Haber Girişi: 28.02.2021 - 18:59, Güncelleme: 28.02.2021 - 18:59

DEPREMLER VE HASAR SORUMLULARI

 

DEPREMLER VE HASAR SORUMLULARI

1.Bölüm: Deprem ve İmar Planları
Yerküre levhalarının hareketleri sonucu oluşan depremlere tektonik deprem denir. Bu en tehlikeli deprem türü olup yeryüzünde olan depremlerin yaklaşık  %90’ı dır. Volkan patlamaları sonucu meydana gelen depremlere volkanik deprem denir. Daha çok aktif yanar dağların olduğu ülkelerde görülür. Yeraltı madenlerinin erimesi ile oluşan galerilerin çökmeleri sonucu meydana depremlere çöküntü depremleri denir. Enerjisi çok az olduğu için bu depremler fazla zarara yol açmazlar.  Odak noktası deniz dibinde olan deniz depremlerine de tsunami denir.   Yeryüzündeki tüm arsa ve arazilerin kullanım kararları belirlenirken,  tarım al anları, orman alanları, yer altı madenleri ile petrol ve doğalgaz alanları gibi yerlere koruma getirilir. Sadece bu arazi ve alanlarda, kendi özellikleri doğrultusunda, işletme veya üretimler yapılabilir. Kültürel ve doğal sit alanları da koruma altına alınan yerlerdir. Heyelan ve kayan bölgeler ile sel baskınlarına maruz kalabilecek yerler de yapılaşma kapsamı dışında tutulur.   Kıyı şeridi ile nehir yatakları ve göl çevrelerinde de, belli bir mesafeye kadar planlama ilkeleri ve imar mevzuatları doğrultusunda yapılaşmalara yasaklar getirilir.   Deprem bölgeleri, fay hatları, çok riskli alanlar olduğundan, Çevre Düzeni Planı, Nazım imar planı ve Uygulama İmar Planlarında gösterilir.   İmar Planlarına Esas teşkil eden Jeolojik ve jeofizik etütler ilgili Yönetmelik hükümlerine tam riayet edilerek yapılmalıdır.   Ayrıca deprem yönetmelikleri ile deprem bölge ve sınıflarına ve fay hatlarına çok dikkat edilerek riskli alanlara yapılaşma yasağı getirilmelidir. İmar planlarında bu gibi yerlerin üzerlerinde ülke ana ulaşım ağları olan demir yolları, kara yolları ile tüneller, hava limanları ve deniz limanları yapılmamalıdır.        Üç tarafı denizlerle çevrili, ülkemizin de üzerinde bulunduğu Anadolu coğrafyasında 1500 yıllardan bugüne kadar geçen 520 yıllık süreç içerisinde 23 defa 7 ve üstü büyüklüklerinde depremler olmuştur. Türkiye nüfusunun yüzde 60’a yakınının, faal olan ve zarar verebilen deprem alanları üzerinde olduğu bilinmektedir.   27 Aralık 1939 tarihli Büyük Erzincan depremi 7,9 büyüklüğünde olmuş ve 33.000 kişi hayatını kaybetmiştir.  Yıkılan bina sayısı 116.000 civarında olup yaralı sayısı 100.000 kişi üzerindedir. Büyük Erzincan depremi dünyada meydana gelen büyük depremlerden biri olarak sayılmaktadır.   17 Ağustos 1999 tarihinde 7,4 büyüklüğünde olan Kocaeli Gölcük depremi 45 saniyelik süreyle ülkemizin deprem geçmişinde bilinen en uzun depremdir. Depremde olan can kaybımız 17.000 kişidir. Yaralı sayısı ise 25.000 kişiye yakındır.   Yapıların depreme dayanıklı hale getirilmesi, can ve mal güvenirliğinin artırılması için, 10.04.2000 tarih ve 24016 sayılı Resmi Gazetede kanun hükmünde kararname ile 595 sayılı Yapı Denetim Kanunu yürürlüğe girmiştir. Depremin şokuyla birazda aceleye getirilen bu kanun pek uzun ömürlü olamamış ve yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak hazır betona geçilmesi nervürlü demir kullanılması ve denetimlerin sıklaşmasıyla birlikte yapı güvenliği de artmıştır.    Bu kanun hükmünde kararnamenin yerini, 13.07.2001 tarih ve 24461 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 4708 sayılı Yapı Denetim Kanunu almıştır. Yalnız bu kanunun tüm yurt genelinde uygulanmaya konmaması çok önemli bir eksiklikti. Ancak sonraları bu hata ve eksiklik yeni düzenlemelerle ortadan kaldırılmıştır.      Deprem bölgelerinde yapılacak yapılar hakkındaki yönetmelik, depremden 7 yıl sonra 06.03.2007 tarih ve 26454 sayılı resmi gazete ile geç de olsa yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 18 Mart 2018 tarih ve 30364 sayılı resmi gazetede, 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe girmek üzere BİNA DEPREM YÖNETMELİĞİ bir defa daha revize edilerek yeniden yayınlanmıştır.   1998 Deprem Yönetmeliğine göre 1. ve 2. Derece deprem bölgelerindeki yapılarda en az C20, diğer bölgelerindeki yapılarda C16 beton sınıfı kullanılıyordu. 2007 Deprem Yönetmeliğinde tüm deprem bölgeleri için en az C20 beton sınıfı şartı getirilerek C16 beton sınıfının kullanılması yasaklanmıştır.   2019 yılında yürürlüğe giren deprem yönetmeliği ile tüm yapılarda en az C25 /30 beton sınıfının kullanılması zorunlu hale getirilerek C20 beton sınıfının kullanılması yasaklanmış ve ön üretimli beton elemanları sınıfı da C30/37 ye yükseltilmiştir. DİĞER ÖNEMLİ BİR GELİŞME DE BETONARME YAPILARIN ÖMRÜ AÇISINDAN, kritik olan yapıların maruz kalacağı çevresel etki sınıflarının belirtilmesi şartının getirilmesidir.   2. Bölüm: Betonarme Yapıların Ömrü   Doğru imar planları, doğru zemin etütleri ve doğru projeler ile uygulamaları doğru yapılmış betonarme yapı ve tesislerin ömürleri deprem olmadığı sürece yaklaşık 100 yıl kadardır. Ancak betonarme yapılar için, tüm imar planları ile uygulama projelerinin ve uygulamasının doğru yapılmış olması 100 yıllık bir yapı ömrü için tek başına yeteri değildir. Çünkü betonarme yapıların fiziksel ömürlerini, çevresel etki, iklim koşulları, tuz ve neme karşı korunaklı yapmamak gibi uygulamalarla, ruhsatta belirtilen kullanım amacının dışında kullanılması gibi eylemler olumsuz yönde etkilemektedirler.   Yeryüzünün yaklaşık %78’lik kısmını denizler oluşturur. Kıyı şeritlerinde bulunan yapılarda betonarme elemanlar dolaylı olarak deniz suyu ve deniz ortamının oluşturduğu koşullardan etkilenmektedir. Bu yapılar, değişik fiziksel ve kimyasal etkiler sonucunda dayanım gücünün bir kısmı kaybederler. Ege ve Akdeniz kıyı şeridinde 10 km. Mesafedeki betonarme yapıların bile korozyona uğradıkları tespit edilmiştir. İklim olarak düşük sıcaklıklara sahip olan yelerlerde de donma çözülme etkisi bu ve buna benzer sorunlara neden olabilmektedir.   Tüm projeler ve hesaplar,  imar planında belirtilen kullanım kararlarına ve büyüklüklerine göre yapılır. Konut projesinin statik hesabında öngörülen sabit ve hareketli yükler ile, uç bir örnek verirsek tank palet fabrikasındaki sabit ve hareketli yükler aynı değildir. Ülkemizde çoğu konut kullanımdaki binaların, zemin ve bodrum katlarında, üretim atölyelerinin ya da ticari faaliyetlerinin yapıldığı ve ilgili idarelerin de bunlara işletme ruhsatları verdikleri herkesin bildiği bir gerçektir. Binaların zemin ve bodrumlarında titreşimli makinaların verdiği sarsıntıların yanında bir de statik hesapta öngörülmeyen büyük boyutta sabit ve hareketli yükler oluşmaktadır.   Ayrıca birde, konut dışı kullanım koşullarının gerektirdiği ölçü ve boyutları elde etmek için yapının taşıyıcı sistemlerine müdahale edilmektedir. Bu durum çoğu zaman herhangi bir doğal afete maruz kalmadan bile yapı hasarlarına neden olmakta ya da hafif bir depremde bile yapının hasarlarının büyümesini tetiklemektedir. Yapı ruhsatında ve imar planında belirtilen kullanım kararları dışında yapıların kullanılmasının önüne geçilmelidir. Hatta bazı konut yapılarının zeminlerinde ruhsatta belirtilen dükkânlara bile, yapının taşıyıcı sistemlerini yük ve sarsıntı yönünde etkileyecek türde ticari faaliyetlere izin verilmemelidir.   