Fotoğraflarla Osmanlının temel taşları 2

(Aşiretten Devlete) Kıymetli okurlarımız: bu yazı dizimizin birinci bölümünde gazi gündüz bey, ertuğrul gazi, hayme ana, şeyh edebalı ve dursun fakıh’tan bahsetmiştik.)

+11
Haber albümü için resme tıklayın

CİHAN DEVLETİNİN KURUCUSU OSMAN GAZİ

Biz Cihan Devletinin kurucusu Osman Gazi Han Hazretlerinin kahramanlık hikâyeleri ile büyüdük. Onun menkıbeleri günümüzde duyarlı insanlar çevresinde hala konuşulur. O manen bizim atamızdır. Osman Gazi adını detaylı olarak Feridun Fazıl Tülbentçinin romanından okudum. Daha sonra adına kitaplar yazıldı ve filmler çevrildi. Günümüz de seyrettiğimiz “Diriliş Osman” dan çok Yücel Çakmaklının çektiği, Cihan Ünal’ın oynadığı filmi beğenmekteyim. Tarık Buğranın “ Osmancığı”da oldukça güzeldi.

KİMDİ OSMAN GAZİ

1258 de kendisi gibi bir kahraman Ertuğrul Gazi Oğlu, Halime Hatundan doğma; 1326 da ardında cihan devletinin sağlam temellerini bırakarak ebediyete intikal eden ve halen gönüllerimizde yaşayan bir kahramanımızdır.

Çocukluğu Hayme Ananın kucağında, Söğüt-Domaniç arası göç yollarında geçti. Hayme nenesi ona kurumuş hali Domaniç, Domur köyde İbrahim Önder tarafından koruma altına alınan Mızık- Beşikçam’da salıngaç kurdu.

Şeyh Edebalı ile tanıştı, ondan feyz aldı. Şeyhin evinde misafir olduğunda gördüğü rüya meşhurdur. Şeyh Edebalı onun olgunlaşmasında, pişmesinde ve İlayı kelimetullahı yayma sevdasına kapılmasın büyük rol oynadı..

1281 de büyük mücadeleler neticesinde Kayı’ya bey oldu. Bu adım O’nu Osmanlının ilk Padişahı olmasına yol açtı.

Eşleri Bâlâ Hatun ve Malhun Hatundur.

Orhan Gazi, Alaaddin Ali Bey, Çoban Bey, Hamid Bey, Pazarlu Bey, Melik Bey adında oğulları ve Fatma Melek Hatun isimli kızı vardı.

İlk Komutanları Akçakoca, Konuralp idi. Babasının bir çok silah arkadaşıda onunla cihad eyledi.

ALDIĞI KALELER

Kulacahisar,  Karacahisar, Blekoma – Bilecik, Yarhisar, İnegöl kaleleridir. En büyük zaferi Bizans ordusuna karşı kazandığı Koyunhisar zaferidir. Bu savaş Osmanlının ölüm kalım savaşıdır. Yenilgi yok olmaya yol açabilirdi. Köprühisar, Derbent ve ikizce savaşlarıda zaferle çıktığı savaşlardır. Bu savaşlar İznik ve Bursa’nın fetih yolunu açan savaşlardır. Değerli okuyucu; burada bahsi geçen yerleri defalarca ziyaret edip incelemelerde bulunmaya çalıştık.

Gut hastalığı yüzünden 1320 de yeri oğlu Orhan Gaziye bıraktı. Orhan Gazi Bursa’yı kuşatma altında tutarken şöyle vasiyet etti: “ Beni o gümüşlü kümbetin altına gömüm. “ Bursa’nın fethi müyesser olmadan 1326 yılında vefat edince Söğüt’te toprağa verildi. Bursa fethedilince gümüşlü kümbet dediği bu gün Tophane adıyla anılan yere nakledildi. Orada oğlu Orhn Gazi ile yan yana ebedi istirahatgahların kıyameti beklemektedirler.

Ruhları şad olsun.

Osman Gazinin mirası:

 

KUMRAL ABDAL KİMDİR?

 

Osmanlı’nın güç kazanmasında önemli rol oynayan bir çok şahıslar vardı.Ertuğrul Gazi’nin sancaktarı Kumral Abdal da bunlardan biridir. Doğum tarihi ve yeri bilinmeyen Kumral Abdal’ın asıl adı Turgut olup Şeyh Edebali hazretlerinin bir müridiydi.

Şeyh Edebali hazretleri Eskişehir yakınlarındaki İtburnu adlı köyde yaşıyordu. Talebelerine ilim irfan öğretip, insanlara huzur dağıtmakla meşgul olurdu. Sohbetlerinde kemale gelen Kumral Abdal hem talebe yetiştirmek hem de dini yaymak ve kafirlerle savaşmak için görevlendirildi. Kumral Abdal, Müslümanlığın yayılmasında ve Osmanlı’nın güç kazanmasında önemli şahıslardan biridir.

