DEMOKRASİ VE HOŞGÖRÜ

Bizim bir arkadaşımız demokrasinin tanımı için benim düşündüklerim derdi. Maalesef son dönemlerde bazı arkadaşlar demokrasi ve hoşgörüyü sadece kendi düşündüklerinden ibaret sanıyor.

DEMOKRASİ VE HOŞGÖRÜ

Bizim bir arkadaşımız demokrasinin tanımı için benim düşündüklerim derdi. Maalesef son dönemlerde bazı arkadaşlar demokrasi ve hoşgörüyü sadece kendi düşündüklerinden ibaret sanıyor.

Özellikle Cumhur İttifakına Muhalefet yapan millet ittifakına oy vereceğini belirten / millet ittifakından yana olan arkadaşlar bu yanılgıya düşüyor. Cumhur ittifakına oy verenler/ verecekler vatan haini kendileri “Vatan Kurtaran Aslan” gibi davranıp psikolojik baskı kurmaya çalışıyorlar.

Yine düne kadar Ak Partide mücadele eden bazı isimler AK Parti ile yollarını ayırınca onlarda aynı yanlışa düşüyorlar.

Bakın arkadaşlar Cumhur ittifakına oy vereceğim çünkü;

1- Gençliğimiz hatta çocukluk sayılacak dönemlerimizden itibaren ülkücüler (yani biz) o zamanki selametçiler (M.S.P) sonraki refahçılar ile sadece iki noktada ortak hareket ederdi “Başörtüsü yasağı kalksın” “Zincirler Kırılsın, Ayasofya ibadete açılsın” ne mutlu ki her ikisi de bugün gerçekleşti her ikisinin gerçekleşmesinde de MHP Genel Başkanı Sayın Dr. Devlet Bahçeli’nin çok büyük payı ve emeği var.

2- Savunma sanayisinde son yıllarda geldiğimiz nokta Karabağ’ın Ermeni işgalinden kurtarılması, Libya ve Suriyedeki askeri hareketemiz yine PKK ve PYD’nin bitirilme noktasına gelmesi oy vermem için bir sebep,

Yine Turan, Kızılelma diye diye büyüyen bir nesil olarak Türk Dünyası teşkilatının yeniden kurulup aktif hale getirilmesi benim oy vermem için bir sebeptir.

Peki eleştirilecek yönleri yok mudur?

Tabii ki var nitekim başta tarım olmak üzere yerel yöneticileri en çok eleştiren bir gazeteyiz.

Suriyelilerin mutlaka memleketine dönmesi gerektiğinie inanıyorum. Türkiye’nin 16 vilayetinde Suriye’lilerin Türk nüfusunu geçmeye başlamasını hazmedemiyorum, ama bu sorunu yine Cumhur ittifakının çözeceğine inanıyorum sende başka türlü inanabilirsin madem demokrasi diyorsun bana neden hoşgörü göstermiyorsun?

Hele birde yıllarca AK Partide siyaset yaptıktan sonra Ak Partiden ayrılıp Ak partiye hakaret edenler var ki onların gerekçeleri gerçekten çok komik.

Açılımda ağzını açıp eleştirmeyenler Osman Öcalan TRT’ye çıktı diye kıyamet koparıyorlar, Cumhur İttifakı bunun siyasi bedelini ödedi ama sen yine iki yüzlülük yapıyorsun, dün açılımı eleştirmedin bugün HDP Kürtlerin siyasi temsilcisidir diyen genel başkanın partisinde siyaset yapmaya hazırlanıyorsun.

Sonunda ben diyorum ki demokrasi herkes için olsun ben Cumhur İttifakına oy vereceğim gerekçelerimde var sende istediğin ittifaka oy ver tabii ki oy vermek için gerekçe bulabilirsen.