3.Bölüm:  Yapı Hasarı Sorumluları Yapıların herhangi bir doğal afete maruz kalmadan hasar görmesi, can ve mal güvenirliğinin ortadan kalkması durumunda akla ilk gelen sorumlular, yüklenici ile ona vekâlet eden şantiye şefleri ve fenni mesullerdir. İmar planlarının ve her türlü zemin etütlerinin doğru olduğu durumlarda, hasarlı olan yapıların sorumluluklarının nasıl dağılacağı hususlarında çoğu zaman tereddütlere düşülmektedir.  Öncelikle proje müellifi mimarlar, imar planlarına göre yapı ve tesislerin uygulama projelerini doğru olarak yapmaktan sorumludur. İmar planlarında belirtilen kullanım kararlarını değiştirerek ya da yapı yüksekliği veya inşaat alanlarını artırarak proje yapamazlar. Böyle bir durumda proje müellifi mimarlar, projeyi onaylayan idareler ve uygulama mimari projelerini onaylayıp yapım safhasında kontrolünü yapan proje ve uygulama denetçisi mimarlar sorumludurlar.  Yapının taşıyıcı sistemi ile betonarme ve statik hesaplarındaki hata ve kusurlardan mesleki bir sorumlulukları yoktur. Proje müellifi inşaat mühendisleri, onaylı mimari projeye göre yapı statik hesaplarını ve taşıyıcı sistem betonarme projelerini doğru olarak yapmaktan sorumludur. Proje ve uygulama denetçisi inşaat mühendisleri ile idareler tarafından da onaylanan betonarme projelerinde hata ve kusur varsa, imzası olanların tamamı sorumludurlar. Mimari proje hata ve kusurlarından inşaat mühendislerinin mesleki bir sorumluluk ve yetkileri yoktur. 4708 Sayılı Yapı Denetim Kanununun 2. Maddesine göre bu kanun kapsamına giren her türlü yapılar, bakanlıktan aldığı izin belgesi ile çalışan ve münhasıran yapı denetimi ile uğraşan tüzel kişiliğe sahip yapı denetim kuruluşlarının denetimine tabidir. Yapı Denetim hizmeti, yapı denetim kuruluşu ile yapı sahibi veya vekili arasında yapılan hizmet sözleşmesine göre yapılır. Yapı sahibi, yapım işi için anlaşma yaptığı yapı müteahhidini vekil tayin edemez. Yapı denetim kuruluşları ile denetçi mimar ve mühendisler, eylem ve işlemlerinden dolayı 3194 sayılı İmar kanunun fenni mesuller için ön görülen 28.ve 38 madde hükümlerine tabidirler. 3194 sayılı İmar Kanunun 28. maddesinde, mimarlık, mühendislik ve planlama hizmetlerinin aynı kanunun 38. maddesinde belirtilen meslek mensuplarına yaptırılması mecburi kılınmıştır.  Hâlihazır harita ve imar planlarının hazırlanması ve bunların uygulanmasının fenni mesuliyetini; uzmanlık, çalışma konuları ve ilgili kanunlara göre, mühendisler, mimarlar, şehir plancıları deruhte ederler.  Müellifler ve uygulamada bulunan meslek mensupları, işlerini bu kanunlar ve ilgili diğer mevzuatlara uygun olarak gerçekleştirmekten sorumludurlar. Yapıda, inşaat ve tesisat işleri ile kullanılan malzemelerin kamu adına denetlenmesine ilişkin fenni mesuliyetleri, ruhsat eki etüt ve projelerin gerektirdiği uzmanlığa haiz meslek mensupları tarafından ayrı ayrı üstlenilmek zorundadır. Yapı sahibi, ruhsat süresi dolmamış olan bir yapının etüt ve proje müellifliği, yapı müteahhitliği veya şantiye şefliği görevlerinden herhangi birini üstlenmemişse bütün sorumluluklar ilgilisine göre, etüt ve proje müelliflerine, yapı müteahhitlerine, şantiye şeflerine ve ilgili fenni mesullere aittir. 4708 sayılı kanunun 6. maddesine göre yapı denetimin kuruluşları, ayrılan denetçi mühendis ve mimarları, altı iş günü içinde yazılı olarak bakanlığa ve ilgili idareye bildirmek zorundadır.    Yerine yenisi işe başlatılmadıkça ilgili idarece yapının devamına izin verilmez. Fenni mesuller, yapı sahipleri ve ilgili idarelerin birlikte düzenlediği tespit tutanakları ile tamamlandığı belirlenen, ancak müteahhitlerin yapım işlerinden doğan vergi ve sigorta prim borçları ve diğer sorumluluklarını gereğini gibi yerine getirmemeleri sebebiyle alınamayan yapı kullanma izin belgeleri, yapı sahiplerinin talebi üzerine verilir. Ancak bu belgelerin birer örneği, ilgili kurumlarına gönderilir. Aynı kanunun 9. Maddesine göre, uygulama sırasında yapı denetim kuruluşlarının, icrai veya ihmali davranışıyla görevi kötüye kullanan; ortakları, yöneticileri, mimar ve mühendisleri, yüklenicileri, proje müellifleri ile laboratuvar görevlilerinden kusurlu olanlara 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası verilir. Ancak yapmadıkları denetimleri yapmış gibi göstermeleri ya da gerçeğe aykırı belge düzenlemeleri halinde resmi belgede sahtecilik suçundan dolayı cezalandırılırlar. 4708 Sayılı Yapı Denetim Kanunu uygulama yönetmeliğinin 4. Maddesinin (1) fıkrasına göre, İLGİLİ İDARELER, kanun ve ilgili mevzuat ile belirlenen görevlerini, mevzuatta gösterilen süreler içinde tam ve zamanında yerine getirmek zorundadır.  2’nci fıkrasına göre de yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesini düzenleyen ilgili idare görevlileri, görevlerinin gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan her türlü yapı kusurlarından ve meydana gelen zararlardan dolayı, tabii oldukları mevzuat çerçevesinde sorumludurlar. Yapı Denetim Uygulama yönetmeliğinin 5. Maddesine göre yapı denetim kuruluşları,  Yapı Denetim Kanunun 2’nci maddesinde belirtilen görevlerini, kanun ile belirlenmiş süreler içinde, imar planına, fen, sanat ve sağlık kurallarına, standartlara, mevzuata ve mesleki ahlak kurallarına uygun ve olarak yerine getirmek zorundadır. Aynı Uygulama Yönetmeliğinin 6. Maddesine göre, proje ve uygulama denetçisi mimar ve mühendisler,  proje müelliflerince hazırlanan projelerin mevzuatlara uygunluğunu, detay ve hesaplarının doğrululuğunu kontrol ederek eksik ve hata yoksa onaylar. Yapı ruhsatının alınmasına müteakip, yapı denetim kuruluşunun ilgili denetçileri yapı sahibi, yapı müteahhidi veya adına şantiye şefi tarafından işyeri teslim tutanağı tanzim edilerek ilgili idarenin onayına sunulur. İşyeri teslim tutanağından sonra ihtisas dallarına göre ilgili denetçiler, kontrol elemanları ve varsa yardımcı kontrol elemanları, yapılan işlerin uygunluğunu gösterir kontrol tutanaklarını tanzim ederek onaylarlar. Yapının taşıyıcı sistem bölümünün imalatı, uygulama denetçisi inşaat mühendisi veya kontrol elemanı inşaat mühendisi şayet var ise yardımcı kontrol elemanı gözetiminde yapılarak tutanağa bağlanır.  Uygulama yönetmeliğinin 7. Maddesine göre proje müellifleri, yapı ruhsatına esas olan uygulama projelerini ve zemin etüdü raporları da dâhil olmak üzere her türlü etüde dayalı çalışmaları mevzuata uygun olarak yapmak ya da yaptırmakla görevlidir. Ruhsat eki projelerin birbirleri ile uyumlu olması şarttır.  Birbirleri ile uyumlu olmayan projelerden doğan sorumluluk, öncelikle proje müelliflerine ait olmak üzere, sırasıyla yapı denetim kuruluşuna, proje ve uygulama denetçisi mimar ve mühendislere ve ilgili idareye aittir. Yapı denetim uygulama yönetmeliğinin 8. Maddesine göre ise yapı sahipleri, yapı denetim hizmet sözleşmesini imzalamak zorundadır.  