TÜRBESİ NEREDE?
Bozüyük’ten Kovalıca istikameti taraftadır. yönüne gidildiğinde, yol üzerinde YHT istasyonuna giderken sol taraftadır.
Bursa-Eskişehir yolu üzerinden Yediler Mahallesi ve Kovalıca istikametine döndüğünüzde 1200 m sonra Kumral Abdal Türbesi’ne ulaşırsınız.

Kumral Abdal Osmanlının kuruluş döneminin en renkli şahsiyetleri arasındadır.Türbesi yolumuzun üzeri de olduğu için sık uğrama şansımız var.

Kumral Abdal Osman Gazi Hazretlerinin Şeyh Edebalıya misafir olduğunda gördüğü meşhur rüyayı yorumlayan kişidir.

Dizide yeterince rol verilmiş, hatta yaşamadığı dönemlerde bile cihad ettirilmiştir. Onu canlandıran sanatçı Emin Gürsoy rolünün hakkını çok iyi vermiştir.

Ben Bilecikli olmama ve oradan sık geçmeme rağmen türbeyi Tarihçi Mehmet Can Çetin’in açtırdığı gün hariç hiç açık görmedim.

Durum neden böyledir. Türbeyi restore ettiren vakıflara da bu soruyu sormak istemiyorum.

Osmanlı’nın güç kazanmasında önemli şahıslardan oldu.

KAMURAN GAZİ

Ertuğrul Gazi’nin silah arkadaşı olan Kamuran Gazi’nin türbesi, Metristepe Zafer Anıtı’nın doğu yamacının hemen alt kısmında yer alır. Köyün ilk adı “Doruk”tur. Kamuran Gazi’nin türbesinin burada bulunması nedeniyle adı “Kamuran Tekke” olarak değiştirilmiştir. İnönü zaferlerinin en önemli noktası sayılan Metristepe, daha sonra ismini köye vermiştir.

Eskişehir istikametinden Bözüyük’e doğru giderken sağdan Çepni Köyüne giden yol sizi doğru Metristepe Köyü’nde bulunan türbeye götürür, Anıta çıkarken yolun üst tarafındadır.

Yolumuzun sık uğraması sebebiyle aşina olduğumuz yerdir.

Bu tepede İnönü Savaşlarının kahramanlarının şehitlikleri vardır.

DOKTORA ÖĞRENCİSİ HAMİYET BİLGİLİ’NİN KALEMİNDEN

ABDULLAH MİHAL GAZİ

 Harmanköy Abdullah Mihal Gazi Türbesi

Abdullah Mihal Gazi tarafından kurulan Mihaloğulları Osmanlı Devletinin kuruluş

devrinde ve Rumeli’nin fethinde büyük yararlılıklar gösteren akıncı ailesidir.

 Ailenin atası olan Abdullah Mihal Gazi, Osman Bey zamanında Bizans’a bağlı Harmankaya tekfuru iken zamanla Osman Bey ile dost olup İslamiyet’i kabul ederek uc bölgesinde Osmanlı beyliği için mücadele etmiş tarihi bir şahsiyettir.

İnhisar Merkez’e 20 km mesafede bulunan Abdullah Mihal Gazi Türbesi ise Harmanköy Mezarlığı içerisindedir. Türbenin yüksekliği 3 metre, eni

5.20 m, etrafı ise 21.60 metredir. Türbe içerisinde bulunan iki sandukanın da ölçüleri eşit

olmakla beraber uzunlukları 2 metre 30 cm, yükseklik 80 cm, en ise 90 cm’dir. 1956 tarihli bir araştırmada Köse Mihal’in kabri yanında Hük Baba isimli bir zatın mezarının olduğu lakin kim olduğunun bilinmediği araştırma raporunda aktarılmıştır.

 Diğer yandanSemiha Ayverdi, Mihal Gazi kabri hakkında ona layık olmaktan çok uzak tarihi önemine binaen güzel bir kabir yapılmalıydı, şeklinde görüşlerini belirtmiştir.

Nitekim yerel ahaliden Ö***n S***n (1964)

ile yapılan 02.07.2021 tarihli görüşmede çocukken Mihal Gazi Türbesinin olmadığını sadece bir duvar olduğunu, Feridun Fazıl Tülbentçi’nin 1961 yılında köye gelmesi ile birlikte duvar örüldüğünü, Harmanköy Muhtarı İsmail Balçık’ın 1991-1992 yıllarındaki muhtarlığı zamanında türbenin yapıldığını aktarmıştır. Nitekim türbenin açılışı ile alakalı elimize geçen video kasette mehteranlar eşliğinde türbe açılmış pilavlar pişirilmiş ve türbe açılışına dönemin

Bilecik valisi Refik Arslan Öztürk katılmıştır.