Türkler Tarihte Var Olduğundan bu yana Önce Vatan Demiştir

Bir gün Tunguz elçisi geldi ve Mete’den çok sevdiği atını istedi. Mete Han, barış ortamı bozulmasın diye atını Tunguzlara gönderdi. Tunguzlar bununla yetinmedi. Bu sefer Mete Han’ın otağındaki bir kadını istediler. Mete,Tunguzların istedikleri kadını gönderdi. İstekleri yerine geldikçe Tunguzlar şımardılar…Şımardılar ve bir büyük hata yaptılar. Başlarını, Türk’ün ‘vatan şuuru’ kayasına çarpmak gibi bir çılgınlığa giriştiler: Tunguzlar, kendi sınırlarına yakın otlak olmayan, çorak,küçük bir toprağı istediler.

Öyle işler başardı ki; dillere destan oldu…

Yüzyıllardır, Türk Milleti’nin belleğinde OĞUZ HAN adıyla yaşadı ve yaşamakta! Tarihin puslu-dumanlı ufkundan, şimdilik, sadece küçük bir ışık huzmesi olarak
bize ulaşan Alp Er Tunga’dan sonra, Mete Han, Türklüğün ilk gurur anıtı.O, büyük bir devlet adamı… O, büyük bir askerî deha…O, üstün bir diplomasi uzmanı…Ve O, Türk birliğini ilk sağlayan atamız! Asya’nın acımasız bozkırlarında M.Ö.7. yüzyıldan beri Hun Türkünün adı söyleniyordu. Çin Seddi, denilen o uzun ve yüksek duvarı yaparak Hunlar’dan korunmaya çalışıyordu Çinli... Ne var ki, tarih M.Ö.200’lü yılların başına gelirken, Hun Devleti çökme derecesini geldi. Güneyde Çin ejderhası yutmak için beklemekteydi.Doğu’da Tunguzlar, Batı’da Yüeçiler bir türlü dirlik vermiyordu Hun devletine…M.Ö.209 yılında Türklüğün bahtı birden açıldı; Teoman oğlu Mete Han devletin başına geçti! Mete Han, ilk önce devlet teşkilatına bir çeki-düzen vermekle işe başladı. Hun Ordusu’na çelik disiplin anlayışını yerleştirdi. Birliklerin sayılarını kendi bulduğu kuralla yeniden düzenledi. Silah, araç ve gereçleri çağının üstün savaş anlayışına uygun duruma getirdi. Günümüzde bile askerlik sanatında hâlâ yaşayan;10.000’er kişilik TÜMEN sistemini uyguladı.Mete Han, çevik hareketli atlı birlikler kurarak Hun Ordusu’nun savaş gücünü son derece artırdı. Dörtnala giden at üzerindeki Hun Çerisinin geriye ok atma yeteneğini geliştirdi. Okları da bir başkaydı Mete Han ordusunun… Oklar havada uçarken,düşmanın moralini bozan bir ıslık çalıyordu.Mete Han, işte böylesine çok üstün bir ordu gücüne sahip olmasına rağmen,Asya’da barış olmasını istiyordu. Ne var ki, komşu Tunguzlar, Hunlar’ı hâlâ zayıf, hâlâ acz içinde zannediyorlardı… Bir gün Tunguz elçisi geldi ve Mete’den çok sevdiği atını istedi. Mete Han, barış ortamı bozulmasın diye atını Tunguzlara gönderdi. Tunguzlar bununla yetinmedi. Bu sefer Mete Han’ın otağındaki bir kadını istediler. Mete,Tunguzların istedikleri kadını gönderdi. İstekleri yerine geldikçe Tunguzlar şımardılar…Şımardılar ve bir büyük hata yaptılar. Başlarını, Türk’ün ‘vatan şuuru’ kayasına çarpmak gibi bir çılgınlığa giriştiler: Tunguzlar, kendi sınırlarına yakın otlak olmayan, çorak,küçük bir toprağı istediler. İşte bu istek, Mete Han’ın şahsi öfkesini millî öfkeye çevirdi.Hemen Kurultay’ı topladı. Kurultay’da şöyle konuştu:
-“At kendi malımdı, verdim…Kadın, kendi sorumluluğumda idi, milletimin