Yapı sahipleri, yapı denetim kuruluşunda denetçiyseler kendilerine o işler için görev verilemez ancak yapı denetim kuruluşu denetim işlerini yapabilir. Yapı sahipleri, projede, mahal listesinde, metrajda ve yapı yaklaşık maliyetinde bulunmayan imalatı, ruhsata bağlanmadığı sürece yapı müteahhidinde ve yapı denetim kuruluşunda isteyemezler.  Aynı yönetmeliğin 9. Maddesine göre müteahhitliği üstlenebilmek için bakanlıkça yetki belgesi verilmiş gerçek veya tüzel kişiler olunması şarttır. Yapı müteahhidi inşaatta şantiye şefi görevlendirmek zorundadır. Şantiye şefinin yapı sahibi olması durumunda şantiye şefliği için sözleşme akdedilmesi şartı aranmaz. Sadece yapı sahibi ile yapılan sözleşmede bu durum belirtilir.  Yapı müteahhidi ve şantiye şefi, yapım işlerindeki kusurlardan dolayı müteselsilen sorumludurlar. Yapı müteahhidi veya şantiye şefi, inşatta herhangi bir imalata başlamadan en az bir gün önce, yapı denetim kuruluşuna haber vermek zorundadır. Ancak bu durum yapı denetim kuruluşunun işin denetimsiz ilerlemesinden doğabilecek sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.   Yönetmeliğin 15. Maddesine göre, proje ve uygulama denetçisi mimar, mimari projenin ilgili mevzuata uygunluğunun ve yapının her safhasında bu projelere uygun yapılıp yapılmadığının denetimini yapar. Proje ve uygulama denetçisi inşaat mühendisi, zemin etüdü raporlarıyla birlikte yapı statiği, betonarme- çelik- ahşap- yığma yapı hesapları ile projelerin yapımının denetimi ile görevlidir. Yapı denetim kuruluşu kontrol elemanları, denetçi mimar ve mühendislerin sevk ve idaresinde görev yaparlar. Sorumluluğu altında bulunan işlerden dolayı denetçi mimar ve mühendislerle birlikte müteselsilen sorumludurlar.  4708 SAYILI Sayılı Kanunun 5. maddesine göre yapı denetim sözleşmeleri, yapı sahipleri ile Bakanlıkça yayımlanacak usul ve esaslara göre elektronik ortamda belirlenen yapı denetim kuruluşları arasında akdedilir. Daha önceleri yapı denetim kuruluşlarını doğrudan yapı sahipleri belirliyorlardı. Amaç yapı sahiplerine yükleniciye verdikleri işlerin denetimlerini yaptırmaktı.  Böylece yapı sahiplerini, yapılarının sözleşme şartlarına ve imar hukukuna uygun yapılıp yapılmadığını imalat aşamasında göreceklerdir.  Yapı sahiplerinin bazıları belki de tamamına yakını yapı denetim ücretlerini ödemek istemiyorlardı. Yapı denetim kanunu ve uygulama yönetmeliklerine aykırı olarak bu ücretleri yapı sahipleri adına yükleniciler yatırmak zorundan kalıyorlardı. Böylece de yapı denetim kuruluşlarını belirleme yetkisini de yükleniciler kullanıyorlardı.    Yapı denetim kuruluşları, yapı sahipleri ya da dolaylı olarak yüklenicilerden yeteri kadar denetim işleri almak zorundaydılar. Aksi bir durumda şirketin personel ve diğer giderlerini karşılamaları mümkün olamayacaktı. Yeteri kadar iş alabilmelerinin tek yolu da ticari rekabetti. O da denetim ücretlerinde indirim yapmaktan geçiyordu.   Bunun sonucu olarak da yapı denetim kuruluşları ücretlerinden yaptıkları indirimlerden dolayı ekonomik dar boğaza giriyorlar iflaslar ve kapanmalar birbirlerini kovalıyordu.  Ayrıca yapı sahipleri ya da yükleniciler, denetim kuruluşlarını, doğrudan kendileri seçtiklerinden,  gelecekte iş alma kaygısında olan yapı denetim kuruluşlarının,  yeterli denetimi yapıp yapamadıkları hususunda kuşkular da uyanıyordu.  29 Aralık 2018 tarih ve 30640 sayı ile Resmi Gazete ile yayımlanan yapı denetim kuruluşlarının elektronik ortama belirlenmesine ilişkin tebliğ ile yapı sahipleri ya da dolaylı olarak yüklenicilerin yapı denetim kuruluşlarını tercih etmelerinin önü kesilmiş ve adaletli bir iş dağıtımı yapılmaya başlanmış ve sorun kökten çözülmüştür.  18.12.2018 tarih ve 30629 Sayılı Resmi Gazete ile 4708 Sayılı Yapı Denetim Kanunu kapsamında taze betonda numune alma tebliği yayınlanmıştır. Her taze beton numunesinin içerisine bir adet beton etiketi yerleştirilecektir. Beton dökümü sırasında ilgili denetim elemanı şantiye mahallinde bulunacak ve numuneler ilgili denetim elemanının huzurunda laboratuvar personeli tarafından alınacaktır. Şantiye mahallinde ilgili denetim elemanınca EBİS mobil yazılımı üzerinden beton dökümünün ve numune alımının kendi huzurunda gerçekleştiğine yönelik onay işlemi gerçekleştirilecektir.   Bu yeni düzenleme ile de taze beton dökümünde olması muhtemel hata ve kusurlar önlenmiş olacaktır. Ancak yapı denetim ücretlerinin içinde laboratuvar giderleri ile taze beton içine konan çipin bedelleri de karşılanmaktadır. Bu yetmezmiş gibi birde alınan denetim ücretinin %3 ü ruhsatı veren idareye ve ayrıca bir %3 ü de Bakanlık hesabına yatırılmaktadır. Yapı denetim şirketlerinin önceleri yaptıkları indirimlerden belki de daha fazlası açıklanan yerlere ödenmektedir.  Yapı denetim kuruluşlarında ekonomik açıdan değişen pek bir şey olmamıştır. Bu kesintilerin dayanağı kanuni olsa bile hukuki değildir. Bu durumun düzeltilmesi tüm denetim kuruluşlarının haklı bir talebidir. 4.Bölüm: Deprem Hasar Sorumluları Depremleri önleme tedbirleri yoksa da korunma tedbirleri pek çoktur.  Korunma tedbirlerinin ilki, imar planları ve arazi kullanım kararlarıyla başlar. Deprem ve diğer doğal afetlerin göz ardı edildiği hatalı imar planlarına uyularak yapılan yapılarda, uygulama projeleri ve imar uygulamalarının doğruluğu yapılarda hasarları tek başına önleyemez.  Çünkü imar planlarının hatalı ve kusurlu olduğu durumlarda,  proje ve uygulamaların esasını teşkil eden veriler de hatalı ve kusurlu olacaktır. Böyle durumlardan da depremlerde can ve mal kaybının önlenmesi çok zor ve kaçınılmaz olacaktır. Ülkemizde, deprem yönetmeliklerinde, yapı denetim kanun ve yönetmeliklerinde, imar kanununda görülen aksaklıklar 2020 yılı içerisinde nerdeyse tamamen giderilmiş ve uygulamaya konmuştur.  2000 yılı öncesi yapıların riskli olanlarından başlamak üzere kentsel dönüşüm işleri de bütçe imkânları dâhilinde tam yapılmaya başlanmışken, İzmir depremi kentsel dönüşümü beklemeden 30 Ekim 2020 tarihinde 6,6-6,9 Aralığında meydana gelmiştir. Yüzün üzerinde ölü binin üzerinde yaralı olmuş ve ağır hasarlı 17 binada da gerekli kurtarma çalışmaları yapılmıştır.  Depremin şokuyla bazı teknik kişiler ya da kentsel dönüşüm planı yapanlar ellerine çürük beton ve düz demirleri alarak birtakım açıklamalarda bulunmuşlardır. Böyle durumlarda aceleyle suçlu aramak ve suçu hemen birilerinin üzerine atmak pek doğru değildir. Yapıların taşıyıcı sistemleri ve diğer yapı elemanları, binanın yapıldığı yıldaki CARİ inşaat mevzuatlarına göre incelenip değerlendirilmelidir.   Yapıldığı yıldaki imar mevzuatına uygun olarak C16 beton sınıfı ve düz demirle yapılmış binanın, düz demirini ve çok sağlam olmayan betonunu göstererek suçlama yapmak meslek erbabına pek yakışan bir hareket değildir. Bunun değerlendirilmesi ancak,  laboratuvar test deneyleri sonucu bulunacak, beton basınç ve demir çekme deneyleri sonucuna göre yapılır.  