında şu ifadeye yer verilmektedir; “Yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan değişiklik yapılamaz.” Yeni düzenleme ile birlikte 1.580 kasaba belediyesi ve 16.140 köyün tüzel kişiliği ortadan kaldırılmış olup, bu durum açıkça tüm dünyada kabul gören hizmetlerin en yakın yerel yönetim biriminden karşılanması anlayışıyla çelişmektedir. Bir diğer yandan, kasabaların kapatılması sonucunda en yakın belediye hizmetinin ilçe merkezinden karşılanacak olması nedeniyle, hizmete erişimde ve kararlara katılımda, ciddi sorunlar yaşanması muhtemeldir. Bu durum Anayasa`nın 127`nci maddesinde yer verilen "yerinden yönetim" ilkesine de ters bir anlayış oluşturmaktadır. Büyükşehir belediyelerinin kilometrelerce uzakta olan köylere, kentlerden çok farklı bir anlayışla gitmesi gereken hizmetleri götüreceği planlanmıştır. Bu durum, hizmet etkisizliğine (hizmet kalitesinin düşmesine, hizmetlerin aksamasına, hizmet sunumunun uzamasına, yurttaş memnuniyetinin azalmasına vb.) ve kaynak israfına yol açabilmektedir. Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin görev ve sorumluluklarına “Büyükşehir ve ilçe belediyeleri tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabilirler” ifadesi eklenmiştir. Ancak bu da zorunlu bir hizmet olarak belirtilmemiştir. Kuşkusuz bu konularda başarılı ve yerinde çalışmalar yapan BŞB’i de vardır. Ama bunlar sınırlı olanaklarla sınırlı bir biçimde olabilmektedir. Bu durumda da daha fazla hizmet bedeli ödeyen, daha az hizmet alan köylerin yani mahallelerin ortaya çıkması da kaçınılmaz görünmektedir. 30 BŞB’nin hizmet alanında 135,2 milyon  dekar tarım alanı bulunmakta, bu alan İngiltere’nin yarısından fazla, Güney Kore’nin bir buçuk katından, İsrail’in 5 katından büyük bir alana denk gelmektedir. TÜİK’e göre kırsal nüfusun yoğun olduğu yerlere bakılınca bunların büyük kısmının büyükşehir belediyesi olan iller olduğu görülmektedir. Büyükşehir belediyelerindeki arazi varlığı içinde tarım arazilerinin, ormanların-fundalıkların, çayır ve mer’aların sahip olduğu orana bakıldığında, en düşük orana sahip Mardin’in bile %62’sinin bu alanlardan oluştuğu görülmektedir. Hatay’da bu oran %98,5’e çıkmaktadır. Sırasıyla %90’nın üzerinde bir orana sahip Antalya, Balıkesir, Konya, Malatya, Muğla, Eskişehir ve Sakarya, Hatay’ı takip etmektedir. 30 BŞB sınırlarının yaklaşık %65’i tarım, orman, çayır ve mera alanıdır. Yani, bu Yasa ile köyün, kasabanın sadece idari yapısı ile değil tarımsal, kırsal, doğal varlık yapılarıyla da oynamıştır. Köylerin tüzel kişiliklerini kaybetmesi sonucu, özel olarak mera ve diğer köy taşınmazlarının korunmasına ilişkin bir yasa bulunmamakta, kamuya ait taşınmazların korunması kapsamında uygulanan cezalar ancak ikinci bir müdahale sonrası işlev kazanmaktadır. Ayrıca daha önce altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası şeklinde işleyen cezalandırma sistemi yapılan düzenlemeler sonrası, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası şeklinde esnetilmiştir. Tüzel kişiliği kaldırılan köylerden 2464 sayılı Belediye Gelirleri Yasası uyarınca alınması gereken vergi, harç ve katılım paylarının 5 yıl süre ile alınmayacağına ilişkin düzenleme yapılmıştır. Aynı fıkrada ayrıca içme ve kullanma suyu ücretleri de 5 yıl süre ile en düşük tarifenin %25’ini geçmeyecek biçimde sınırlanmış ve daha sonra bu süre uzatılmıştır. Düzenlemede, 5 yıldan sonrası için hiçbir kısıtlama ve sınırlamanın olmaması, sorunları ertelese de, bunun çözüm olamayacağı açıktır. Mahalle olarak BŞB’ye katılan köylerin sakinleri ise Emlak Vergisi, Çevre Temizlik Vergisi gibi yeni vergileri ödemekle yükümlü olmuşlar, ayrıca su-kanalizasyon gibi hizmetleri BŞB’den almak zorunda bırakılıp bunların bedelini ödemek durumunda kalacaklardır. Emlak vergisi, meskende ‰2, diğer binalarda ‰4, arazilerde ‰2, arsalarda ise ‰16 olacaktır. Bu oranlar, 5216 sayılı Yasanın uygulandığı büyükşehir belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde %100 artırımlı uygulanır, deniliyor. Yani, mahalleye dönüşen yerleşimler ekonomik sürprizlerle (!) karşılaştırılmış ve tanıştırılmıştır. Bütün belirttiğimiz bu sıkıntı, kaotik durum, sorunlardan ve de şikâyetlerden sonra Büyükşehir Yasasında bazı düzeltmelere gitmek mutlak bir koşul haline gelmiştir.   - III. Tarım ve Orman Şurası Eylem Planı Bilindiği gibi, 2019 yılında III. Tarım ve Orman Şurası gerçekleştirilmiştir. 21.Kasım.2019'da Şura kararları kamuoyuna duyurulmuştur. Şura kapsamında toplam 38 Eylem Planı belirlenmiş ve de 2020'de 16, 2021'de 8, 2022'de 11, 2023'te ise 3 eylemin hayata geçirilmesi planlanmaktadır. 2020 yılında hayata geçirilmesi planlanan eylemlerden 16 ncısı BŞB’lerde düzenleme yapılması ile ilgiliydi. Eylem maddesinin başlığı şudur; ''Büyükşehir Belediyelerinde Mahallelerin Kırsal Ve Kentsel Olarak Yeniden Tanımlanması”. Bu durum başta mahalleye dönüşen yerleşimler olmak üzere kamuoyunda büyük beklentiler yaratmıştır. Eylemin detayında şunlar belirtilmektedir; “mera, yaylak, otlakların büyükşehir belediyelerine geçmesinin ardından tarımsal sulama yatırımları ve arazi toplulaştırma çalışmaları bakanlık uhdesinden çıktığı için olumsuz etkilenme söz konusu oldu. Bu kapsamda problemlerin tespiti ve tam çözüme kavuşması ve “köy tüzel kişiliği yapısının” korunması adına mevzuatta bir düzenleme yapılması amaçlanıyor”. İşte, bu ifadelerden sonra KÖY TÜZEL KİŞİLİKLERİNİN yeniden iadesi ve bunların eski idari statüsüne kavuşması bekleniyordu. Fakat beklenen gibi olmadı.   -7254 Sayılı Kanun ve İsteğe Bağlılık 16.Ekim. 2020 tarihinde TBMM’nde çıkarılan ve Resmi Gazete’de yayımlanan bir yasa ile mahalleye dönüştürülen köy ve kasabalara kırsal mahalle statüsü verilmesinin önü açıldı.  Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 7254 Sayılı bu Kanun’un 10. maddesi ile başvuru yapmak şartı ile yani “isteğe bağlı olarak” köy statüsü yeniden değiştiriliyor. Söz konusu Torba Kanun ile 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’na eklenen madde ile şu düzenleme getirilmiştir; köy veya kasaba belediyesi iken mahalleye dönüşen ve BŞB sınırları içinde bulunup sosyo-ekonomik durumu, şehir merkezine uzaklığı, belediye hizmetlerine erişebilirliği, mevcut yapılaşma durumu ve benzeri hususlar dikkate alınarak ilgili ilçe belediye meclisinin kararı ve teklifi üzerine büyükşehir belediye meclisinin alacağı karar ile kırsal yerleşim özelliği taşıdığı tespit edilen mahalleler, “kırsal mahalle” kabul edilir. İşte, sorun tam da buradadır. Çünkü, 6360 sayılı Büyükşehir Yasası çıkarılırken uygulama “zorunluluk” esasına, kırsal mahalleye dönüştürülürken “isteğe bağlılık” koşulu getirilmiştir. Oysa, III. Tarım ve Orman Şurası’nda alınan kararlar sonrası Eylem Planında çıkarılacağı söylenen düzenleme “…… köy tüzel kişiliği yapısının korunması adına mevzuatta bir düzenleme yapılması” nı öngörüyordu. Fakat bu olmadı, sadece isteğe bağlı ve dar çerçeveli bir “kırsal mahalle” statüsü ortaya konulmuştur.  Yani, karar alırken “zorunluluk”, haklar yeniden verilirken resmi başvuruda bulunmak koşuluyla “isteğe bağlılık” durumu ortaya çıkmıştır. Bu yeni düzenlemeyle kırsal mahalle statüsü kazanacak yerleşim birimlerinde gelir vergisinden muaf esnaf ile basit usulde gelir vergisine tabi mükellefler tarafından bizzat işyeri olarak kullanılan bina, arsa ve arazilerle mesken amaçlı kullanılan binalar ve zirai istihsalde kullanılan bina, arsa ve araziler emlak vergisinden muaf olacaktır. Bu yerlerde, ticari, sınai ve turistik faaliyetlerde kullanılan bina, arsa ve araziler için emlak vergisi %50 indirimli uygulanacaktır. Bina inşaat harcı ve imarla ilgili harçlar kalkacak, diğer vergi, harç ve harcamalara katılım payı %50 indirimli uygulanacak. İçme ve kullanma suları için alınacak ücretler