FOTOĞRAFLARLA OSMANLININ KURULUŞ TEMEL TAŞLARI Gazi GÜNDÜZALP

Tarihe yön verenlerin, dünyaya uygarlık ve medeniyet yayanların, Akdeniz’i Türk Gölü yapanların, üç kıt’ada at oynatanların, Viyana kapılarına dayananların, Estergon da, Uyvarda, Budin’de, Mohaç’da, Kanije’de, kısacası üç kıt’ada yeşil zemin üzerinde şanlı üç hilâli dalgalandıranların, bütün emperyalistlerin hedefi olanların atası, Osman Bey’in Dedesi, Ertuğrul Gazi’nin Babası, Hayme Anamızın Kocası, Oğuzlardan Kayı boyunun efsane Bey’i Gazi Gündüz Alp’ten bahsedeceğiz inşallah.

FOTOĞRAFLARLA OSMANLININ KURULUŞ TEMEL TAŞLARI  Gazi GÜNDÜZALP
FOTOĞRAFLARLA OSMANLININ KURULUŞ TEMEL TAŞLARI  Gazi GÜNDÜZALP
+1
Haber albümü için resme tıklayın

İştiyakla, hevesle, yoğun sevgi ve saygı dolu duygularla Sincan’dan yola çıkıyoruz. Yol arkadaşlarım Yeni Ufuk Gazetesinin sahibi, Sincan’da yerel gazeteciliğin duayeni ve önemlisi merhum Abdurrahim Karakoç abimizin yol arkadaşı Mustafa Boşdurmaz ve Muhterem insan, fotoğrafçımız Evin Göktaş’tır. Hırkatepe köyünde Gündüzalp soyadına rastlanmaktadır.

Oğuzların Kayı aşiretinin damgası lYl şeklinde yanlarda iki ok ile ortada bir yaylı oktur.

Kayı’nın manası muhkem, kuvvet ve kudret sahibi demektir.

Türk boyları göç esnasında değişik yönleri ve yolları tercih etmişlerdir. Kayı boyu da dokuzuncu asırdan sonra Aral havzasından hareket edip Ceyhun’u geçerek Horasan’a, oradan Azerbaycan ve Ahlât’a, oradan da Hasankeyf ve Harput’a daha sonra da I. Alaeddin Keykubad (1219–1236) tarafından kendilerine verilen Ankara’nın batısındaki Karacadağ bölgesine bilahare de III. Gıyaseddin Keyhüsrev (1264–1283) tarafından kendilerine kışlık ve yazlık olarak tahsis edilen Söğüt ve Domaniç bölgesine vararak 3500 km. kadar olan göçü tamamlamışlardır.

Kayı boyu bahsedilen göçü onücüncü yüzyılın ikinci yarısında 400 çadır ile, boy beyi Gazi Gündüzalp yönetiminde yapmıştır.

Gazi Gündüzalp’in eşi Hayme Ana olup; Sungurtekin, Gündoğdu, Ertuğrul ve Dündar adında dört oğlu vardır.

Anılan göç sırasında Gazi Gündüzalp Ankara’nın Beypazarı İlçesi Hırkatepe Köyü’nde Rumların yaptığı bir baskın sırasında şehit olmuştur. Mezarı buradadır ve tarih boyunca korunarak adına yakışır şekilde türbe haline getirilmiştir. Köy halkı askere gönderdikleri gençlerini hep birlikte dua ile buradan uğurlamış, hacet bayramı ve yağmur duası törenlerini burada yapmışlardır. Bu töre bugün de böyledir.