Bu test deney sonuçlarına göre yapının, yapıldığı zamanki CARİ imar mevzuatlarına uyup uymadığına kararı verilir. Bu karar verilirken binanın yaşı ve olumsuz bir çevresel etki varsa onunda  değerlendirmeye dahil edilmesi gerekir.  Bütün bunlar bilirkişi marifetiyle bir rapora bağlanır.   Bilirkişi heyetleri ile kamuda görevli teknik kadroların denetim ve incelemelerinde;  taşıyıcı sistemlerde görülen ve genellikle kalıp ve işçilik hatası ile oluşan birkaç santimlik negatif boyut hataları ile aks merkezleri arasındaki farklılıkları,  yapının yıkılma nedenleri gibi gösterilmesi halinde, yapılan değerlendirmeler doğru ve bilimsel değildir.  Statik hesaplarda zaten yeteri kadar emniyet payı hesaba dâhil edilmektedir.  Bu kadar küçük ve basit hatalar yapının hasar görme nedeni olarak gösterilemez. Bundan dolayı yüklenicilere ve fenni mesullere suçlama yapılamaz. Beton basınç dayanımı, bu kriterlerin altında çıkmış olsa bile 2000 yılı öncesi yıkanmamış ırmak ve deniz kumları ile inşatlara beton döktürenler ya da göz yumanlar bugünün soruşturma yaptıran ilgili idareler değil midir?  Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün 18 Şubat 2004 tarih ve 6/186 sayılı mevcut yapılarda meslek adamlarının sorumluluğunu belirten yazısını TMMOB inşaat mühendisleri odasına göndermiştir. Bu yazı, imar uygulamalarında yetkili olan en üst merciin yazısı olduğundan tüm ilgili meslek mensupları, odalar ve idarelerin uyması gereken bir karardır. Deprem Tehlike bölgelerine ait zikrolunan deprem bölgeleri haritası Bakanlar Kurulunun 18.04.1996 gün ve 96/8109 sayılı kararıyla yenilenmiştir. TS 500 de 1984 yılında değiştirilmiştir. Bu yönetmeliğin veya bundan öncekilerin yürürlükte olduğu dönemlerde projelendirilmiş ve inşa olunmuş binalarda sorumluluk incelemeleri ve değerlendirmeleri yaptırılırken, o binaların elde edildiği dönemde CARİ olan yönetmeliğe ve standarda dayanması tabiidir.  Bu nedenle, hasar görmüş yapıların sorumlularının,  sorumluluk araştırılması safhasında, yapının inşa edildiği dönemde ki cari olan kurallar çerçevesinde incelendiğinde,  görevini gerektiği gibi yapmış olanların, adli takibatta haklarında işlem yapılmasına gerek olmadığı bu yazı ile açıkça belirtilmiştir. Türkiye’miz bir deprem ülkesidir. Nüfusumuzun büyük bir kısmı da deprem kuşağı üzerinde yaşamaktadır. Depreme karşı güvenlikli yapılmamış binalar ve yapmayan müteahhitler elbette vardır. Ancak bu sayı kaçak yapıların imar afları hayli artmıştır. Müteahhitlerin gerekli hassasiyeti göstermeden ve yapı ruhsatına aykırı inşa ettikleri yapılarda doğan zararlardan sorumlu olacakları çok açıktır. Teslim aşamasında taşıyıcı sistemde gözle görülebilen hata ve kusurlardan, sonradan doğacak hasarlardan yüklenici sorumluluğu daha dar yorumlanacaktır. Çünkü yapı sahibinin bunu kabul etmemesi ya da yasal süresi içinde bildirmesi gerekirdi. Ancak görünmesi güç gizli kusurlarda müteahhitlerin sorumlulukları teslim tarihinden sonra da devam edecektir.    Müteahhitlerin depremlerden doğan her hasardan sorumlu olması düşünülemez. Şiddetli depremlerde yükleniciler gerekli özen ve hassasiyeti göstermiş olsalar dahi hasarlar meydana gelebilecektir. Binaların 8,5 şiddetindeki depremlerden hasar görmemesi çok zordur. Bundan dolayıdır ki yükleniciler üzerlerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmedikleri oranlarında sorumlu olacaklardır.   Doğal afetler ve deprem yönetmeliklerine uyulmadan yapılan imar planlarına göre yapılan yapıların hasarlarından, birinci dereceden kimler sorumludur. İmar planlarını yapan şehir plancıları ile bunları onaylayarak yürürlüğe koyan idareler ve jeolojik ve jeofizik zemin araştırmasını yapanlar birinci dereceden birlikten sorumlu değiller midir?   3194 sayılı İmar Kanunun 28. Maddesine göre, hâlihazır harita ve imar planlarının hazırlanması ve bunların uygulanmasının fenni mesuliyetlerini, uzmanlık alanları ve çalışma konularına göre ilgili kanunlarda belirtilen mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları tarafından deruhte edilir. Bu kişiler kanun ve mevzuatlara uygun olarak görevlerini gerçekleştirmekten sorumludurlar.   Şehir plancılarının,  uygulama projesinde ve yapının uygulanmasından dolayı herhangi bir mesleki yetki ve sorumlulukları yoktur. Onların görevleri sadece imar planlarını mevzuatlara uygun olarak yapmaktır. Bu madde hükmünde şehir plancılarının neden dolayı sorumlu tutuldukları açıkça belirtilmiştir.    Bu madde hükmünce deprem sonrası incelemelerde, fay hatları, çok riskli alanlar, heyelan ve kayan bölgeler ile sel baskınlarına maruz kalacak yerler gibi yapılaşma yasağı olacak alanların, imar planları ile yapılaşmaya açıldığı tespit edilirse,  imarı planlarını yapanlar ve onaylayarak yürürlüğe koyan idareler birlikte sorumludurlar. Zemin emniyet gerilmesi gereği verilen kat yüksekliklerini, sonradan imar planları tadilatları ile artıran şehir plancıları ve ilgili idareler de yine aynı şekilde ortaklaşa sorumludurlar.   4708 Sayılı Yapı Denetim Kanununun 3. Maddesine göre yapı müteahhitleri, denetçi mimar ve mühendisler, proje müellifleri, laboratuvar görevlileri, yapının ruhsat ve ekleri ile fen ve sanat kurallarına aykırı, kusurlu ve hatalı yapılması nedeniyle ortaya çıkan yapı hasarlarından dolayı yapı sahibi ve ilgili idareye karşı kusurları oranında sorumludurlar. Bu sorumluluk süresi, yapı kullanma izin belgesinin alındığı tarihten itibaren, yapının taşıyıcı kısımları için on beş yıl, taşıyıcı olmayan diğer kısımlar için iki yıldır   Yapı denetim uygulama yönetmeliğinin 8. Maddesine göre, yapı kullanma izin belgesi alınmış yapılarda ruhsat düzenlenmeksizin değişiklik yapılamaz. Yapıldığı takdirde yapı sahipleri doğrudan sorumludurlar. İşin fiziki olarak bittiğini gösteren iş bitirme tutanağının ilgili idarece onaylanmasından sonra yapılacak değişikliklerden de yapı sahipleri sorumludur   Yapı denetim kuruluşlarının yazılı ihtarına rağmen, yapı sahibi tarafından önlem alınmayan, parsel dışında meydana gelen ve yapıda hasar oluşturan, yer kayması, çiğ düşmesi, kaya düşmesi ve sel baskınından doğan hasarlardan yapı denetim kuruluşları sorumlu değillerdir.   Borçlar kanununun 478. maddesine göre de yüklenici ayıplı bir eser yapmışsa bu sebeple açılacak davalar,  teslim tarihinden itibaren taşınmaz yapılarında beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesiyle zaman aşımına uğrar. Ancak yapı kullanma izin belgesi alındıktan sonra, ilgili idareden izin alınmadan yapılacak esaslı tadilatlardan doğacak yapı hasarlarından izinsiz tadilat yapanlar sorumludurlar.                                                                                                                                                   Ethem OKLAZ                                                                                                                                                 Yüksek Mimar                
1.Bölüm: Deprem ve İmar Planları