en düşük tarifenin konutlarda %25’ini, işyerlerinde % 50’sini geçmeyecek şekilde belirlenecektir. Yeni düzenleme mahalleye dönüştürülen köylerin kırsal mahalle statüsü kazanması için bağlı bulunduğu belediyeye resmi başvuruda bulunmasını gerektiriyor. Bu başvurunun önce ilçe belediye meclisinde daha sonra da BŞB meclisinde kabul edilmesi gerekiyor. Düzenlemede en önemli eksikliklerden biri ise şudur; belediyelere devredilen köy varlıklarından geri kalanlarının ne olacağıdır ki, köylüyü-kasabalıyı da en çok bunlar ilgilendiriyor. Buradan şunu söylemek gerekir, umarız bu bir başlangıç olur ve bu düzenlemenin devamı gelir. Yani, köyler, kasabalar yeniden idari statülerine ve varlıklarına kavuşurlar. Ve, mahalleye dönüşen BŞB sınırları içindeki tüm yerleşim yerlerimizin bu düzenlemeden yararlanmaları ve başvurmaları “kırsal mahalle (!)” yaşamı ve yaşam maliyeti açısından önemlidir.   Burada üzülerek şunu da belirtmek gerekir ki, 30 büyükşehirde mahalleye dönüştürülen köylerin statüsü ile ilgili bir değişiklik yapılıyor ama kamuoyunun önemli bir bölümünün bu düzenlemeden henüz haberi bile yok ve bu konuda detaylı bir bilgilendirme de karar vericiler tarafından yapılmadı. Hatta Büyükşehir ve İlçe belediye başkanlarının, köy muhtarlarının çoğunun bundan haberi bile yoktu ve halen de olmayanlar var.   Daha önce de belirtildiği gibi, düzenlemeye göre isteyen köy/mahalle veya kasaba/mahalle ilçe belediyesine başvursun, başvuru kabul görürse oradan BŞB’ne gider ve orada da kabul edilirse “kırsal mahalle” olma hakkı elde edilecek. Başvuran ve kabul edilen köy veya kasabalarda yaşayanlar vergi, su ve benzeri ödemelerden indirimli yararlanacak. Burada çifte standart, haksız uygulamalar olacak. Yan yana iki köy/mahalle düşünün bunlardan birisi haber alıyor, bilgileniyor ve başvuruyor. Diğerinin ise haberi yok. Başvurmadığı için bu indirimlerden yararlanamayacak. İşte bunun ile çifte standart, farklı uygulamalar, haksızlıklar ortaya çıkacak. Bu nedenle de statüsü değişen tüm köylerin, kasabaların tek kararla eski statüsüne kavuşması sağlanmalıdır. Köy ve kasabaların kayıpları sadece vergi ve su bedeli indirimi ile karşılanamaz.     Sonuç olarak; 6360 sayılı Büyükşehir Yasasının ortaya çıkması ile ülkemizin demografik yapısında gerçekleşen değişimlerin, rakamların daha da ötesinde çok boyutlu etkileri olmaktadır. Bütün bu gelişmelerin belli bir sürece tabi olmadan, tartışılmadan bir gecede tek bir yasa ile zorunluluk şartı öne sürülerek 2012 yılında ortaya çıkması pek çok soru işaretini beraberinde getirmiştir. Kır nüfusu azalsa da, adına ne deseniz de köy-kasaba nüfusu halen bulundukları yerde yaşamlarına ve üretimlerine devam ederken, sadece idari anlamda kentlileşmeleri çok farklı karmaşalara yol açmıştır.  Mevcut 30 BŞB sınırlarının yaklaşık %65’inin tarım, orman, çayır ve mera alanları olduğu ve kırsal nüfusun yoğun olduğu göz önüne alındığında yapılan değişikliklerin, kırsal alanda ekonomik, sosyal ve çevresel anlamda ciddi sonuçlar doğurduğu görülmektedir.  Yasanın, çıkarılış gerekçesi olarak öne sürüldüğü gibi hizmetlerin bütünlüğü ve etkinliği, verimlilik, koordinasyon açısından iyileşme mi sağlandı, yoksa tarımsal üretim maliyetleri daha mı arttı, kırsal alanların tarım dışına çıkması daha mı kolaylaştı, bu sorulara Yasayı çıkaranların cevap vermesi gerekiyor. III. Tarım ve Orman Şurası’nda “…… köy tüzel kişiliği yapısının korunması adına mevzuatta bir düzenleme yapılması” nı öngören eylem planı kararı yasal düzenlemelerle köy ve kasabanın idari statüsünün 2012 yılı öncesindeki durumuna dönüştürülmesi “kırsal halkın temel beklentilerini” ancak karşılayabilecektir. Bu beklenti, 6360 sayılı yasanın il sınırları içinde BŞB’lerinin hizmet vermesini engelleyecek bir durum da değildir.
KÖY ve KASABALARDAN BÜYÜKŞEHİRE “ZORUNLU”, BÜYÜKŞEHİRDEN KIRSAL MAHALLEYE İSE “GÖNÜLLÜ” DÖNÜŞTÜRME….