Caber kalesi yakınında mezarı bulunan Süleyman Şah’ın Gazi Gündüzalp ile aynı kişi olduğu söylenmektedir. Zira birçok Türk büyüğünün ayrı ayrı yerlerde türbe makam mezarları vardır. Lozan Antlaşması’na göre Caber kalesi yakınındaki Süleyman Şah türbesi Türkiye’ye bırakılmış ve burada Türk askeri birliği bulundurmak ve Türk Bayrağı çekmek hakkı verilmiştir. Bu konuyu tarih araştırmaları sonuçlandıracaktır. Ancak, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan ve İbrahim ARTUK tarafından Osman Gazi’ye ait olduğu tespit edilen sikkede(parada) Osman bin Ertuğrul bin Gündüzalp yani Gündüzalp oğlu Ertuğrul oğlu Osman yazılıdır. Bu paranın üzerindeki yazı Ertuğrul Gazinin babasının Gündüzalp olduğu görüşünü kesinleştirmiştir.

Gazi Gündüzalp’in Türbesini ziyaret eyledik. Şevket Bülent Yahnici buraya çok emek vermiş, türbeyi bu günkü haline getirmek için büyük katkılar sağlamış. Hırkatepeliler gençlerini buradan askere uğurluyorlar. Her yıl Eylül ayının ilk haftası anma törenleri yapıyorlar. Bu tarih Donaniçde Hayme Ana’yı ve Harmankaya’da Abdullah Gazi Mihal’i anma törenleri ile çakışıyor. Bu durum kimseninde umurunda değil. Bütünü değil parçaları düşünen bir toplum olduk.

HAYME ANA

( DEVLET ANA )

Çeşitli kaynaklardan derlenen bilgilere göre, Oğuzlar'ın Bozok kolunun Kayı Boyu'na mensup bir Türkmen kızı olan Hayme Ana, 1200'lü yıllarda Gazi Gündüzalp ile evlenerek sadece bir ailenin değil, 6 asır hüküm sürecek bir devletin temellerini atmada önemli rol oynadı.
Hayme Ana, eşi Gazi Gündüzalp’in göç sırasında Beypazarının Hırkatepe’de ( Kırklar) şehit olması üzerine 1250'li yıllarda aşiret reisliğini ele alıp, dağılma noktasına gelen Kayı Boyu'nu toparladı.
Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad’ın yer göstermesi üzerine önce Kayı Boyu'nu Aşağı Sakarya Vadisi'ne, Ankara'nın batısındaki Karacadağ bölgesine yerleştirdi. Ankara'nın Haymana ilçesinin bu dönemdeki yerleşmeden kaynaklandığı biliniyor.
Hayme Ana'nın, 1280'li yıllarda eylül ayının ilk günlerinde kışlağa dönüş sırasında öldüğüne, Ertuğrul Gazi'nin DEVLET ANA" diye de anılan annesini Çarşamba köyünde her yıl çadır kurduğu bir tepenin üzerinde defnettirdi.
1891 yılında Sultan II. Adülhamid Domaniç`e bir heyet göndererek ninesi ve devletin anası Hayme Ana`nın kabrini tespit ettirmiş ve üzerine bir türbe inşa eğirmiştir. Bugünkü türbe onun yaptırdığı türbedir. Ayrıca türbe külliyesine dâhil medrese ve misafirhane de yapılmıştır. Türbenin düzenlemesi, aydınlatılması ve mefruşatı yapıldıktan sonra törenlerle resmi açılışı yapılmıştır.

O günden bu güne her sene Eylül ayının ilk haftası anma törenleri düzenlenir. Kütahya - Tavşanlı, Bursa – İnegöl, Bozüyük-Dodurga-Domboy Çayırı Üzerinden Domaniç’e ulaşmak mümkündür.

Biz her yıi Eylül ayının ilk haftası Domaniç-Çarşamba köyündeki kutlamalara katılırız.

Kayı BoyununSöğüd’ü Kışlak, Domaniç ve çevresini yaylak olarak kullandığı yıllardaki “ Göç Yolu”nun Orman Genel Müdürlüğü, Odun Dışı İşler Daire Başkanlığınca ihya edilmekte olması ise ayrı bir sevindirici haberdir.

Devlet Anamızın ruhu şad olsun.

