Fatih Omaç'la 15 Temmuz'u bir kez daha andık

"28 Şubat'ta tanklar Sincan'da yürümüştü 15 Temmuz'da ise Sincanlılar tankların üstüne yürüdü"

+1
Haber albümü için resme tıklayın

"15 Temmuz sonrası 3 gün uyumadım daha sonra eve gelip duş almayı düşünürken trafik kazası geçirdim, öldürmeyen Allah öldürmüyor kazayı hafif atlattım"

M.B. : O dönemde yaşadıklarınızı ve neler yaptığınızı 15 Temmuz sonrası düzenlenen ilk AK Parti ilçe divan toplantısında gündeme getirmiştiniz, anlattıklarınızda uzun süre konuşulmuştu, o gün yaşadıklarınızı bir kez daha anlatabilir misiniz?

Fatih Omaç: Kısaca aklıma geldiğince özetleyecek olursam; AK Parti Sincan İlçe Başkanlığı görevine 2014 yılının Temmuz ayında getirilmiştim. 15 Temmuz 2016 tarihinde hain Fetö Terör Örgütü tarafından gerçekleştirilen darbe girişimi, İlçe Başkanlığımın 2. Yıldönümüne denk gelmişti. 15 Temmuz 2016 gecesi İlçe Yönetim Kurulu üyelerimizden Ömer ÖNLER kardeşimizin düğünü vardı. O akşam teşkilatımız ile birlikte arkadaşımızın düğününe katıldık. Düğünden çıktıktan sonra arkadaşlarımızla evlerimize gitmek üzere ayrılmıştık. O sırada, o dönemki Çatı-Der’in başkanı Hüseyin Öztürk abi beni aradı. “Bir arkadaşın avukatlık işi var. Görüşebilir miyiz?” dedi. Şükrü Yürür’ün çiğköfteci dükkanında saat gece 10:30 sularında buluştuk. Sohbet ederken bana telefonlar gelmeye başladı. Telefonla arayanlar, “Bir hareketlilik var mı? Ankara’da uçaklar uçuyormuş, hayırdır” dediler biz de herhangi bir bilgimiz olmadığını söyledik. Sonra televizyonlarda boğaz köprüsünün üzerinde tankları gördük altyazıları okumaya çalışırken dönemin AK Parti’de teşkilatlardan sorumlu İl Başkan Yardımcısı olan Mümin Altunışık Başkandan bana telefon geldi. “Paraleller askeriyede kalkışma yapmışlar. Sincan Teşkilat Binasının önüne bütün vatandaşları, teşkilatı topla ve benden haber bekle.” Dedi. Bende ona “İlçenin önünün çok müsait olmadığını lale meydanında toplanmamızın daha uygun olacağını, lale meydanının hem bir sembol hem de milli iradeye sahip çıkma adına daha uygun bir yer olduğunu söyledim. Mümin başkan da “Tamam olur. Benden ikinci bir emir gelene kadar haber bekle” dedi. En başından beri biz bunların silahlı olup vatandaşın üzerine kurşun yağdıracağını tahmin edemiyorduk. Vatandaşın parasıyla alınmış silahlarla, vatandaşın verdiği maaşla iş başında olan bir kısım askerin kendi halkına, içlerinde belki kendi annesi babası kardeşi varken silah doğrultacağını tahmin etmemiştik. “Biz tepkimizi koyalım, demokrasiye milli iradeye sahip çıkalım, Cumhurbaşkanımızın yanında olduğumuzu gösterelim, Türk bayraklarımızı alıp meydanlara inelim” düşüncesiyle, ben hemen o dönemki 71 bin üyemize Akbis sisteminden lale meydanında toplanacağımıza dair mesajlar attırdım. Belediye Başkanımız Mustafa Tuna’yı aradım, Kendisine; “İl başkanımız aradı vatandaşı ve halkı lale meydanına toplamamız isteniyor, senin de bilgin olsun” dedim, ardından o dönemki Kaymakamımız Salim Demir Bey’i aradım aynı şekilde bilgileri aktardım. Ardından 5 dk içinde lale meydanına geçtik. Yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımızla birlikte mahalle komisyonlarımız yavaş yavaş toplanmaya başladı, orda bilgi kirliliği de söz konusuydu. Bir taraftan halk toplanmaya başlarken diğer taraftan televizyondan duyduğumuz haberler bilgi kirliliğine sebebiyet veriyordu.