Yerküre levhalarının hareketleri sonucu oluşan depremlere tektonik deprem denir. Bu en tehlikeli deprem türü olup yeryüzünde olan depremlerin yaklaşık  %90’ı dır. Volkan patlamaları sonucu meydana gelen depremlere volkanik deprem denir. Daha çok aktif yanar dağların olduğu ülkelerde görülür. Yeraltı madenlerinin erimesi ile oluşan galerilerin çökmeleri sonucu meydana depremlere çöküntü depremleri denir. Enerjisi çok az olduğu için bu depremler fazla zarara yol açmazlar.  Odak noktası deniz dibinde olan deniz depremlerine de tsunami denir.

 

Yeryüzündeki tüm arsa ve arazilerin kullanım kararları belirlenirken,  tarım al anları, orman alanları, yer altı madenleri ile petrol ve doğalgaz alanları gibi yerlere koruma getirilir. Sadece bu arazi ve alanlarda, kendi özellikleri doğrultusunda, işletme veya üretimler yapılabilir. Kültürel ve doğal sit alanları da koruma altına alınan yerlerdir. Heyelan ve kayan bölgeler ile sel baskınlarına maruz kalabilecek yerler de yapılaşma kapsamı dışında tutulur.   Kıyı şeridi ile nehir yatakları ve göl çevrelerinde de, belli bir mesafeye kadar planlama ilkeleri ve imar mevzuatları doğrultusunda yapılaşmalara yasaklar getirilir.

 

Deprem bölgeleri, fay hatları, çok riskli alanlar olduğundan, Çevre Düzeni Planı, Nazım imar planı ve Uygulama İmar Planlarında gösterilir.   İmar Planlarına Esas teşkil eden Jeolojik ve jeofizik etütler ilgili Yönetmelik hükümlerine tam riayet edilerek yapılmalıdır.   Ayrıca deprem yönetmelikleri ile deprem bölge ve sınıflarına ve fay hatlarına çok dikkat edilerek riskli alanlara yapılaşma yasağı getirilmelidir. İmar planlarında bu gibi yerlerin üzerlerinde ülke ana ulaşım ağları olan demir yolları, kara yolları ile tüneller, hava limanları ve deniz limanları yapılmamalıdır.     

 

Üç tarafı denizlerle çevrili, ülkemizin de üzerinde bulunduğu Anadolu coğrafyasında 1500 yıllardan bugüne kadar geçen 520 yıllık süreç içerisinde 23 defa 7 ve üstü büyüklüklerinde depremler olmuştur. Türkiye nüfusunun yüzde 60’a yakınının, faal olan ve zarar verebilen deprem alanları üzerinde olduğu bilinmektedir.

 

27 Aralık 1939 tarihli Büyük Erzincan depremi 7,9 büyüklüğünde olmuş ve 33.000 kişi hayatını kaybetmiştir.  Yıkılan bina sayısı 116.000 civarında olup yaralı sayısı 100.000 kişi üzerindedir. Büyük Erzincan depremi dünyada meydana gelen büyük depremlerden biri olarak sayılmaktadır.

 

17 Ağustos 1999 tarihinde 7,4 büyüklüğünde olan Kocaeli Gölcük depremi 45 saniyelik süreyle ülkemizin deprem geçmişinde bilinen en uzun depremdir. Depremde olan can kaybımız 17.000 kişidir. Yaralı sayısı ise 25.000 kişiye yakındır.

 

Yapıların depreme dayanıklı hale getirilmesi, can ve mal güvenirliğinin artırılması için, 10.04.2000 tarih ve 24016 sayılı Resmi Gazetede kanun hükmünde kararname ile 595 sayılı Yapı Denetim Kanunu yürürlüğe girmiştir. Depremin şokuyla birazda aceleye getirilen bu kanun pek uzun ömürlü olamamış ve yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak hazır betona geçilmesi nervürlü demir kullanılması ve denetimlerin sıklaşmasıyla birlikte yapı güvenliği de artmıştır. 

 

Bu kanun hükmünde kararnamenin yerini, 13.07.2001 tarih ve 24461 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 4708 sayılı Yapı Denetim Kanunu almıştır. Yalnız bu kanunun tüm yurt genelinde uygulanmaya konmaması çok önemli bir eksiklikti. Ancak sonraları bu hata ve eksiklik yeni düzenlemelerle ortadan kaldırılmıştır 

 

Deprem bölgelerinde yapılacak yapılar hakkındaki yönetmelik, depremden 7 yıl sonra 06.03.2007 tarih ve 26454 sayılı resmi gazete ile geç de olsa yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 18 Mart 2018 tarih ve 30364 sayılı resmi gazetede, 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe girmek üzere BİNA DEPREM YÖNETMELİĞİ bir defa daha revize edilerek yeniden yayınlanmıştır.

 

1998 Deprem Yönetmeliğine göre 1. ve 2. Derece deprem bölgelerindeki yapılarda en az C20, diğer bölgelerindeki yapılarda C16 beton sınıfı kullanılıyordu. 2007 Deprem Yönetmeliğinde tüm deprem bölgeleri için en az C20 beton sınıfı şartı getirilerek C16 beton sınıfının kullanılması yasaklanmıştır.

 

2019 yılında yürürlüğe giren deprem yönetmeliği ile tüm yapılarda en az C25 /30 beton sınıfının kullanılması zorunlu hale getirilerek C20 beton sınıfının kullanılması yasaklanmış ve ön üretimli beton elemanları sınıfı da C30/37 ye yükseltilmiştir. DİĞER ÖNEMLİ BİR GELİŞME DE BETONARME YAPILARIN ÖMRÜ AÇISINDAN, kritik olan yapıların maruz kalacağı çevresel etki sınıflarının belirtilmesi şartının getirilmesidir.

 

2. Bölüm: Betonarme Yapıların Ömrü

 

Doğru imar planları, doğru zemin etütleri ve doğru projeler ile uygulamaları doğru yapılmış betonarme yapı ve tesislerin ömürleri deprem olmadığı sürece yaklaşık 100 yıl kadardır. Ancak betonarme yapılar için, tüm imar planları ile uygulama projelerinin ve uygulamasının doğru yapılmış olması 100 yıllık bir yapı ömrü için tek başına yeteri değildir. Çünkü betonarme yapıların fiziksel ömürlerini, çevresel etki, iklim koşulları, tuz ve neme karşı korunaklı yapmamak gibi uygulamalarla, ruhsatta belirtilen kullanım amacının dışında kullanılması gibi eylemler olumsuz yönde etkilemektedirler.

 

Yeryüzünün yaklaşık %78’lik kısmını denizler oluşturur. Kıyı şeritlerinde bulunan yapılarda betonarme elemanlar dolaylı olarak deniz suyu ve deniz ortamının oluşturduğu koşullardan etkilenmektedir. Bu yapılar, değişik fiziksel ve kimyasal etkiler sonucunda dayanım gücünün bir kısmı kaybederler. Ege ve Akdeniz kıyı şeridinde 10 km. Mesafedeki betonarme yapıların bile korozyona uğradıkları tespit edilmiştir. İklim olarak düşük sıcaklıklara sahip olan yelerlerde de donma çözülme etkisi bu ve buna benzer sorunlara neden olabilmektedir.

 

Tüm projeler ve hesaplar imar planında belirtilen kullanım kararlarına ve büyüklüklerine göre yapılır. Konut projesinin statik hesabında öngörülen sabit ve hareketli yükler ile, uç bir örnek verirsek tank palet fabrikasındaki sabit ve hareketli yükler aynı değildir. Ülkemizde çoğu konut kullanımdaki binaların, zemin ve bodrum katlarında, üretim atölyelerinin ya da ticari faaliyetlerinin yapıldığı ve ilgili idarelerin de bunlara işletme ruhsatları verdikleri herkesin bildiği bir gerçektir. Binaların zemin ve bodrumlarında titreşimli makinaların verdiği sarsıntıların yanında bir de statik hesapta öngörülmeyen büyük boyutta sabit ve hareketli yükler oluşmaktadır.

 

Ayrıca birde, konut dışı kullanım koşullarının gerektirdiği ölçü ve boyutları elde etmek için yapının taşıyıcı sistemlerine müdahale edilmektedir. Bu durum çoğu zaman herhangi bir doğal afete maruz kalmadan bile yapı hasarlarına neden olmakta ya da hafif bir depremde bile yapının hasarlarının büyümesini tetiklemektedir. Yapı ruhsatında ve imar planında belirtilen kullanım kararları dışında yapıların kullanılmasının önüne geçilmelidir. Hatta bazı konut yapılarının zeminlerinde ruhsatta belirtilen dükkânlara bile, yapının taşıyıcı sistemlerini yük ve sarsıntı yönünde etkileyecek türde ticari faaliyetlere izin verilmemelidir.