***

ERTUĞRUL GAZİ

ö. ~1280, Söğüt), 13. yüzyılın ortalarında Oğuzların Kayı boyunun lideri ve Osmanlı Beyliği'nin kurucusu olan Osman Bey'in babasıdır.

13. yüzyılın ortalarında Orta Asya'daki Cengiz Han'ın Moğol baskısından kaçan Kayılar, ilk olarak Doğu Anadolu civarlarına geldiler. Kayı Boyu beyi Gazi Gündüz Alp’in Beypazarı Hırkatepe (Kırkla) üzerine Ertuğrul Bey, Kayılar'ı Bizans sınırına göç ettirmek istedi. Fakat kardeşleri bu fikrine karşı çıktı. En nihayetinde, bu görüş ayrılıkları nedeniyle Kayılar ikiye bölündü: Ertuğrul'un ağabeyleri Sungur Tekin ve Gündoğdu geride, Ahlat'ta kalırken; Ertuğrul, kardeşi Dündar ile birlikte Batı'ya doğru göç etti.

Anadolu'ya gelmesi ve Söğüt'e yerleşmesi

Anadolu Selçuklu Devleti'nin Bizans İmparatorluğu sınırında bulunan uç emirliklerindeki Türk sayısı, 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Muharebesi sonrasında Anadolu'da başlayan Moğol istilaları sebebiyle artış göstermiş; buna paralel olarak Bizans topraklarına yapılan akınlar artmıştı. Bu akınlar sonucunda, Bizans topraklarında ikinci defa uç beylikleri kurulmaya başlandı.

Sultan Öyüğü veya Sultanönü (günümüzde Eskişehir) bölgesinde ise, uç topraklarının en ileri hattı olan Söğüt'te yerleşen Türk boyunun başında Ertuğrul Gazi bulunmaktaydı. Ertuğrul Gazi'ye bağlı boyun bu bölgeye ne zaman ve nasıl geldiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, konu hakkında farklı görüşler mevcuttur.

Ruhî Tarihi'ne göre Ertuğrul Gazi veya atalarının önderliğindeki 340 kişilik Türk boyu, Selçuklular ile birlikte Türkistan'ı terk edip Anadolu'ya gelerek Ankara civarındaki Karacadağ yakınlarına yerleşti. 1222-1230 yılları arasında, İznik İmparatorluğu hükümdarı III. İoannis ile Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı I. Alâeddin Keykubad arasında Eskişehir ve Ankara civarında gerçekleşen mücadelelerden haberdar olan Ertuğrul Gazi, orduya hizmet amacıyla çarpışmalara katıldı. Bu kapsamda Karacahisar'a yapılan kuşatmada yer aldı. Bunu memnuniyetle karşılayan I. Alâeddin Keykubad, Ertuğrul Gazi'yi akıncı başı yaptı. 1230 yılında, Harezmşahlar ile yapılan Yassı Çemen Muharebesi ve Moğollarla yapılan Kösedağ Muharebesi sebebiyle I. Alâeddin Keykubad ile III. İoannis arasında barış sağlandı. Kısa süre sonra I. Alâeddin Keykubad, Ertuğrul Gazi veya atalarına yardımlarından ötürü Söğüt'ü kışlak, Domaniç'i yaylak olarak verdi. Ertuğrul Gazi akınlarına buradan devam ederken, I. Alâeddin Keykubad'ın ayrılmasının ardından Karacahisar elden çıktı. Bunun üzerine Ertuğrul Gazi, yerli tekfurlarla uzlaşma yoluna gitti.

Ruhî Tarihi'nde yer alan bu bilgileri Osmanlı dönemi tarihçisi Neşrî, Ruhî'den aktarmaktadır. Âşıkpaşazâde ise bu anlatılanları kısaltmış ve içeriğini değiştirerek, yaşananları Osman Bey dönemine nakletmiştir.