 

 

TARİH DOKTORA ÖĞRENCİSİ MEHMET CAN ÇETİN’İN KALEMİNDEN

İSA SOFİ.

İsa Sofi Türbesi Söğüt Merkeze 10 km mesafede bulunmaktadır. Borcak Köyü hem 

antik dönemde hem de Osmanlı kuruluş zamanında aktif olarak kullanılmış eski bir köydür.

Nitekim Osmanlı vakıf kayıtlarında köyün diğer adının ise Gökçeviran olarak geçtiği 

görünmektedir. Nitekim türbenin aşağı yamaçlarında sayısı oldukça fazla olan antik 

dönemden kalma taş parçaları bahsi geçen Gökçeviran ile alakalı olabilir. Halk arasında İsa Bey, Ese Dede, İsa Sofi gibi adlarla anılan, köye hâkim bir tepede bulunan İsa Sofi’nin 

Türbesi, kitabesi olmadığından ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmese de 14.

yüzyılda yapılmış bir yapı olduğu muhtemeldir. Moloz taştan yapılan kare plan üzerine 

oturtulan türbenin duvarları yer yer ağaç hatıllarla takviye edilmiştir. Türbenin üzerini örten kubbe sekizgen kasnaklı ve tuğlalıdır. Türbenin girişinde 2 basamaklık yükseklik 

bulunmaktadır. Bu zeminden yükseklik türbenin altında mezar odası olabileceği ihtimalini 

akla getirmektedir. İsa Sofi ile alakalı Hurufat kayıtlarındaki bilgilerden hareketle Borcak 

köyünde İsa Dede vakfının olduğu anlaşılmakla beraber vakıf, Osman Bey dönemine 

aittir. İsa Sofi Vakfı, Osman Bey ve Murat Hüdavendigar tarafından muaf ve müsellem 

tutulmuş akabinde oğulları Sofi Hasan oğlu Davud ve kardeşi Sevindik muaf ve müsellem 

tutulmuşlardır. Bahsi geçen bu vakfın arazisi namaz yerinden doğancı deresine ve sivrice 

tepeye kadardır.

 Namaz yeri olarak adlandırılan alan muhtemelen türbenin olduğu köye 

hâkim tepedir. Nitekim türbeden sivrice tepe olarak adlandırılan alan görünmekle beraber Borcak köylüleri halen bu alanları aynı isimle anımsamaktadır. Diğer yandan türbeye, araştırmacıların ilgisi geçmişten beri sürmektedir. Süheyl Ünver’in Söğüt Defterlerindeki notlarında Ressam Hoca Ali Rıza Bey tarafından, türbenin 75 yıl evvel ziyaret edildiğini ve türbenin resimlerini çizdiğini ifade etmiştir. Defterdeki bilgilerden hareketle Asar Köyü, Çaltı Köyü, Karabayır mevkiinde bulunan Niktea köyünü İsa Bey’in aldığını ve Ertuğrul yanında 

savaşlara katılan bir çoban olduğu not düşülmüştür.

Türbenin tarihsel önemine dikkat çeken bir diğer araştırmacı ise Ekrem Hakkı Ayverdi olmuştur. Ayverdi, Söğütlü tarih öğretmeni ve 1950’li yıllarda Gölpazarı Orta Mektep Müdürlüğü yapan Hasan Ertekin Bey’den yardım 

alarak Borcak köyünde bulunan İsa Sofi Türbesi ile alakalı malumat edinmiştir. Hasan 

Ertekin’in köye yaptığı saha çalışmasında Sultan III. Mustafa’nın tuğrasını taşıyan 26 Zilhicce 1185 tarihli; Söğüt’e tabi Gökçeviran karyesinde Sofi İsa Mezra’ı şeklinde bir berat bulunduğunu ve mevzu bahis beratın halen Borcak köyünde olduğunu ifade etmiştir.

Mevzu bahis berat halen köylülerin hatırında olup çalındığını iddia etmektedirler. İsa Sofi 

Türbesinin bu denli araştırmaya muhtaç kılan tarihsel kimliği olduğu kadar geçtiğimiz yıllarda türbenin tadilatı esnasında sıvalarının altından ortaya çıkan Orta Asya Türk kültürünü temsil eden desenlerdir.

Bahsi geçen bu desenlerle alakalı Bilecik Şeyh Edebali  Üniversitesinden dönemin coğrafya bölüm başkanı Prof. Dr. Nurfeddin Kahraman, tarih 

bölümünden Doç. Dr. Refik Arıkan ve talebeleri olan Mehmet Can Çetin’in 2019 tarihinde 

yayınladığı makale bulunmaktadır.