 

3.Bölüm:  Yapı Hasarı Sorumluları

Yapıların herhangi bir doğal afete maruz kalmadan hasar görmesi, can ve mal güvenirliğinin ortadan kalkması durumunda akla ilk gelen sorumlular, yüklenici ile ona vekâlet eden şantiye şefleri ve fenni mesullerdir.

İmar planlarının ve her türlü zemin etütlerinin doğru olduğu durumlarda, hasarlı olan yapıların sorumluluklarının nasıl dağılacağı hususlarında çoğu zaman tereddütlere düşülmektedir.  Öncelikle proje müellifi mimarlar, imar planlarına göre yapı ve tesislerin uygulama projelerini doğru olarak yapmaktan sorumludur. İmar planlarında belirtilen kullanım kararlarını değiştirerek ya da yapı yüksekliği veya inşaat alanlarını artırarak proje yapamazlar. Böyle bir durumda proje müellifi mimarlar, projeyi onaylayan idareler ve uygulama mimari projelerini onaylayıp yapım safhasında kontrolünü yapan proje ve uygulama denetçisi mimarlar sorumludurlar.  Yapının taşıyıcı sistemi ile betonarme ve statik hesaplarındaki hata ve kusurlardan mesleki bir sorumlulukları yoktur.

Proje müellifi inşaat mühendisleri, onaylı mimari projeye göre yapı statik hesaplarını ve taşıyıcı sistem betonarme projelerini doğru olarak yapmaktan sorumludur. Proje ve uygulama denetçisi inşaat mühendisleri ile idareler tarafından da onaylanan betonarme projelerinde hata ve kusur varsa, imzası olanların tamamı sorumludurlar. Mimari proje hata ve kusurlarından inşaat mühendislerinin mesleki bir sorumluluk ve yetkileri yoktur.

4708 Sayılı Yapı Denetim Kanununun 2. Maddesine göre bu kanun kapsamına giren her türlü yapılar, bakanlıktan aldığı izin belgesi ile çalışan ve münhasıran yapı denetimi ile uğraşan tüzel kişiliğe sahip yapı denetim kuruluşlarının denetimine tabidir. Yapı Denetim hizmeti, yapı denetim kuruluşu ile yapı sahibi veya vekili arasında yapılan hizmet sözleşmesine göre yapılır. Yapı sahibi, yapım işi için anlaşma yaptığı yapı müteahhidini vekil tayin edemez. Yapı denetim kuruluşları ile denetçi m imar ve mühendisler, eylem ve işlemlerinden dolayı 3194 sayılı İmar kanunun fenni mesuller için ön görülen 28.ve 38 madde hükümlerine tabidirler.

3194 sayılı İmar Kanunun 28. maddesinde, mimarlık, mühendislik ve planlama hizmetlerinin aynı kanunun 38. maddesinde belirtilen meslek mensuplarına yaptırılması mecburi kılınmıştır.  Hâlihazır harita ve imar planlarının hazırlanması ve bunların uygulanmasının fenni mesuliyetini; uzmanlık, çalışma konuları ve ilgili kanunlara göre, mühendisler, mimarlar, şehir plancıları deruhte ederler.  Müellifler ve uygulamada bulunan meslek mensupları, işlerini bu kanunlar ve ilgili diğer mevzuatlara uygun olarak gerçekleştirmekten sorumludurlar.

Yapıda, inşaat ve tesisat işleri ile kullanılan malzemelerin kamu adına denetlenmesine ilişkin fenni mesuliyetleri, ruhsat eki etüt ve projelerin gerektirdiği uzmanlığa haiz meslek mensupları tarafından ayrı ayrı üstlenilmek zorundadır.

Yapı sahibi, ruhsat süresi dolmamış olan bir yapının etüt ve proje müellifliği, yapı müteahhitliği veya şantiye şefliği görevlerinden herhangi birini üstlenmemişse bütün sorumluluklar ilgilisine göre, etüt ve proje müelliflerine, yapı müteahhitlerine, şantiye şeflerine ve ilgili fenni mesullere aittir.

4708 sayılı kanunun 6. maddesine göre yapı denetimin kuruluşları, ayrılan denetçi mühendis ve mimarları, altı iş günü içinde yazılı olarak bakanlığa ve ilgili idareye bildirmek zorundadır.    Yerine yenisi işe başlatılmadıkça ilgili idarece yapının devamına izin verilmez.

Fenni mesuller, yapı sahipleri ve ilgili idarelerin birlikte düzenlediği tespit tutanakları ile tamamlandığı belirlenen, ancak müteahhitlerin yapım işlerinden doğan vergi ve sigorta prim borçları ve diğer sorumluluklarını gereğini gibi yerine getirmemeleri sebebiyle alınamayan yapı kullanma izin belgeleri, yapı sahiplerinin talebi üzerine verilir. Ancak bu belgelerin birer örneği, ilgili kurumlarına gönderilir.

Aynı kanunun 9. Maddesine göre, uygulama sırasında yapı denetim kuruluşlarının, icrai veya ihmali davranışıyla görevi kötüye kullanan; ortakları, yöneticileri, m imar ve mühendisleri, yüklenicileri, proje müellifleri ile laboratuvar görevlilerinden kusurlu olanlara 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası verilir. Ancak yapmadıkları denetimleri yapmış gibi göstermeleri ya da gerçeğe aykırı belge düzenlemeleri halinde resmi belgede sahtecilik suçundan dolayı cezalandırılırlar.

4708 Sayılı Yapı Denetim Kanunu uygulama yönetmeliğinin 4. Maddesinin (1) fıkrasına göre, İLGİLİ İDARELER, kanun ve ilgili mevzuat ile belirlenen görevlerini, mevzuatta gösterilen süreler içinde tam ve zamanında yerine getirmek zorundadır.  2’nci fıkrasına göre de yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesini düzenleyen ilgili idare görevlileri, görevlerinin gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan her türlü yapı kusurlarından ve meydana gelen zararlardan dolayı, tabii oldukları mevzuat çerçevesinde sorumludurlar.

Yapı Denetim Uygulama yönetmeliğinin 5. Maddesine göre yapı denetim kuruluşları,  Yapı Denetim Kanunun 2’nci maddesinde belirtilen görevlerini, kanun ile belirlenmiş süreler içinde, imar planına, fen, sanat ve sağlık kurallarına, standartlara, mevzuata ve mesleki ahlak kurallarına uygun ve olarak yerine getirmek zorundadır.

Aynı Uygulama Yönetmeliğinin 6. Maddesine göre, proje ve uygulama denetçisi m imar ve mühendisler,  proje müelliflerince hazırlanan projelerin mevzuatlara uygunluğunu, detay ve hesaplarının doğrululuğunu kontrol ederek eksik ve hata yoksa onaylar.

Yapı ruhsatının alınmasına müteakip, yapı denetim kuruluşunun ilgili denetçileri yapı sahibi, yapı müteahhidi veya adına şantiye şefi tarafından işyeri teslim tutanağı tanzim edilerek ilgili idarenin onayına sunulur. İşyeri teslim tutanağından sonra ihtisas dallarına göre ilgili denetçiler, kontrol elemanları ve varsa yardımcı kontrol elemanları, yapılan işlerin uygunluğunu gösterir kontrol tutanaklarını tanzim ederek onaylarlar.

Yapının taşıyıcı sistem bölümünün imalatı, uygulama denetçisi inşaat mühendisi veya kontrol elemanı inşaat mühendisi şayet var ise yardımcı kontrol elemanı gözetiminde yapılarak tutanağa bağlanır. 

Uygulama yönetmeliğinin 7. Maddesine göre proje müellifleri, yapı ruhsatına esas olan uygulama projelerini ve zemin etüdü raporları da dâhil olmak üzere her türlü etüde dayalı çalışmaları mevzuata uygun olarak yapmak ya da yaptırmakla görevlidir. Ruhsat eki projelerin birbirleri ile uyumlu olması şarttır.

 Birbirleri ile uyumlu olmayan projelerden doğan sorumluluk, öncelikle proje müelliflerine ait olmak üzere, sırasıyla yapı denetim kuruluşuna, proje ve uygulama denetçisi m imar ve mühendislere ve ilgili idareye aittir.