"Ankara İl Teşkilatımızdan gelen telefon üzerine Temelli'de ki Teşkilatlarımızı Polatlı'dan gelen askerlerin geçmemesi için anayola çıkarıp Polatlı-Eskişehir yolunu kapattık"

Cumhurbaşkanımız (reis) henüz televizyona çıkıp açıklama yapmamıştı. Meydanda “reis yakalanmış, reis ele geçirilmiş, reis öldürülmüş” diyenler dahi vardı. Biz o provokasyonlara rağmen halkı diri ve sakin tutmayı başardık. Bunun bir darbe girişimi olduğu netleşti, fakat inşallah başarılı olamayacaklarına ilişkin telkinlerde bulunduk. O esnada halk toplanırken kaymakam bey geldi hakkını yemeyelim, kaymakam beyle birlikte bizim oradaki Güngörmüşler konağında kriz masası gibi istişaremizi yaptık, orda kendisi de müftüyü arayabileceğini söyleyince bende rica ettim hani böyle günlerde davet amacıyla insanları çağırma amacıyla selalar verilir. Sıkıntılı bir süreç var bundan bilginiz olsun duanızı talep ediyoruz şeklinde ülke genelinde sela verilmeden önce Sincan’da sela verildi. Halk yavaş yavaş lale meydanına inmeye başlamıştı. Belediyemizin anons aracıyla halkımızı Lale meydanında bekliyoruz şeklinde anons etmeye başladık, arkasından önce Devlet Demir Yolları Genel Müdürünün Özel Kalem Müdürü Halim Özgümüş Bey vardı. O beni aradı “Fatih bey dedi Sincan’da normal banliyö tren hattında bakım olduğunu ancak hızlı tren hattını kullanabileceğimizi” söyledi, biz de o sıra toplanan kişileri genel merkezden telefon gelirse merkeze nasıl götüreceğiz diye düşünüyordum. Kendisine “Allah mı gönderdi seni abi” dedim. O telefon bizi çok rahatlattı ve sevindirdi. Sonrasında halkımızı anons