Prof. Dr. Bülent GÜLÇUBUK

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi

 

-6360 Sayılı YASA….

2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı Büyükşehir Yasası ile büyükşehir sisteminde idari, mali ve hizmet sunumu bakımından önemli değişiklikler gerçekleşmiştir. Yasa ile birlikte, bilindiği gibi 14 yeni Büyükşehir kurulmuş, toplam 30 Büyükşehir Belediyesi sınırları il mülki sınırları olmuş, Büyükşehir Belediyesi kurulan illerde İl Özel İdarelerinin ve köylerin, kasabaların tüzel kişilikleri kaldırılmış ve bunlar “zorunlu olarak Büyükşehirlerin mahallelerine” dönüştürülmüştür.  6360 sayılı Yasa, Türkiye’nin yerel yönetim sisteminde köklü bir değişim ortaya koymakla birlikte, sadece kenti ve kentliyi değil, köyü ve köylüyü de, kırsaldakileri de doğrudan etkileyen birçok değişime neden olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Yasa ile kır-kent yaşam bütünlüğü yaklaşımı farklılıkları giderme temelinde değil, idari temelde ele alınmış ve yasa ile bu büyükşehirlerde “kır-kasaba-köy” kavramı kalmamıştır. Yasadan sonra Türkiye’de kırsal alan ve kırsal nüfus gibi kavramların nicel ve nitel olarak içeriği değişmiş ve belirsiz, çatışmacı bir ortam doğmuş ve de kır nüfusu %7’ye kadar düşmüştür. Tabi bu fiili bir durum değil, idari bir durumdur. Yasa kır-kent bütünlüğünü sağlamaktan çok, kentlerin kırsalın tüm kaynaklarını, değerlerini eritme noktasına getirmektedir.

 

-Kırsal Yaşam-Tarım ve 6360 Sayılı Yasa

Mevcut Büyükşehir Belediye (BŞB) sınırlarının yaklaşık %65’inin tarım, orman, çayır ve mera alanları olduğu ve kırsal nüfusun yoğun olduğu göz önüne alındığında yapılan değişikliklerin, kırsal alanda ekonomik, sosyal ve çevresel anlamda önemli ciddi sonuçlar doğurmuştur. Yasanın, çıkarılış gerekçelerinden biri olarak belirtilen hizmetlerin bütünlüğü ve etkinliği verimlilik, koordinasyon açısından iyileşme mi getirdi yoksa kırsal alanlarda başta toprak, su, mera, orman olmak üzere doğal varlıkların tarım dışı amaçlarla kullanımının yolunu mu açtı, bunlar bugünden net olarak ortaya çıktığı gibi gelecek yıllarda daha da belirgin bir biçimde ortaya çıkacaktır. İşte şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, 6360 sayılı Büyükşehir Yasası kır-kent bütünlüğünü kır-kent gelişmişlik farklılıklarının ortadan kaldırılması temelinde değil, kır ve köy kavramını idari açıdan kaldıran bir kentlileşme (!) politikasının “oy öncelikli” bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

 

Konuya biraz daha derinlemesine bakacak olursak, 6360 sayılı yasa, Türkiye’nin yerel yönetim sisteminde reform niteliğinde bir değişim ortaya koymakla birlikte, sadece kenti ve kentliyi değil, köyü ve köylüyü de doğrudan etkileyen birçok değişime neden olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Yasadan sonra Türkiye’de kırsal alan ve kırsal nüfus gibi kavramların nicel ve nitel olarak içeriği değişmiş ve kaotik bir ortam doğmuştur, bu süreç halen devam etmektedir.  2012 yılında kasaba ve köy nüfusunun toplam nüfus içindeki oranı yaklaşık %23 iken, 2020’de %7’ye düşmüştür. Kent nüfusu da %77’den %93’e çıkmıştır. Yani, yasa ile kentlileşen bir kır ortaya çıktı. Türkiye'de demografik anlamda gerçekleşen bu değişimlerin etkisi çok boyutludur. Değişimlerin sosyolojik, ekonomik, politik etkileri de söz konusudur. Yasaya rağmen kır nüfusu halen bulundukları yerde yaşamlarına ve üretimlerine devam ederken, sadece idari anlamda kentlileşmeleri birçok belirsizliği, yapaylığı ve sorunu beraberinde getirmiştir.

