Dünya Haber Girişi: 03.06.2021 - 21:47, Güncelleme: 03.06.2021 - 21:47

BİR DOST ELEŞTİRİSİ

 

BİR DOST ELEŞTİRİSİ

Sayın belediye başkanları belediye meclis üyeleriyle sizin gibi seçilmiş insanlardır, lütfen onlara gerekli önemi verin. Özen gösterin, yoksa yaprak dökümü artarak sürecektir.
Yazıya başlamadan önce Alparslan Türkeş’in şu sözüyle başlayalım; Türk milletine Bizans'tan geçen bir hastalık vardır.gevşeklik, laubalilik, dedikodu, fitne, fesat, terbiyesizlik, birbirini beğenmemek, sır saklayamamak, rastgele laf söylemek. Bu hastalık sizde var. Bu hastalığı tedavi etmeniz lazımdır. Bu hastalığı tedavi etmezseniz, kendinize yol seçiniz. Milliyetçi harekette bir saniye daha fazla kalmayınız. Benimle dava arkadaşlığı edecekseniz herşeyden önce vasıflı Türk olmaya mecbursunuz. Türk milletini batıran,Bizans'ı batıran,Osmanlı imparatorluğunu batıran hastalık budur. -Alparslan Türkeş   AK Partili belediyelerde AK Partili belediye meclis üyelerinin hoşnutsuzluğu, isyanları, itirazları iyice su yüzüne çıkmaya başladı.                 Görüştüğümüz bazı belediye meclis üyeleri bunun birinci nedeninin belediye başkanlarının, kendilerine hiç önem vermediğini kendilerinin ciddiye alınmadıklarını olduğunu söylüyor.                 Haklılar mı?                 Evet, haklılardır.                 Mesela Mamak’ta AK Partiden istifa eden belediye meclis üyesi Esra Yılmaz’ın hoşnutsuzluğu en az 6 aydır belliydi. Eğer belediye başkanı Murat Köse istese bu istifayı engelleyebilirdi. İsteseydi başta Mamaklılar olmak üzere kamuoyunun meclis üyesinin açıklamaları ile ilgilenmesini bu işin kamuoyuna yansımasını engelleyebilirdi.                 Yapacağı şey o kadar da zor değildi, hemen her AK Partili yöneticinin odasında olan “Ey Oğul” diye başlayan Şeyh Edebali’nin oğlu Osman Bey’e söylediği vasiyeti uygulamak olacaktı.                 Birde rahmetli Başbuğ’un “Türk Milletine Bizans’tan geçme uyuşukluk, tembellik, dedikodu” gibi sözlerini hatırlayıp hiç unutmasaydı. Pirenin deve yapılabileceğini kendisinin söylediği sözlerin abartılarak bire bin katılarak karşı tarafa iletilebileceğini bilirdi. Ne AK Parti ne kendisi bu sıkıntıyı yaşamazdı.                 Çok mu zor belediye meclis üyelerini dinleyip gönlünü almak ona hak ettiği övgüyü söylemek meclis toplantısı öncesinde ve sonrasında meclis üyeleriyle yemek yemek, çay içmek, sohbet etmek haftada bir gün de olsa telefon edip çaya davet etmek, halini hatırını sormak çok mu zor?                 Aynı şey Altındağ’da yaşanıyor, Meclis başkan vekilliğine aday oluyor diye bir meclis üyesi disipline veriliyor, insaf değil mi?                 Ali İhsan Ölmez yıllarca Büyükşehir Belediye Meclisinde Meclis Başkanvekilliği yaptı bu görevi kabalamı aldı? Bıraksın Altındağ’da da başka bir arkadaşı yapsın ne olur sanki? Ali İhsan Ölmez Altındağ’da abiliğini yaparak partisinin kendisinden önemli olduğunu göstermeliydi ama meclis başkan vekilliğinde ısrar etti, hâlbuki meclis başkan vekili olmak yerine bir başka arkadaşı bu görevi önererek kendisi de abilik yapsa daha şık olmaz mıydı?                 Bakın Keçiören’den, Mamak’tan AK Partili meclis üyeleri istifa etti, başka ilçelerden de istifalar edileceği söyleniyor. Sayın belediye başkanları belediye meclis üyeleriyle sizin gibi seçilmiş insanlardır, lütfen onlara gerekli önemi verin. Özen gösterin, yoksa yaprak dökümü artarak sürecektir.                 AK Parti İl başkanı Hakan Han Özcan; Lütfen sahaya in, halkla bütünleş belediye başkanlarının, ilçe başkanlarının halkla kucaklaşmasını, birbirlerini anlamaları, sevmeleri, saymalarını, kaynaşmalarını sağla. Kendin de yukarıda yazdığım gibi halkla kucaklaş, onları dinle. Teşkilatını seninle birlikte çalıştır.                 Bakın her şeyden önce Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emeğine çabasına gayretine saygı gösterin, hiç olmazsa onun için biraz gayret edin.     Yazıyı sonlandırırken Şeyh Edebalinin şu sözlerini hatırlayalım;  “Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana… Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.. Ey Oğul! Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz. Oğul! Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır. İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir… Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek) derler. En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!.. Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı… Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!.. Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın…” Şeyh Edebali      
Sayın belediye başkanları belediye meclis üyeleriyle sizin gibi seçilmiş insanlardır, lütfen onlara gerekli önemi verin. Özen gösterin, yoksa yaprak dökümü artarak sürecektir.

Yazıya başlamadan önce Alparslan Türkeş’in şu sözüyle başlayalım;
Türk milletine Bizans'tan geçen bir hastalık vardır.gevşeklik, laubalilik, dedikodu, fitne, fesat, terbiyesizlik, birbirini beğenmemek, sır saklayamamak, rastgele laf söylemek.