arabalarıyla tren garına yönlendirip Genel Merkeze, Külliyeye, Genel Kurmaya, Zırhlı Birliklere ve diğer merkezi kilit noktalara yönlendirdik. Sonrasında Ego 5. Bölge Sorumlusu İhsan Ün Bey beni telefonla aradı. Otobüs talebimiz olup olmadığını sordu. Ona da aynı şekilde “Seni Allah mı gönderdi” dedim, yaklaşık 40-50 civarında ego otobüsü 5 dakikada bir lale meydanına geldi. Gelen otobüsler yine aynı tren hattında yaptığımız gibi kilit noktalara yönlendirildi. Ankara İl Teşkilatımızdan gelen telefon üzerine Temelli’deki teşkilatlarımızı Polatlı’dan gelen askerlerin geçmemesi için anayola çıkarıp Polatlı-Eskişehir yolunu kapattık. Dönemin Sincan Belediye Başkanı Mustafa Tuna’yı ikinci kez aradım. Bu kez telefona Basın Müdürü Adnan Yuva çıktı, Adnan Yuva’ya “Billboardlara Cumhurbaşkanımızın resmini koyarak Milli İradeye Sahip çıkıyoruz şeklinde bir yazı ve görüntü yansıtırsa iyi olacağını” söyledim. Adnan Bey ise billboardlara Türk Bayrağı yansıtacağını söyledi. Ayrıca kendisine “İl Başkanının beni aradığını ve Belediye İş Makineleri ve Kamyonlarını askeri alanların kapılarının önlerine göndermemizi istediğini ve bu talimatı Mustafa Tuna Başkana iletmesini” söyledim. Ardından telefonu kapattık. O tarihte İhsan Yılmaz Eğitim Kültür müdürüydü ve yanımızdaydı. Ona da depoda bayrağımız olup olmadığını sorarak tüm bayrakları getirmelerini istedim sonrasında gelen bayrakları halkımıza dağıttık. Fakat biz hainlerin, Türk Askeri kılığındaki eşkıyaların insanlara kurşun sıkacaklarını bilmediğimiz için insanları şehadete gönderdiğimizin farkında değildik. Cumhurbaşkanımız Açıklama yaptıktan sonra Lale Meydanına yaklaşık 40 - 50 bin kişi indi, gelen kişiler gerek özel araba gerek otobüs gerekse demir yollarıyla kilit noktalara yönlendirildi. Sincan’da 9 şehit verdik, bir de annesi, babası, kayınpederi, kaynanası vesair akrabaları Sincan’da oturan şehitlerimizi göz önünde bulundurursak şehit sayımız 15’leri bulmuştu. 40 gün boyunca bütün şehit ve gazi ailelerini yalnız bırakmadık. Külliye’de ve Kızılay’da kesintisiz nöbet tuttuk, birçok kez şehit ailelerini ziyarete gittik, yapılan yargılamalarda bizzat kendimde avukat olduğum için şehit ve gazi ailelerinden vekalet alarak onların avukatı olarak fetö davalarında, yenikent cezaevinde olan duruşmaların hepsinin sonuna kadar takipçisi oldum. 15 Temmuz gecesinde Sincan halkını Merkezlere yönlendirdikten sonra kendimiz de sabaha karşı genel merkeze geçtik, genel merkezde 1-2 tanka el konulmuştu, herhangi bir tehlike kalmamıştı. Genel Merkezde sabah namazını kıldıktan sonra Fetöcülerin F-16 alçak uçuşları hala devam ediyordu. Etraftan kurşun sesleri geliyordu. O dönemde İlçe Başkan Yardımcım olan Gültekin GÜNDÜZ abi ve diğer arkadaşlarımızla birlikte Külliyeye doğru giderken duman olduğunu fark ettik. Ardından polis çevirdi polisin uyarılarından öğrendik ki oradaki duman, sabah 6 da külliyeye atılan ve bir çok şehit vermemize sebep olan bombadan dolayı oluşmuş. Polis memuru bizi durdurup “Herkes bombadan kaçıyor siz bombaya gidiyorsunuz, canınıza mı susadınız, geri dönün” dedi. Velhasıl böyle bir gece yaşadık, şahit olduklarımız dışındaki detayları da televizyondan öğrendik ve vatandaşlarımıza sıkılan kurşunları görünce şaşkınlığımızı gizleyemedik, kurşunların ilk başta plastik mermi olduğunu düşünmüştük fakat daha sonra ne yazık ki gerçek mermi olduklarını öğrendik.

"O gün herkes siyasi parti ayrımı gözetmeksizin sahaya indi. Çanakkale ruhu öldü diyorlardı ancak 15 Temmuz hain darbe girişimi bize Çanakkale ruhunun ölmediğini gösterdi. "

Siz ilçe divan toplantısında 15 temmuz olaylarını anlattınız çok güzel bir şekilde, o arada dönemin belediye başkanı Mustafa Tuna ortalıklarda yokmuş ve size de gerekli ilgiyi göstermemiş size derken şahsınıza değil, daha sonra belediye başkanı görevden ayrıldı sizin Sincan Belediye Başkanlığına gelme ihtimaliniz vardı Siz o gün ilçe divan toplantısında olayları düpedüz yalın bir şekilde anlattığınız için acaba Mustafa Tuna’nın size karşı bir alerjisi mi oldu da sizi Belediye Başkanı olarak istemedi?

