DEVLETİN DUAYENLER

Tarihimizde öyle duayenler var ki, toplum üzerindeki tesirleri asırlar geçse devam eder. Bu duayenlerin bıraktıkları izler bu gün dahi bize rehber olur. Bu duayenlerin isimlerini şöyle bir sıralayalım:

Hoca Ahmet Yesevi, Ahi Evran, Mevlâna, Şeyh Edebali, Yunus Emre , Dursun Fakıh, Kumral Abdal, Hacı Bektaş Veli, Somuncu Baba, Molla Fenari, Süleyman Çelebi, Hacı Bayram-ı Veli, Emir Sultan, Yazıcıoğlu Mehmet, Ahmedi Bican, Akşemsettin, Molla Yegan, Ali Kuşcu, Akbıyık Sultan, Kadı Hızır Çelebi, Molla Gurani, Molla Hüsrev, Hocazâde, Şeyh Ebul Vefa Konevi, Merkez Efendi, Zembilli Ali Efendi, Hasan Can, Mimar Sinan, Ebu Suud efendi, Yahya Efendi,Şaban-ı Veli, İmam-ı Birgivi, Hoca Sadeddin, Aziz Mahmut Hüdayi, Katip Çelebi, Evliya Çelebi, Niyazi Mısri, Itri, Nabi, İbrahim Hakkı Erzurumi, Ahmet Ziyaeddin Gümüşhânevi gibi ilim irfan, fazilet ve feraset sahibi şahsiyetler devlet adamlarına, iki dudağı arasında Padişahlara yön vermişler ve yollarını aydınlatmışlardır. Bu âlim, ulema ve feraset sahibi yüce şahsiyetler nice badirelerin kolaylıkla atlatılmasına vesile olmuşlardır. Osmanlı Devletinin bu kadar uzun ömürlü olmasında bu abide şahsiyetlerin rolü büyüktür.

Burada bir nüans farkını ortaya koyalım. Osmanlıda İlayı-ı Kelimetullahı yeryüzüne hâkim kılmak gibi önemli bir amaç vardı. Türkiye Cumhuriyetimizin böyle bir amacı da yok. İlk kurulduğunda Anayasa da “ Devletin Dini İslâm dır.” İbaresi vardı. 05 Şubat 1937 de laiklik ilkesi getirildi.

Yukarıda arz ettiğim manada devlet adamlarına yön ve öğüt veren birkaç kişi aklıma geliyor. Başta Mehmet Zaid KODKU hazretlerini zikredeyim. Onun dışındakiler için kısmen tabirini kullanabilirim. M.A. Ersoy, Necip Fazıl, Ahmet Hamdi Akseki, Hayrettin Karaman, Saidi Nursi, Abdulhakim Arvasi, İbrahim Kafesoğlu, Ömer Nasuhi Bilmen, Mehmet Şevket Eygi, Elmalılı Hamdi Yazır, M.Emin Saraç gibi şahsiyetle mutlaka öğüt verenlerdir. Unuttuklarım olabilir. Ama öğüdü dinleyenle kimdironu kurcalamayalım. Bir de cesurca korkmadan, çekinmeden öğüt verebilecek ortam varmıydı ona da bakmak lazım. Müslümanın adının mürteci, İslâmcının adının gerici, Müslüman kimliği ile siyaset yapmak isteyenin lakabı takunyacı idi. Maksadım kimseyi suçlamak ve eleştirmek değildir. İsteyen istediği gibi inansın. Ama kimse Müslüman mahallesinde salyongoz satmasın.

Bir de çok önemli bir ricam var. Şu isim kullanma meselesi. Osmanlı da herkes kendi ismi ile anılıyordu. Yine öyle olsun. Salomon Süleymanım demesin, Ali, Veli, Selami, Ahmet, Mehmet, Mustafa, Kemal, Emanuel, Şimon, Agop, Kirkor, Mıgırdıç, Nikolaki, Aspasia, Ayşe, Fatma, Helen gibi.

Yazımızı bir dua ile noktalayalım:

“Allah; devletimize, milletimize, huzurumuza, istikbâl ve istiklâlimize zeval vermesin. “

AMİN.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sadettin Bayram - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Ufuk Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Ufuk Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Ufuk Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Ufuk Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.