Yapı denetim uygulama yönetmeliğinin 8. Maddesine göre ise yapı sahipleri, yapı denetim hizmet sözleşmesini imzalamak zorundadır.  Yapı sahipleri, yapı denetim kuruluşunda denetçiyseler kendilerine o işler için görev verilemez ancak yapı denetim kuruluşu denetim işlerini yapabilir. Yapı sahipleri, projede, mahal listesinde, metrajda ve yapı yaklaşık maliyetinde bulunmayan imalatı, ruhsata bağlanmadığı sürece yapı müteahhidinde ve yapı denetim kuruluşunda isteyemezler. 

Aynı yönetmeliğin 9. Maddesine göre müteahhitliği üstlenebilmek için bakanlıkça yetki belgesi verilmiş gerçek veya tüzel kişiler olunması şarttır. Yapı müteahhidi inşaatta şantiye şefi görevlendirmek zorundadır. Şantiye şefinin yapı sahibi olması durumunda şantiye şefliği için sözleşme akdedilmesi şartı aranmaz. Sadece yapı sahibi ile yapılan sözleşmede bu durum belirtilir

Yapı müteahhidi ve şantiye şefi, yapım işlerindeki kusurlardan dolayı müteselsilen sorumludurlar. Yapı müteahhidi veya şantiye şefi, inşatta herhangi bir imalata başlamadan en az bir gün önce, yapı denetim kuruluşuna haber vermek zorundadır. Ancak bu durum yapı denetim kuruluşunun işin denetimsiz ilerlemesinden doğabilecek sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.  

Yönetmeliğin 15. Maddesine göre, proje ve uygulama denetçisi mimar, mimari projenin ilgili mevzuata uygunluğunun ve yapının her safhasında bu projelere uygun yapılıp yapılmadığının denetimini yapar. Proje ve uygulama denetçisi inşaat mühendisi, zemin etüdü raporlarıyla birlikte yapı statiği, betonarme- çelik- ahşap- yığma yapı hesapları ile projelerin yapımının denetimi ile görevlidir.

Yapı denetim kuruluşu kontrol elemanları, denetçi m imar ve mühendislerin sevk ve idaresinde görev yaparlar. Sorumluluğu altında bulunan işlerden dolayı denetçi m imar ve mühendislerle birlikte müteselsilen sorumludurlar.

 4708 SAYILI Sayılı Kanunun 5. maddesine göre yapı denetim sözleşmeleri, yapı sahipleri ile Bakanlıkça yayımlanacak usul ve esaslara göre elektronik ortamda belirlenen yapı denetim kuruluşları arasında akdedilir. Daha önceleri yapı denetim kuruluşlarını doğrudan yapı sahipleri belirliyorlardı. Amaç yapı sahiplerine yükleniciye verdikleri işlerin denetimlerini yaptırmaktı.  Böylece yapı sahiplerini, yapılarının sözleşme şartlarına ve imar hukukuna uygun yapılıp yapılmadığını imalat aşamasında göreceklerdir. 

Yapı sahiplerinin bazıları belki de tamamına yakını yapı denetim ücretlerini ödemek istemiyorlardı. Yapı denetim kanunu ve uygulama yönetmeliklerine aykırı olarak bu ücretleri yapı sahipleri adına yükleniciler yatırmak zorundan kalıyorlardı. Böylece de yapı denetim kuruluşlarını belirleme yetkisini de yükleniciler kullanıyorlardı.   

Yapı denetim kuruluşları, yapı sahipleri ya da dolaylı olarak yüklenicilerden yeteri kadar denetim işleri almak zorundaydılar. Aksi bir durumda şirketin personel ve diğer giderlerini karşılamaları mümkün olamayacaktı. Yeteri kadar iş alabilmelerinin tek yolu da ticari rekabetti. O da denetim ücretlerinde indirim yapmaktan geçiyordu. 

 Bunun sonucu olarak da yapı denetim kuruluşları ücretlerinden yaptıkları indirimlerden dolayı ekonomik dar boğaza giriyorlar iflaslar ve kapanmalar birbirlerini kovalıyordu.  Ayrıca yapı sahipleri ya da yükleniciler, denetim kuruluşlarını, doğrudan kendileri seçtiklerinden,  gelecekte iş alma kaygısında olan yapı denetim kuruluşlarının,  yeterli denetimi yapıp yapamadıkları hususunda kuşkular da uyanıyordu. 

29 Aralık 2018 tarih ve 30640 sayı ile Resmi Gazete ile yayımlanan yapı denetim kuruluşlarının elektronik ortama belirlenmesine ilişkin tebliğ ile yapı sahipleri ya da dolaylı olarak yüklenicilerin yapı denetim kuruluşlarını tercih etmelerinin önü kesilmiş ve adaletli bir iş dağıtımı yapılmaya başlanmış ve sorun kökten çözülmüştür. 

18.12.2018 tarih ve 30629 Sayılı Resmi Gazete ile 4708 Sayılı Yapı Denetim Kanunu kapsamında taze betonda numune alma tebliği yayınlanmıştır. Her taze beton numunesinin içerisine bir adet beton etiketi yerleştirilecektir. Beton dökümü sırasında ilgili denetim elemanı şantiye mahallinde bulunacak ve numuneler ilgili denetim elemanının huzurunda laboratuvar personeli tarafından alınacaktır.

Şantiye mahallinde ilgili denetim elemanınca EBİS mobil yazılımı üzerinden beton dökümünün ve numune alımının kendi huzurunda gerçekleştiğine yönelik onay işlemi gerçekleştirilecektir.   Bu yeni düzenleme ile de taze beton dökümünde olması muhtemel hata ve kusurlar önlenmiş olacaktır.

Ancak yapı denetim ücretlerinin içinde laboratuvar giderleri ile taze beton içine konan çipin bedelleri de karşılanmaktadır. Bu yetmezmiş gibi birde alınan denetim ücretinin %3 ü ruhsatı veren idareye ve ayrıca bir %3 ü de Bakanlık hesabına yatırılmaktadır. Yapı denetim şirketlerinin önceleri yaptıkları indirimlerden belki de daha fazlası açıklanan yerlere ödenmektedir.  Yapı denetim kuruluşlarında ekonomik açıdan değişen pek bir şey olmamıştır. Bu kesintilerin dayanağı kanuni olsa bile hukuki değildir. Bu durumun düzeltilmesi tüm denetim kuruluşlarının haklı bir talebidir.

4.Bölüm: Deprem Hasar Sorumluları

Depremleri önleme tedbirleri yoksa da korunma tedbirleri pek çoktur.  Korunma tedbirlerinin ilki, imar planları ve arazi kullanım kararlarıyla başlar. Deprem ve diğer doğal afetlerin göz ardı edildiği hatalı imar planlarına uyularak yapılan yapılarda, uygulama projeleri ve imar uygulamalarının doğruluğu yapılarda hasarları tek başına önleyemez.  Çünkü imar planlarının hatalı ve kusurlu olduğu durumlarda,  proje ve uygulamaların esasını teşkil eden veriler de hatalı ve kusurlu olacaktır. Böyle durumlardan da depremlerde can ve mal kaybının önlenmesi çok zor ve kaçınılmaz olacaktır.

Ülkemizde, deprem yönetmeliklerinde, yapı denetim kanun ve yönetmeliklerinde, imar kanununda görülen aksaklıklar 2020 yılı içerisinde nerdeyse tamamen giderilmiş ve uygulamaya konmuştur.  2000 yılı öncesi yapıların riskli olanlarından başlamak üzere kentsel dönüşüm işleri de bütçe imkânları dâhilinde tam yapılmaya başlanmışken, İzmir depremi kentsel dönüşümü beklemeden 30 Ekim 2020 tarihinde 6,6-6,9 Aralığında meydana gelmiştir. Yüzün üzerinde ölü binin üzerinde yaralı olmuş ve ağır hasarlı 17 binada da gerekli kurtarma çalışmaları yapılmıştır. 

Depremin şokuyla bazı teknik kişiler ya da kentsel dönüşüm planı yapanlar ellerine çürük beton ve düz demirleri alarak birtakım açıklamalarda bulunmuşlardır. Böyle durumlarda aceleyle suçlu aramak ve suçu hemen birilerinin üzerine atmak pek doğru değildir. Yapıların taşıyıcı sistemleri ve diğer yapı elemanları, binanın yapıldığı yıldaki CARİ inşaat mevzuatlarına göre incelenip değerlendirilmelidir.  