-Öyle olmasını düşünmek bile istemiyorum, Mustafa başkanla 3.5 yıl abi kardeş şeklinde birlikteliğimiz oldu, kendisine hiçbir zaman saygı ve sevgide kusur etmedim. Kendisinin bir adım önüne geçmedim. Çalışmalarımızda herhangi bir sıkıntı yaşamadık. 15 Temmuzdan sonra 1 yıl 3 ay daha ilçe başkanlığım devam ederken de şahsi olarak bana karşı bir kendisinin herhangi bir tepkisi ve sıkıntısı olmadı. O dönem İl Başkanımız İlçenizde 15 Temmuz’da yapılan etkinlikleri belirten bir faaliyet bülteni oluşturun dedi, bizler de faaliyet bültenini gazete şeklinde oluşturup Cuma namazı çıkışlarında ve çeşitli yerlerde teşkilatımızla paylaştık. İlçe divan toplantısındaki konuşmamda da herhangi bir şekilde Mustafa Tuna Başkanı hedef alan kötü veya saygısız bir söz yoktu. O konuşmamda 15 Temmuz gecesinde yaşadıklarımızı yalın haliyle ve tüm gerçekliği ile anlatmıştım. Ayrıca, o konuşmamda belediye başkanımıza ve birim müdürlerimize teşekkür de etmiştim. 15 Temmuz gecesi Mustafa Başkan Sincan’da gelmemişti. Kendisi Kızılay da olduğunu söylemişti. O gün Mustafa Tuna başkanın hiç sokağa çıkmadığına, 2-3 gün kayıp olduğuna, hatta yurt dışına gittiğine ilişkin söylentiler çıktı. Fakat darbe gecesi sabahında saat 10:00’da İl binamızda yapılan toplantıya gittiğimde Mustafa Tuna Başkan ordaydı. Ben daha sonra kendisine de “Başkanım Sincan’a gelseydiniz iyi olurdu. Gözler bir belediye başkanı olarak sizi aradı. Konuşanlar oluyor.” dedim. Kendisi de bana, “Herkes Kızılay’a giderken ben Kızılay’dan Sincan’a mı gelseydim” şeklinde bir cevap vermişti. 15 Temmuzunun 1. Yıldönümünde Lale Meydanında yapılan etkinlikte Mustafa Başkan verdiği röportajda o gece Kızılay’da olduğunu ifade etmişti.

Mustafa Tuna Başkan’ın bana karşı olumsuz bir şey içerisine girdiğini görmedim, bende ona o şekilde hiçbir olumsuz eylem gerçekleştirmedim, beni seven arkadaşlarım benim Mustafa Tuna’dan sonra Belediye Başkanı olabilme ihtimalim olduğu şeklinde sözler çıkarmışlar fakat sonrasında ben Mustafa başkanın yanına gidip benim öyle bir niyetim olmadığını söyleyerek “ben ilçe başkanıyım kongremi yeni yaptım benim kesinlikle koltukta gözüm yok, zaten böyle bir şeyin olması da mümkün değil, böyle bir şey kulağa dahi hoş gelmiyor, o şekilde bir düşüncem de yok ve olmadı” diyerek kendisine açıkladım ve yanlış anlaşılma olmamasını söyledim. Kendisi de bana zaten “ben seni biliyorum olur mu öyle şey” dedi. Arkadaşların bu şekilde düşünmelerinin insani ve normal bir şey olduğunu, kendisi Büyükşehir Belediye Başkanı olursa bana da Sincan’da destek olabileceğini söyledi ve bu minvalde istişarelerimiz oldu. O dönemde süreci Mustafa Başkanla istişareli bir şekilde yürütmüştük. Aramızda herhangi bir problem yoktu. Ancak maalesef o dönemde farklı bir süreç gelişti. Yedek Meclis Üyeliğinden istifa eden arkadaşlarım bana “Başkanım sen dururken bizim meclise girmemiz bize zul olur. İçimizden birisi meclise girecekse bu senin hakkın” dediler ve bu nedenle istifa etmek istediklerini söylediler. Bu arkadaşlar da benim yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımdı ve tek niyetleri beni belediye meclisine girmemi sağlayarak meclisteki 29 meclis üyesinden biri olmamı sağlamaktı. Mustafa Başkanın Büyükşehire gitmesi durumunda bu 29 meclis üyesinden biri Belediye Başkanı olacaktı. Potaya beni de sokmak istediklerini söylediler. Nihai kararı nasıl olsa büyüklerimiz verecekti. Dönemin İl Başkanı Nedim Yamalı’ya bu durumu ilettiğimde bana “Neden olmasın. Bir bakmışsın bir hafta sonra Belediye Başkanı olmuşsun. Sen başarılı bir ilçe başkanısın. Benim düşünceme göre en iyi belediye başkanlığını ilçe başkanları yapar. Sana hayır diyemiyorum. Bu süreçte herşey olabilir. İstişarenizi yapın istihareye yatın ve kararı siz verin” dedi. Arkadaşlarım da bunun üzerine yedek meclis üyeliğinden istifa ederek benim yedek birinci sıra meclis üyeliğine yükselmemi sağlamışlar. Daha sonra o süreçte ben belediye meclis üyesi olmuş oldum. Ancak süreç tamamen benim kontrolüm dışında gelişti. Kimse ne beni, ne de istifa eden arkadaşları çağırıp “bu işin aslı nedir. Süreç nasıl gelişti” diyerek bir kez olsun dinlemedi. Sorumluluğu olanlar süreçten haberleri olduğu halde kendileri zarar görmemek adına benim arkamda durmadılar ve maalesef olanlardan haberleri yokmuş gibi davrandılar. Günah keçisi olarak bizi seçtiler. Ancak beni tanıyan herkes bilir ki “Bizler kadere iman etmiş, nasibe inanan, makam mevki hırsı olmayan, tek amacı samimi bir şekilde Hakka ve Halka hizmet etmek olan” kişileriz. O dönemde süreç, kısaca bu şekilde gelişmişti.