 

Büyükşehir Belediyelerinin hizmet alanının genişlemesi, önceden alışkın olmadıkları bir kesimin (kırsal alanların) hizmet sınırları dâhiline girmesi, mevcut mahalle (köy) sayısı, göz önüne alındığında, kırsal hizmetlerin BŞB’ler tarafından yerinde ve zamanında ihtiyaçları giderecek biçimde nasıl sunulacağı endişesi halen giderilmiş değildir.  Mevcut 30 BŞB sınırlarının yaklaşık %65’inin tarım, orman, çayır ve mera alanları olduğu ve kırsal nüfusun yoğun olduğu göz önüne alındığında yapılan değişikliklerin, kırsal alanda ekonomik, sosyal ve çevresel anlamda önemli ciddi sonuçlar doğurduğu ve bunun zamanla büyük sorunlara yol açtığı açıktır.

 

-Yasa ile İdari Yapıdan Etkilenenler, Statüsü Düşenler

Yasayla birlikte, toplam 1.580 belediyenin tüzel kişiliği kaldırılarak belediye sayısında % 53 azalmaya gidilmiştir. Toplam 16.140 adet köy de tüzel kimliklerini kaybetmiştir. Büyükşehir tanımı ve Büyükşehir Belediyesinin kuruluş koşulları da değiştirilmiştir. Büyükşehir İlçe belediyesi olma nüfus ölçütü 50.000’den 20.000’e çekilmiştir. 30 ilde Özel İdareler yerine Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı kurulmuştur. Belediyelere, mahalleye dönüşen köylerde ticari amaç taşımayan yapılar için tip mimari projeler ve mühendislik projesi yapma/yaptırma yetkisi verilmiştir. Büyükşehir yetki alanındaki yerler genişletilmiştir. Büyükşehir yapılan illerin dışında kalan 51 ilde, nüfusu 2000’den az belediyeler başka hiçbir özellik göz önünde bulundurulmadan kapatılarak köye dönüştürülmüştür. Bütün bunlarla doğal olarak nüfus yapısı ve yerleşim tipolojileri de değişmiştir. Yani köy ve kasabaların idari kodları ve sosyo-ekonomik nitelikleri ile oynanmıştır.

 

-Önemli Bir Tartışma Alanı: Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı

Süreçte önemli bir tartışma alanı şudur; Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı Türkiye tarafından 21.Kasım.1988'de imzalanmıştır. Şartın 4. maddesinin 3. fıkrasında “kamusal sorumluluklar -genellikle ve tercihen- vatandaşa en yakın olan makamlar tarafından kullanılır” denilerek yerinden yönetim ve yerindelik ilkesi tarif edilmektedir. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nda Yerel Özerkliğin Nitelikleri başlığı altındaki maddelerden biri de; “Hizmetin halka en yakın optimal birimce sunulması: Yerel hizmetlerin, yerel özerklik ve katılım ilkeleri gereği, yararlanıcılara en yakın yerel yönetim birimince sunulması gerekir” ifadesidir (E. Alagöz, 2011). Şartın 5. Maddesi Yerel Yönetim Sınırlarının Korunması başlığı altında şu ifadeye yer verilmektedir;

Yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan değişiklik yapılamaz.” Yeni düzenleme ile birlikte 1.580 kasaba belediyesi ve 16.140 köyün tüzel kişiliği ortadan kaldırılmış olup, bu durum açıkça tüm dünyada kabul gören hizmetlerin en yakın yerel yönetim biriminden karşılanması anlayışıyla çelişmektedir. Bir diğer yandan, kasabaların kapatılması sonucunda en yakın belediye hizmetinin ilçe merkezinden karşılanacak olması nedeniyle, hizmete erişimde ve kararlara katılımda, ciddi sorunlar yaşanması muhtemeldir. Bu durum Anayasa`nın 127`nci maddesinde yer verilen "yerinden yönetim" ilkesine de ters bir anlayış oluşturmaktadır. Büyükşehir belediyelerinin kilometrelerce uzakta olan köylere, kentlerden çok farklı bir anlayışla gitmesi gereken hizmetleri götüreceği planlanmıştır. Bu durum, hizmet etkisizliğine (hizmet kalitesinin düşmesine, hizmetlerin aksamasına, hizmet sunumunun uzamasına, yurttaş memnuniyetinin azalmasına vb.) ve kaynak israfına yol açabilmektedir. Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin görev ve sorumluluklarına “Büyükşehir ve ilçe belediyeleri tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabilirler” ifadesi eklenmiştir. Ancak bu da zorunlu bir hizmet olarak belirtilmemiştir. Kuşkusuz bu konularda başarılı ve yerinde çalışmalar yapan BŞB’i de vardır. Ama bunlar sınırlı olanaklarla sınırlı bir biçimde olabilmektedir. Bu durumda da daha fazla hizmet bedeli ödeyen, daha az hizmet alan köylerin yani mahallelerin ortaya çıkması da kaçınılmaz görünmektedir. 30 BŞB’nin hizmet alanında 135,2 milyon  dekar tarım alanı bulunmakta, bu alan İngiltere’nin yarısından fazla, Güney Kore’nin bir buçuk katından, İsrail’in 5 katından büyük bir alana denk gelmektedir. TÜİK’e göre kırsal nüfusun yoğun olduğu yerlere bakılınca bunların büyük kısmının büyükşehir belediyesi olan iller olduğu görülmektedir. Büyükşehir belediyelerindeki arazi varlığı içinde tarım arazilerinin, ormanların-fundalıkların, çayır ve mer’aların sahip olduğu orana bakıldığında, en düşük orana sahip Mardin’in bile %62’sinin bu alanlardan oluştuğu görülmektedir. Hatay’da bu oran %98,5’e çıkmaktadır. Sırasıyla %90’nın üzerinde bir orana sahip Antalya, Balıkesir, Konya, Malatya, Muğla, Eskişehir ve Sakarya, Hatay’ı takip etmektedir. 30 BŞB sınırlarının yaklaşık %65’i tarım, orman, çayır ve mera alanıdır. Yani, bu Yasa ile köyün, kasabanın sadece idari yapısı ile değil tarımsal, kırsal, doğal varlık yapılarıyla da oynamıştır.

Köylerin tüzel kişiliklerini kaybetmesi sonucu, özel olarak mera ve diğer köy taşınmazlarının korunmasına ilişkin bir yasa bulunmamakta, kamuya ait taşınmazların korunması kapsamında uygulanan cezalar ancak ikinci bir müdahale sonrası işlev kazanmaktadır. Ayrıca daha önce altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası şeklinde işleyen cezalandırma sistemi yapılan düzenlemeler sonrası, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası şeklinde esnetilmiştir. Tüzel kişiliği kaldırılan köylerden 2464 sayılı Belediye Gelirleri Yasası uyarınca alınması gereken vergi, harç ve katılım paylarının 5 yıl süre ile alınmayacağına ilişkin düzenleme yapılmıştır. Aynı fıkrada ayrıca içme ve kullanma suyu ücretleri de 5 yıl süre ile en düşük tarifenin %25’ini geçmeyecek biçimde sınırlanmış ve daha sonra bu süre uzatılmıştır. Düzenlemede, 5 yıldan sonrası için hiçbir kısıtlama ve sınırlamanın olmaması, sorunları ertelese de, bunun çözüm olamayacağı açıktır. Mahalle olarak BŞB’ye katılan köylerin sakinleri ise Emlak Vergisi, Çevre Temizlik Vergisi gibi yeni vergileri ödemekle yükümlü olmuşlar, ayrıca su-kanalizasyon gibi hizmetleri BŞB’den almak zorunda bırakılıp bunların bedelini ödemek durumunda kalacaklardır. Emlak vergisi, meskende ‰2, diğer binalarda ‰4, arazilerde ‰2, arsalarda ise ‰16 olacaktır. Bu oranlar, 5216 sayılı Yasanın uygulandığı büyükşehir belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde %100 artırımlı uygulanır, deniliyor. Yani, mahalleye dönüşen yerleşimler ekonomik sürprizlerle (!) karşılaştırılmış ve tanıştırılmıştır. Bütün belirttiğimiz bu sıkıntı, kaotik durum, sorunlardan ve de şikâyetlerden sonra Büyükşehir Yasasında bazı düzeltmelere gitmek mutlak bir koşul haline gelmiştir.