Makalede teferruatlı olarak desenler ile alakalı açıklamalar yapıldığından burada desenlerden ziyade dönemin sosyo-kültürel alt yapısı ve dini inanışları, dini kavrayışları ile alakalı görüşler ifade edilecektir. Türbe Borcak köylülerinin sosyal yaşamında önemli bir yere sahiptir. 1980’li yıllara kadar Hıdrellez kutlamaları, yağmur duası ve şifalı pilavın pişirilip yenildiği yerdir. Çocuğu olmayanlar ve hastalar, dertlerine burada çare aramışlardır. Dua edilirken geyik kemiklerinin mezar üstüne konulması, sandukanın içerisine el sokulması ve buradan koparılabilen bir bitki parçasının duanın kabulü anlamına geleceğine dair inançlar bulunmaktadır.

Diğer inançlar ise İsa Sofinin gece kalkıp abdest aldığına inandıkları için türbe içerisine ibrikle su bırakma, türbede mum yakma, türbe bahçesindeki ağaçlara bez bağlama gibi inanç, adet ve gelenekler türbe etrafında gerçekleşse de günümüzde bu gelenekler kaybolmuş köyden kente göç ve son dönemde türbenin turizm anlamında popülaritesinin artması da köylülerin bu tarz yaklaşımlarını türbe etrafından uzaklaştırmıştır.

İsa Sofi Türbesindeki çizimleri ve onun kimliğini ve yaşadığı çevreyi daha iyi anlayabilmemiz için 14. yüzyıl Anadolu’sunu etraflıca kavramak gerekir.

Nitekim bu tarihlerde Bizans ucunda bulunan konargöçer toplulukların Osmanlı kuruluşunda etkisi mühimdir. Kumral Abdal, Geyikli Baba, Edebali, Abdal Musa, Abdal Murad, Abdal Mehmed ve Postinpuş Baba gibi dervişler, Osman Bey ve Orhan Bey etrafındaydılar.

 

Abdalan-ı Rum olarak adlandırılan Kalenderi Şeyh ve Dervişler henüz yeni oluşmakta olan

devletin çatısı altında toplanmışlardır. Osmanlılar bu zümrelerle gaza, cihat ve ganimet 

şeklinde hareket etse de onları başıboş bırakmıyordu. Nitekim Orhan Gazi’nin Rum

abdallarını zaman zaman teftiş ettirdiğini istenmeyen bir durum olduğunda beylik arazisi 

dışına çıkardıkları bilinmektedir. Zira Abdal Musa’nın Bursa’daki zaviyesini terk edip önce 

Denizli oradan da Elmalı’ya yerleşmesi, bu durum ile alakalı olması ihtimaller dâhilindedir

 

Dönemin kırsal bölgede yaşayan Şeyh ve Dervişleri İslamiyet’i yeni kabul etmiş eski dini 

inançlarının etkisinde olan kişilerden oluşmaktaydı. Zira kaynaklardaki Barak Baba tasviri

onun Sünni bir Müslüman’dan ziyade Heterodox bir Müslüman olduğunu göstermektedir.

 

Nitekim henüz Sünni Müslümanlığı benimsememiş olan bu göçebe Türk toplulukları belirli bir dönem Tengrici kalmış olma ihtimalleri de vardır. Nitekim eski Türklerin mezarlarında bulunan koyun, sığır, geyik ve at iskeletlerinin bir farklı örneği ise Bilecik Orhan Gazi İmareti etrafında yapılan kazılarda görülmüştür. Buradaki mezarlarda keçi ve şişe ile gömülmüş insan iskeletine tesadüf edilmiştir. Dolayısıyla bu mezar Heterodox etkiye sahip bir mezar olduğu gibi imaretin etrafında bulunan dini gurubunda Heteredox olduğunu göstermesi bakımından mühimdir. Türbenin içerisinde bulunan çizimlerde en sık tesadüf edilenlerden biri hayat ağacıdır. Ağaç şamanlığın belirgin sembolüdür. Çünkü alttaki kökleriyle yer altının karanlık dünyasını, gövdesi ile insanların yaşadığı orta dünyayı ve dalları ile de doğaüstü varlıkların dünyasını birbirine bağlardı. Mezar üzerine resim yapma geleneği eski Türklerde de yaygın bir gelenek olması ve yapılan resimlerde ölünün hayatını ve yaptığı savaşları temsil etmesi İsa Sofi Türbesi içerisinde bulunan çizimlerinde bu minvalde değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır.

 

 

 

31 Tem 2022 - 13:28 - Kültür & Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Ufuk Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Ufuk Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Ufuk Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Ufuk Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.