Gelecek dönemde belediye başkanlığı için yarım kalmış, işimi tamamlayıp deyip belediye başkanlığına aday olmayı düşünür müsünüz böyle bir düşünceniz var mı?

-Öyle bir düşüncem yok bizim partimizde istişare kültürü ve büyüklerimizin sözleri önem arz eder. 2017 yılı Kasım ayında büyüklerimiz Meclis Üyelerimiz arasından Murat Ercan Başkanı Belediye Başkanlığına uygun gördüler, 2019 yerel seçimlerinde de Genel Merkezimiz tekrar Murat Başkanı aday gösterdiler. Ben de o seçimde Belediye Meclis üyesi seçildim. Söylediğim gibi benim bundan sonraki süreçte de kendi şahsım adıma Belediye Başkanlığı gibi bir düşüncem yok. 2017 Kasım ayında gelişen süreç esnasında Belediye Başkanlığı ihtimali oluştuğunda “İlçemizin sorun ve sıkıntılarını biliyorum. İlçe halkını tanıyorum. Belediye bürokratlarını tanıyorum. İlçe Başkanlığında sağlamış olduğumuz başarıyı Belediyemizde de sürdürürüz. Belediye Başkanı olursam teşkilatımla birlikte samimi bir şekilde gece gündüz hiç durmadan çalışır ve Sincan halkı için hizmet ederim. 94 ruhu ve samimiyetini Sincan’da yeniden yaşatırız, Allah’ın rızasını ve milletin takdirini kazanacak güzel işler yaparız. Halkla içi içe oluruz ve hizmetlerimizle Sincan’ı şaha kaldırırız” düşüncesindeydim. O dönemde Belediye Başkanlığını içimizden geçirmiştik ancak nasip olmadı. Olanda hayır vardır. Bizim hayır gördüğümüz şeylerde şer, şer gördüğümüz şeylerde hayır olabilir. Allah hepimizin hakkında hayırlısını versin. Şu anda Sincan Belediyemizde, Belediye Meclis Üyesi ve Belediye Meclis 1. Başkan Vekili görevim var. Şu anki görevimi en güzel şekilde ifa etmeye çalışıyorum. Bizim önceliğimiz 2023 Haziran’ında Cumhurbaşkanımızın yeniden Cumhurbaşkanı olarak seçilmesini sağlamak ve TBMM’de Cumhur İttifakımızın çoğunluğu korumasını sağlamak. Bu seçimlerden başarıyla çıkarsak zaten 2024 seçimlerinde de başarılı olacağımıza inanıyorum. Zamanı geldiğinde partimizin yetkili kurulları, Genel Merkezimiz ve Cumhurbaşkanımızın Sincan’da kimi aday gösterirse adayımızın arkasında çalışmaya da hep birlikte devam edeceğiz inşallah.

Teşekkür ederim.

31 Tem 2022 - 13:09 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Ufuk Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Ufuk Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Ufuk Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Ufuk Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.