 

- III. Tarım ve Orman Şurası Eylem Planı

Bilindiği gibi, 2019 yılında III. Tarım ve Orman Şurası gerçekleştirilmiştir. 21.Kasım.2019'da Şura kararları kamuoyuna duyurulmuştur. Şura kapsamında toplam 38 Eylem Planı belirlenmiş ve de 2020'de 16, 2021'de 8, 2022'de 11, 2023'te ise 3 eylemin hayata geçirilmesi planlanmaktadır. 2020 yılında hayata geçirilmesi planlanan eylemlerden 16 ncısı BŞB’lerde düzenleme yapılması ile ilgiliydi. Eylem maddesinin başlığı şudur; ''Büyükşehir Belediyelerinde Mahallelerin Kırsal Ve Kentsel Olarak Yeniden Tanımlanması”. Bu durum başta mahalleye dönüşen yerleşimler olmak üzere kamuoyunda büyük beklentiler yaratmıştır. Eylemin detayında şunlar belirtilmektedir; mera, yaylak, otlakların büyükşehir belediyelerine geçmesinin ardından tarımsal sulama yatırımları ve arazi toplulaştırma çalışmaları bakanlık uhdesinden çıktığı için olumsuz etkilenme söz konusu oldu. Bu kapsamda problemlerin tespiti ve tam çözüme kavuşması ve “köy tüzel kişiliği yapısının” korunması adına mevzuatta bir düzenleme yapılması amaçlanıyor”. İşte, bu ifadelerden sonra KÖY TÜZEL KİŞİLİKLERİNİN yeniden iadesi ve bunların eski idari statüsüne kavuşması bekleniyordu. Fakat beklenen gibi olmadı.

 

-7254 Sayılı Kanun ve İsteğe Bağlılık

16.Ekim. 2020 tarihinde TBMM’nde çıkarılan ve Resmi Gazete’de yayımlanan bir yasa ile mahalleye dönüştürülen köy ve kasabalara kırsal mahalle statüsü verilmesinin önü açıldı.  Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 7254 Sayılı bu Kanun’un 10. maddesi ile başvuru yapmak şartı ile yani “isteğe bağlı olarak” köy statüsü yeniden değiştiriliyor. Söz konusu Torba Kanun ile 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’na eklenen madde ile şu düzenleme getirilmiştir; köy veya kasaba belediyesi iken mahalleye dönüşen ve BŞB sınırları içinde bulunup sosyo-ekonomik durumu, şehir merkezine uzaklığı, belediye hizmetlerine erişebilirliği, mevcut yapılaşma durumu ve benzeri hususlar dikkate alınarak ilgili ilçe belediye meclisinin kararı ve teklifi üzerine büyükşehir belediye meclisinin alacağı karar ile kırsal yerleşim özelliği taşıdığı tespit edilen mahalleler, “kırsal mahalle” kabul edilir. İşte, sorun tam da buradadır. Çünkü, 6360 sayılı Büyükşehir Yasası çıkarılırken uygulama “zorunluluk” esasına, kırsal mahalleye dönüştürülürken “isteğe bağlılık” koşulu getirilmiştir. Oysa, III. Tarım ve Orman Şurası’nda alınan kararlar sonrası Eylem Planında çıkarılacağı söylenen düzenleme “…… köy tüzel kişiliği yapısının korunması adına mevzuatta bir düzenleme yapılması” nı öngörüyordu. Fakat bu olmadı, sadece isteğe bağlı ve dar çerçeveli bir “kırsal mahalle” statüsü ortaya konulmuştur.  Yani, karar alırken “zorunluluk”, haklar yeniden verilirken resmi başvuruda bulunmak koşuluyla “isteğe bağlılık” durumu ortaya çıkmıştır. Bu yeni düzenlemeyle kırsal mahalle statüsü kazanacak yerleşim birimlerinde gelir vergisinden muaf esnaf ile basit usulde gelir vergisine tabi mükellefler tarafından bizzat işyeri olarak kullanılan bina, arsa ve arazilerle mesken amaçlı kullanılan binalar ve zirai istihsalde kullanılan bina, arsa ve araziler emlak vergisinden muaf olacaktır. Bu yerlerde, ticari, sınai ve turistik faaliyetlerde kullanılan bina, arsa ve araziler için emlak vergisi %50 indirimli uygulanacaktır. Bina inşaat harcı ve imarla ilgili harçlar kalkacak, diğer vergi, harç ve harcamalara katılım payı %50 indirimli uygulanacak. İçme ve kullanma suları için alınacak ücretler en düşük tarifenin konutlarda %25’ini, işyerlerinde % 50’sini geçmeyecek şekilde belirlenecektir. Yeni düzenleme mahalleye dönüştürülen köylerin kırsal mahalle statüsü kazanması için bağlı bulunduğu belediyeye resmi başvuruda bulunmasını gerektiriyor. Bu başvurunun önce ilçe belediye meclisinde daha sonra da BŞB meclisinde kabul edilmesi gerekiyor. Düzenlemede en önemli eksikliklerden biri ise şudur; belediyelere devredilen köy varlıklarından geri kalanlarının ne olacağıdır ki, köylüyü-kasabalıyı da en çok bunlar ilgilendiriyor. Buradan şunu söylemek gerekir, umarız bu bir başlangıç olur ve bu düzenlemenin devamı gelir. Yani, köyler, kasabalar yeniden idari statülerine ve varlıklarına kavuşurlar. Ve, mahalleye dönüşen BŞB sınırları içindeki tüm yerleşim yerlerimizin bu düzenlemeden yararlanmaları ve başvurmaları “kırsal mahalle (!)” yaşamı ve yaşam maliyeti açısından önemlidir.