huzuru için verdim. İstenilen toprak devlet toprağı. Bu toprak benim değil; bütün
Hunların. Çorak da olsa vatan toprağı verilmez!”
Mete Han, bu konuşmadan sonra çelik disiplinli ordusunu Tunguz sınırına doğru yöneltti...Hunlar, Tunguzlarla öyle bir imhâ savaşı yaptılar ki, Çin tarihçileri bu savaşa
Asya’da kan banyosu adını verdiler. Bu savaştan sonra Tunguzların siyasî varlığı sona erdi.Tunguzları yenen Mete arkasından Yüeçiler’i buyruğu altına aldı. Artık Mete’yi
kimse durduramıyordu. Ok yaydan fırlamıştı bir kez… Çin’e yöneldi. O aşılmaz denilen Çin Seddi’ni defalarca aştı. Çin’i vergiye bağladı. Ama o, bu akınlardan mutlu değildi.
Çünkü Türkler dağınık, her boy kendi başına buyruktu. Bu durum Türk gücünün zayıflık belirtisiydi. Gece uyumadı, gündüz oturmadı ve bütün Türkleri birleştirdi. Daha sonra İpek Yolu üzerinde kesin egemenlik kurdu.Çin’i sürekli olarak baskı altında tuttu. O koca devin kıpırdamasına hiç fırsat vermedi. Fitnesini, fesadını engelledi. Hun töresini tüm dünyada geçerli kıldı. Türk kültürünü yaşamak, Türk gibi giyinmek, Türk gibi ata binmek. Türk olmayanlar için bir ayrıcalık haline geldi. Türklerin giysileri yabancı devletlerin meclislerinde konuşulur oldu. Ancak ‘Türk gibi giyinmekle üstün olunabileceği’görüşü, meclislerde özellikle tartışmaya açıldı.Mete Han’ın Çin ile yaptığı savaşların en önemlisi Peteng Dağı eteğinde gerçekleşen savaştı. Bu savaşta bütün Çin ordusu bir hafta boyunca kuşatma altında tutulmuştu. Mete için bu bir gösteriydi adeta. Bu gösteri; Hun gücünün, Hun savaş yeteneğinin, güçlü Hun ekonomisinin Mete Han’ca bir anlatımıydı! Dört yöne yerleştirilen Tümenlerin her birinde bulunan atların renkleri farklıydı. Çin İmparatoru Kao, kuşatma içinde kaldı. Hun kuşatması, Çin İmparatoru’nun Mete’nin Hatununa yalvarması sonucu kaldırıldı. Bu kuşatma yıllarca unutulmadı. Bir Çin Halk Türküsünde bu kuşatma, “Peteng dağında bir hafta ekmek, su bulunmadı. Asker yay çekmedi”ifâdesiyle yer aldı.Mete Han’ın Çin İmparatoriçesi’ne yazdığı mektuplar tarihin en önemli belgeleri arasındadır. Mete Han’ın mektuplarda kullandığı diplomatik uslûbun inceliği, bugün bile araştırmacıları şaşkınlık içerisinde bırakmaktadır.Mete Han, M.Ö.174 yılında öldüğünde Hun-Türk Devletinin sınırları içinde bütün Türk boyları birleşmişti. Devlet sınırları batıda Hazar denizinden, doğuda Kore sınırına, kuzeyde Sibirya’dan, güneyde Hindistan’a kadar ulaşmıştı.Mete Han, Türk Milleti’nin belleğinde yaşattığı adıyla OĞUZ HAN, Türklüğün ufkunda bugün bile bir güneş gibi parlamaktadır. Mete Han’ın torunlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kara Kuvvetleri, ilk kuruluş tarihi olarak M.Ö. 209 yılını, yani Mete Han’ın, devletin başına geçtiği yılı, kabul etmiştir.

Haber - Yorum : Mustafa Boşdurma

#

02 Nis 2022 - 00:07 - Dünya


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Ufuk Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Ufuk Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Ufuk Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Ufuk Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.