Yapıldığı yıldaki imar mevzuatına uygun olarak C16 beton sınıfı ve düz demirle yapılmış binanın, düz demirini ve çok sağlam olmayan betonunu göstererek suçlama yapmak meslek erbabına pek yakışan bir hareket değildir. Bunun değerlendirilmesi ancak,  laboratuvar test deneyleri sonucu bulunacak, beton basınç ve demir çekme deneyleri sonucuna göre yapılır.  Bu test deney sonuçlarına göre yapının, yapıldığı zamanki CARİ imar mevzuatlarına uyup uymadığına kararı verilir. Bu karar verilirken binanın yaşı ve olumsuz bir çevresel etki varsa onunda  değerlendirmeye dahil edilmesi gerekir.  Bütün bunlar bilirkişi marifetiyle bir rapora bağlanır.

 

Bilirkişi heyetleri ile kamuda görevli teknik kadroların denetim ve incelemelerinde;  taşıyıcı sistemlerde görülen ve genellikle kalıp ve işçilik hatası ile oluşan birkaç santimlik negatif boyut hataları ile aks merkezleri arasındaki farklılıkları,  yapının yıkılma nedenleri gibi gösterilmesi halinde, yapılan değerlendirmeler doğru ve bilimsel değildir.  Statik hesaplarda zaten yeteri kadar emniyet payı hesaba dâhil edilmektedir.

 Bu kadar küçük ve basit hatalar yapının hasar görme nedeni olarak gösterilemez. Bundan dolayı yüklenicilere ve fenni mesullere suçlama yapılamaz. Beton basınç dayanımı, bu kriterlerin altında çıkmış olsa bile 2000 yılı öncesi yıkanmamış ırmak ve deniz kumları ile inşatlara beton döktürenler ya da göz yumanlar bugünün soruşturma yaptıran ilgili idareler değil midir?

 Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün 18 Şubat 2004 tarih ve 6/186 sayılı mevcut yapılarda meslek adamlarının sorumluluğunu belirten yazısını TMMOB inşaat mühendisleri odasına göndermiştir. Bu yazı, imar uygulamalarında yetkili olan en üst merciin yazısı olduğundan tüm ilgili meslek mensupları, odalar ve idarelerin uyması gereken bir karardır.

Deprem Tehlike bölgelerine ait zikrolunan deprem bölgeleri haritası Bakanlar Kurulunun 18.04.1996 gün ve 96/8109 sayılı kararıyla yenilenmiştir. TS 500 de 1984 yılında değiştirilmiştir. Bu yönetmeliğin veya bundan öncekilerin yürürlükte olduğu dönemlerde projelendirilmiş ve inşa olunmuş binalarda sorumluluk incelemeleri ve değerlendirmeleri yaptırılırken, o binaların elde edildiği dönemde CARİ olan yönetmeliğe ve standarda dayanması tabiidir.

 Bu nedenle, hasar görmüş yapıların sorumlularının,  sorumluluk araştırılması safhasında, yapının inşa edildiği dönemde ki cari olan kurallar çerçevesinde incelendiğinde,  görevini gerektiği gibi yapmış olanların, adli takibatta haklarında işlem yapılmasına gerek olmadığı bu yazı ile açıkça belirtilmiştir.

Türkiye’miz bir deprem ülkesidir. Nüfusumuzun büyük bir kısmı da deprem kuşağı üzerinde yaşamaktadır. Depreme karşı güvenlikli yapılmamış binalar ve yapmayan müteahhitler elbette vardır. Ancak bu sayı kaçak yapıların imar afları hayli artmıştır. Müteahhitlerin gerekli hassasiyeti göstermeden ve yapı ruhsatına aykırı inşa ettikleri yapılarda doğan zararlardan sorumlu olacakları çok açıktır.

Teslim aşamasında taşıyıcı sistemde gözle görülebilen hata ve kusurlardan, sonradan doğacak hasarlardan yüklenici sorumluluğu daha dar yorumlanacaktır. Çünkü yapı sahibinin bunu kabul etmemesi ya da yasal süresi içinde bildirmesi gerekirdi. Ancak görünmesi güç gizli kusurlarda müteahhitlerin sorumlulukları teslim tarihinden sonra da devam edecektir.

 

 Müteahhitlerin depremlerden doğan her hasardan sorumlu olması düşünülemez. Şiddetli depremlerde yükleniciler gerekli özen ve hassasiyeti göstermiş olsalar dahi hasarlar meydana gelebilecektir. Binaların 8,5 şiddetindeki depremlerden hasar görmemesi çok zordur. Bundan dolayıdır ki yükleniciler üzerlerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmedikleri oranlarında sorumlu olacaklardır.

 

Doğal afetler ve deprem yönetmeliklerine uyulmadan yapılan imar planlarına göre yapılan yapıların hasarlarından, birinci dereceden kimler sorumludur. İmar planlarını yapan şehir plancıları ile bunları onaylayarak yürürlüğe koyan idareler ve jeolojik ve jeofizik zemin araştırmasını yapanlar birinci dereceden birlikten sorumlu değiller midir?

 

3194 sayılı İmar Kanunun 28. Maddesine göre, hâlihazır harita ve imar planlarının hazırlanması ve bunların uygulanmasının fenni mesuliyetlerini, uzmanlık alanları ve çalışma konularına göre ilgili kanunlarda belirtilen mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları tarafından deruhte edilir. Bu kişiler kanun ve mevzuatlara uygun olarak görevlerini gerçekleştirmekten sorumludurlar.

 

Şehir plancılarınınuygulama projesinde ve yapının uygulanmasından dolayı herhangi bir mesleki yetki ve sorumlulukları yoktur. Onların görevleri sadece imar planlarını mevzuatlara uygun olarak yapmaktır. Bu madde hükmünde şehir plancılarının neden dolayı sorumlu tutuldukları açıkça belirtilmiştir

 

Bu madde hükmünce deprem sonrası incelemelerde, fay hatları, çok riskli alanlar, heyelan ve kayan bölgeler ile sel baskınlarına maruz kalacak yerler gibi yapılaşma yasağı olacak alanların, imar planları ile yapılaşmaya açıldığı tespit edilirse,  imarı planlarını yapanlar ve onaylayarak yürürlüğe koyan idareler birlikte sorumludurlar. Zemin emniyet gerilmesi gereği verilen kat yüksekliklerini, sonradan imar planları tadilatları ile artıran şehir plancıları ve ilgili idareler de yine aynı şekilde ortaklaşa sorumludurlar.

 

4708 Sayılı Yapı Denetim Kanununun 3. Maddesine göre yapı müteahhitleri, denetçi m imar ve mühendisler, proje müellifleri, laboratuvar görevlileri, yapının ruhsat ve ekleri ile fen ve sanat kurallarına aykırı, kusurlu ve hatalı yapılması nedeniyle ortaya çıkan yapı hasarlarından dolayı yapı sahibi ve ilgili idareye karşı kusurları oranında sorumludurlar. Bu sorumluluk süresi, yapı kullanma izin belgesinin alındığı tarihten itibaren, yapının taşıyıcı kısımları için on beş yıl, taşıyıcı olmayan diğer kısımlar için iki yıldır

 

Yapı denetim uygulama yönetmeliğinin 8. Maddesine göre, yapı kullanma izin belgesi alınmış yapılarda ruhsat düzenlenmeksizin değişiklik yapılamaz. Yapıldığı takdirde yapı sahipleri doğrudan sorumludurlar. İşin fiziki olarak bittiğini gösteren iş bitirme tutanağının ilgili idarece onaylanmasından sonra yapılacak değişikliklerden de yapı sahipleri sorumludur

 

Yapı denetim kuruluşlarının yazılı ihtarına rağmen, yapı sahibi tarafından önlem alınmayan, parsel dışında meydana gelen ve yapıda hasar oluşturan, yer kayması, çiğ düşmesi, kaya düşmesi ve sel baskınından doğan hasarlardan yapı denetim kuruluşları sorumlu değillerdir.

 

Borçlar kanununun 478. maddesine göre de yüklenici ayıplı bir eser yapmışsa bu sebeple açılacak davalar,  teslim tarihinden itibaren taşınmaz yapılarında beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesiyle zaman aşımına uğrar.

Ancak yapı kullanma izin belgesi alındıktan sonra, ilgili idareden izin alınmadan yapılacak esaslı tadilatlardan doğacak yapı hasarlarından izinsiz tadilat yapanlar sorumludurlar.

 

                                                                                                                                                Ethem OKLAZ

                                                                                                                                                Yüksek M imar            

 

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (1 )

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniufukgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(28.02.2021 21:17 - #143)
Harika bir yazı teşekkürler
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniufukgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.