 

Burada üzülerek şunu da belirtmek gerekir ki, 30 büyükşehirde mahalleye dönüştürülen köylerin statüsü ile ilgili bir değişiklik yapılıyor ama kamuoyunun önemli bir bölümünün bu düzenlemeden henüz haberi bile yok ve bu konuda detaylı bir bilgilendirme de karar vericiler tarafından yapılmadı. Hatta Büyükşehir ve İlçe belediye başkanlarının, köy muhtarlarının çoğunun bundan haberi bile yoktu ve halen de olmayanlar var.

 

Daha önce de belirtildiği gibi, düzenlemeye göre isteyen köy/mahalle veya kasaba/mahalle ilçe belediyesine başvursun, başvuru kabul görürse oradan BŞB’ne gider ve orada da kabul edilirse “kırsal mahalle” olma hakkı elde edilecek. Başvuran ve kabul edilen köy veya kasabalarda yaşayanlar vergi, su ve benzeri ödemelerden indirimli yararlanacak. Burada çifte standart, haksız uygulamalar olacak. Yan yana iki köy/mahalle düşünün bunlardan birisi haber alıyor, bilgileniyor ve başvuruyor. Diğerinin ise haberi yok. Başvurmadığı için bu indirimlerden yararlanamayacak. İşte bunun ile çifte standart, farklı uygulamalar, haksızlıklar ortaya çıkacak. Bu nedenle de statüsü değişen tüm köylerin, kasabaların tek kararla eski statüsüne kavuşması sağlanmalıdır. Köy ve kasabaların kayıpları sadece vergi ve su bedeli indirimi ile karşılanamaz.  

 

Sonuç olarak; 6360 sayılı Büyükşehir Yasasının ortaya çıkması ile ülkemizin demografik yapısında gerçekleşen değişimlerin, rakamların daha da ötesinde çok boyutlu etkileri olmaktadır. Bütün bu gelişmelerin belli bir sürece tabi olmadan, tartışılmadan bir gecede tek bir yasa ile zorunluluk şartı öne sürülerek 2012 yılında ortaya çıkması pek çok soru işaretini beraberinde getirmiştir. Kır nüfusu azalsa da, adına ne deseniz de köy-kasaba nüfusu halen bulundukları yerde yaşamlarına ve üretimlerine devam ederken, sadece idari anlamda kentlileşmeleri çok farklı karmaşalara yol açmıştır.  Mevcut 30 BŞB sınırlarının yaklaşık %65’inin tarım, orman, çayır ve mera alanları olduğu ve kırsal nüfusun yoğun olduğu göz önüne alındığında yapılan değişikliklerin, kırsal alanda ekonomik, sosyal ve çevresel anlamda ciddi sonuçlar doğurduğu görülmektedir.  Yasanın, çıkarılış gerekçesi olarak öne sürüldüğü gibi hizmetlerin bütünlüğü ve etkinliği, verimlilik, koordinasyon açısından iyileşme mi sağlandı, yoksa tarımsal üretim maliyetleri daha mı arttı, kırsal alanların tarım dışına çıkması daha mı kolaylaştı, bu sorulara Yasayı çıkaranların cevap vermesi gerekiyor. III. Tarım ve Orman Şurası’nda “…… köy tüzel kişiliği yapısının korunması adına mevzuatta bir düzenleme yapılması” nı öngören eylem planı kararı yasal düzenlemelerle köy ve kasabanın idari statüsünün 2012 yılı öncesindeki durumuna dönüştürülmesi “kırsal halkın temel beklentilerini” ancak karşılayabilecektir. Bu beklenti, 6360 sayılı yasanın il sınırları içinde BŞB’lerinin hizmet vermesini engelleyecek bir durum da değildir.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (1 )

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniufukgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Allattin bers tükoglu
(18.02.2021 09:52 - #138)
Duyarllınıziçin teşekkür ederiz
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniufukgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(4) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.