Başka bir hikâyeye göre ise, Sürmeli Çukur (Aras Nehri vadisi) veya Ahlat'tan Ankara civarındaki Karacadağ eteklerine yerleşen Ertuğrul Gazi ve aşireti, burada bir süre kaldı ve İznik İmparatoru III. İoannis'e karşı I. Alâeddin Keykubad'ın ordusunda yer aldı. Ancak Moğol saldırıları sebebiyle I. Alâeddin Keykubad'ın Konya'ya dönmesinin ardından Ertuğrul Gazi'ye Söğüt'ü kışlak, Domaniç'i yaylak olarak tayin etti.

Ölümü

Ertuğrul Gazi'nin ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Birçok kaynak onun 1280'li yıllarda (1280, 1281, 1282, 1288 veya 1289) ve tahminen 80'li veya 90'lı yaşlarda vefat ettiğini söylemektedir. Söğüt'te vefat eden Ertuğrul Gazi'nin, oğlu Osman Gazi tarafından yaptırılan bir türbesi bulunmaktadır.

ERTUĞRUL GAZİ İHTİFALİ

Ulu Gazi Ertuğrul Gazi’yi anma şenlikleri ve Yörük bayramı her yıl Eylül ayının ikinci haftası gerçekleştirilmektedir. Pandemi dönemi iki yıl anmalar oldukça sembolik ve sönük geçti. Geçen sene Türk Kartallarının da katılımıyla maskelerimize rağmen oldukça coşkulu idi. Bu sene 739. Ertuğrul Gazi’yi anma ve Yörük bayramının çok daha muhteşem olacağına (inşallah) inanıyorum.

Ulu atam ruhun şad olsun.

09-10-11 Eylül 2022 tarihinde Cuma, Cumartesi ve Pazar günü Söğüt’te buluşalım inşallah. Türkiye’nin her yerinden gelen Yörüklerin oluşturdukları renkli kalabalıklara siz de katılınız.

OSMANLININ MNEVİ MİMARI ŞEYH EDEBALI

Şeyh Edebali (1206-1326), Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında yaşamış bir İslam ilahiyatçısı-din bilgini, Ahi teşkilatın Şeyhi, Osman Gazi'nin kayınbabası ve hocası, Râbi'a Bala Hâtun'un babasıdır. Osmanlı Devleti'nin fikir babası.

1206 yılında doğduğu tahmin edilmektedir.1326'da 120 yaşlarında Bilecik'te vefat etmiş, dergâhının zikir odasına gömülmüştür.

Hayatı

Osman Gazi nin kayınpederi olup 3 çocuğu vardır. Mahmud Paşa, Mehmed Paşa, Râbi'a Bala Hâtun-dur Osmanlı beyliği kurulduktan sonra epey bir süre Bilecik’te ikamet etmiştir.[4] Yetiştirdiği müridi Dursun Fakih Osmanlı Devletinin ilk kadısı olarak bilinmektedir. Şeyh Edebali aslen Karamanlı'dır. İlk eğitimini Horasan erenlerinden biri olup,Bektaşi pîr ve dedesi olan Şeyh Necmeddin ez-Zâhidî'den aldı.[5] Daha sonra Şam'a giderek dönemin meşhur alimlerinden dersler aldı. Tefsir, hadis ve İslam hukukunda uzmanlaştı.

Eskişehir yakınlarında o zamanki adıyla İtburnu – bu günkü adıyla Uludere köyünde yaşadı. Kendi yaptırdığı zaviyede öğrenci yetiştirdi ve halkı aydınlattı. Bilecik'te yaptırdığı dergahta, Osman Gazi'yi de birçok defa misafir etti.