Bu hastalık sizde var. Bu hastalığı tedavi etmeniz lazımdır. Bu hastalığı tedavi etmezseniz, kendinize yol seçiniz. Milliyetçi harekette bir saniye daha fazla kalmayınız.

Benimle dava arkadaşlığı edecekseniz herşeyden önce vasıflı Türk olmaya mecbursunuz. Türk milletini batıran,Bizans'ı batıran,Osmanlı imparatorluğunu batıran hastalık budur.

-Alparslan Türkeş

 

AK Partili belediyelerde AK Partili belediye meclis üyelerinin hoşnutsuzluğu, isyanları, itirazları iyice su yüzüne çıkmaya başladı.

                Görüştüğümüz bazı belediye meclis üyeleri bunun birinci nedeninin belediye başkanlarının, kendilerine hiç önem vermediğini kendilerinin ciddiye alınmadıklarını olduğunu söylüyor.

                Haklılar mı?
                Evet, haklılardır.

                Mesela Mamak’ta AK Partiden istifa eden belediye meclis üyesi Esra Yılmaz’ın hoşnutsuzluğu en az 6 aydır belliydi. Eğer belediye başkanı Murat Köse istese bu istifayı engelleyebilirdi. İsteseydi başta Mamaklılar olmak üzere kamuoyunun meclis üyesinin açıklamaları ile ilgilenmesini bu işin kamuoyuna yansımasını engelleyebilirdi.

                Yapacağı şey o kadar da zor değildi, hemen her AK Partili yöneticinin odasında olan “Ey Oğul” diye başlayan Şeyh Edebali’nin oğlu Osman Bey’e söylediği vasiyeti uygulamak olacaktı.

                Birde rahmetli Başbuğ’un “Türk Milletine Bizans’tan geçme uyuşukluk, tembellik, dedikodu” gibi sözlerini hatırlayıp hiç unutmasaydı. Pirenin deve yapılabileceğini kendisinin söylediği sözlerin abartılarak bire bin katılarak karşı tarafa iletilebileceğini bilirdi. Ne AK Parti ne kendisi bu sıkıntıyı yaşamazdı.

                Çok mu zor belediye meclis üyelerini dinleyip gönlünü almak ona hak ettiği övgüyü söylemek meclis toplantısı öncesinde ve sonrasında meclis üyeleriyle yemek yemek, çay içmek, sohbet etmek haftada bir gün de olsa telefon edip çaya davet etmek, halini hatırını sormak çok mu zor?

                Aynı şey Altındağ’da yaşanıyor, Meclis başkan vekilliğine aday oluyor diye bir meclis üyesi disipline veriliyor, insaf değil mi?

                Ali İhsan Ölmez yıllarca Büyükşehir Belediye Meclisinde Meclis Başkanvekilliği yaptı bu görevi kabalamı aldı? Bıraksın Altındağ’da da başka bir arkadaşı yapsın ne olur sanki? Ali İhsan Ölmez Altındağ’da abiliğini yaparak partisinin kendisinden önemli olduğunu göstermeliydi ama meclis başkan vekilliğinde ısrar etti, hâlbuki meclis başkan vekili olmak yerine bir başka arkadaşı bu görevi önererek kendisi de abilik yapsa daha şık olmaz mıydı?

                Bakın Keçiören’den, Mamak’tan AK Partili meclis üyeleri istifa etti, başka ilçelerden de istifalar edileceği söyleniyor. Sayın belediye başkanları belediye meclis üyeleriyle sizin gibi seçilmiş insanlardır, lütfen onlara gerekli önemi verin. Özen gösterin, yoksa yaprak dökümü artarak sürecektir.

                AK Parti İl başkanı Hakan Han Özcan; Lütfen sahaya in, halkla bütünleş belediye başkanlarının, ilçe başkanlarının halkla kucaklaşmasını, birbirlerini anlamaları, sevmeleri, saymalarını, kaynaşmalarını sağla. Kendin de yukarıda yazdığım gibi halkla kucaklaş, onları dinle. Teşkilatını seninle birlikte çalıştır.

                Bakın her şeyden önce Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emeğine çabasına gayretine saygı gösterin, hiç olmazsa onun için biraz gayret edin.

 

 

Yazıyı sonlandırırken Şeyh Edebalinin şu sözlerini hatırlayalım; 

“Ey Oğul!
Beysin!
Bundan sonra öfke bize; uysallık sana…
Güceniklik bize; gönül almak sana..
Suçlamak bize; katlanmak sana..
Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana..
Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana..
Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana…
Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana..
Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..
Ey Oğul!
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun.
Beyliğini mübarek kılsın.
Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın.
Uzaklara iletsin.
Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin.
Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız.
Tıkanıklığı temizlemeliyiz.
Oğul!
Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin..
Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!..
Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır.
Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir.
Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler.
Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir.
Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır.
Ananı ve atanı say!
Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir.
Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin.
Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme!
Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir…
Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı!
Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek) derler.
En büyük zafer nefsini tanımaktır.
Düşman, insanın kendisidir.
Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir.
Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir.
Ülke sadece idare edene aittir.
Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur.
Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır.)
İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz.
Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar.
Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez.
Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..
Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar.
Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur.
Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı…
Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli.
Savaşı sevmem.
Kan akıtmaktan hoşlanmam.
Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir.
Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır.
Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir.
Bey memleketten öte değildir.
Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz.
Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok.
Çünkü, zaman yok, süre az!..
Yalnızlık korkanadır.
Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz.
Yalnız başına kalsa da!
Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin.
Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir.
Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!..
Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.
Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.
Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın…”
Şeyh Edebali

 

 

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniufukgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.