Rivayete göre, Osman Gazi, bir gece rüyasında Şeyh Edebali'nin göğsünden bir ayın çıkıp kendi göğsüne girdiğini ve göğsünden bir büyük ağaç çıkıp dallarının alemi kapladığını, altından birçok nehirlerin çıkıp insanların bu sulardan geçtiklerini görmüştür. Şeyh Edebali rüyayı şöyle tabir etmiştir:

Sen, Ertuğrul Gazi oğlu Osman, babandan sonra bey olacaksın. Kızım Bala Hatun ile evleneceksin. Benden çıkıp sana gelen nur budur. Sizin soyunuzdan nice padişahlar gelecek ve nice devletleri bir çatı altında toplayacaklar, Allah nice insanın İslam'a kavuşmasına senin soyunu vesile edecektir

Bilecikte adına denek kurulmuş, dergâhının çevresinde düzenlemeler yapılmış. Piri olduğu Osmanlı Padişahlarının ilgi çeken panaromasu yapılmıştır. Bilecik İlimizin en gözde ziyaretgâhlarından birisidir. Yılda onbinlerce ziyaretçi buraya akın etmektedir.

DURSUN FAKİH

OSMANLI’DA İLK KADI VE İLK ŞEYHÜLİLAM

Hayatı hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmayan Dursun Fakih Karamanlı olup Şeyh Edebâli’nin (ö. 726/1326) damadı ve Osman Gazi’nin bacanağıdır. Şeyh Edebâli’den tefsir, hadis ve fıkıh okudu; ona mürid oldu ve seyrüsülûkünü onun yanında tamamladı. Osman Gazi ile birlikte savaşlara katılır ve gazilere imamlık yapardı. Karacahisar’ın (bugün Eskişehir’in merkez ilçesi merkez bucağına bağlı bir köy olan Karacaşehir) fethinden (688/1289) sonra Osman Gazi tarafından şehrin kadılığına ve kiliseden çevrilen caminin imamlığına getirildi. Burada onun adına ilk cuma hutbesini okudu. Kaynaklara göre bu hutbe Osmanlılar’ın istiklâl alâmeti olarak okunan ilk hutbedir (Âşıkpaşazâde, s. 18).

Osman Gazi fethettiği yerleri beşe bölerek Bilecik’i kayınpederinin idaresine bırakmıştı (1302). Bunun üzerine Dursun Fakih Edebâli’nin yanında kaldı ve onun vefatı üzerine makamına geçerek fetva işlerini yürüttü. Ölüm tarihi hakkında kesin bilgi bulunmamakla birlikte bazı kaynaklar şeyhinin yerine geçtikten bir müddet sonra vefat ettiğini kaydeder. Kabri, Bilecik’te Şeyh Edebâli Zâviyesi içindeki türbededir. Türbede Şeyh Edebâli, Dursun Fakih ve Muhlis Baba’dan başka Edebâli’nin ahfadından bazı kimseler medfundur Dursun Fakih’e bundan başka iki türbe-makam daha isnat edilmektedir. Bunlardan biri Karacahisar’da küçük bir tepe üzerinde diğeri ise Söğüt’ün Küre köyü civarında başka bir tepe üzerindedir

Yûnus Emre, Âşık Paşa ve Gülşehrî ile çağdaş olan Dursun Fakih ayrıca Osmanlı devrinin ilk şairlerindendir. Ona nisbet edilen tek eser olarak tanınan Gazavatnâme, edebî özelliğinden ziyade dinî mahiyeti ve Eski Anadolu Türkçesi’ne ait ilk örneklerden biri olması bakımından önemlidir.

Eylül ayının ikinci hafta sonu Söğüt’te yapılan Ertuğrul Gaziyi anma ve Yörük Bayramı proğramları ile birlikte Küre Köyümüzün hafif güney batısında kartal yuvasını andıran makam türbesinde Küreliler tarafından organize edilen misafirlere pilav ve üzüm ikram edilmektedir. Ben her zaman pilavı orada yemeği tercih ederim. Burada ki pilav bana daha fazla lezzetli gelmektedir. Hem Söğüt’teki kadar izdiham olmuyor. Geçen sene söğütte pilav yemeden Fıranlar’a dönmüştük.

Eylül’ün ikinci hafta sonu; Cuma, Cumartesi ve Pazar günü Ertuğrul Sancağına bekleriz inşallah.

#

23 Haz 2022 - 15:05 - Dünya


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Ufuk Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Ufuk Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Ufuk Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Ufuk Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.