TÜRKİYE İÇİN TARIM -5-

AÇLIK; insanın yaşam hakkını elinden alabilen bir felakettir. Bu felaketin ortadan kalkması, yeterli düzeyde besin maddesinin kesintisiz teminiyle mümkündür. Kısaca, besin maddelerin üretimi ve üretimin sürekliliğinin sağlanamadığı ya da garantilemediği alanlarda yaşayanlar, şu ya da bu nedenle açlığa karşı korumasız, dolayısıyla hayati tehlike altındadır. Nitekim dünyanın birçok bölgesinde sayıları yüz milyonlarla ifade edilen insan gruplarının açlıkla yüze yüze olduğu bildirilmekte ve uluslararası kuruluşların bunlara yönelik yardım çağrıları devam etmektedir

İnsan yaşamını tehlikeye düşüren vahşetin önüne geçilebilmesi için dünya ülkeleri bitkisel ve hayvansal ürünleri artırmak için araştırmalar yapar, projeler geliştirir. Ülkeler için stratejik önemi olan bu önemli sektörün gelişmesi için yoğun çabalar harcanır.

***

Yıllar öncesinde bu önemli konuyu Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Sayın Deniz Baykal’a aktarmıştım. Partisinin iktidar olabilmesi için kırsal kesime yani köylere gitmesini önermiştim. Önerilerimi dikkatle dinledikten sonra tarım, hayvancılık ve ormancılık konusunda kapsamlı bir raporun hazırlanmasını talep etmişti.

Sayın Baykal’ın talebi karşısında, Veteriner sağlık teknisyenleri ve teknikerleri derneği genel başkanı olarak çok zor bir görevi üstlenmiştik. İlk iş olarak kırsal kesime hizmet götüren meslek örgütleriyle bir araya gelerek çalışmalarımıza başladık. CHP genel merkezinde uzmanlardan oluşan tarım komisyonunu oluşturduk. Ünlü akademisyenlerin de katkısıyla hazırlanan 2 cilt ve 252 sayfadan oluşan Türkiye İçin Tarım başlıklı raporu bundan yaklaşık yirmi dört yıl önce kendisine takdim etmiştik.

Raporun hazırlanmasında dönemin TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Sayın Mahir Gürbüz’ün emek ve katkısını burada bir kez daha hatırlamamız gerekir.

Bugün, CHP genel merkezinde bu raporun bir örneğinin var olup olmadığı konusunda kesin bir bilgiye sahibi değilim. Fakat söylemlerinde iktidara geleceklerini sıkça yineleyen CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun çok büyük emek ve zaman harcanarak hazırlanan Türkiye için Tarım raporunun içeriğini görmesinde yarar vardır.

Bir önceki sayıda belirtildiği gibi, Türkiye İçin Tarım raporunu “Sektör ve Kırsal Yapıda Değişim” bölümüyle yayınlamaya devam edelim.

TÜRKİYE İÇİN TARIM:

SEKTÖR VE KIRSAL YAPIDA DEĞİŞİM

Sevgili okurlar; Birçok alanda gözlenen değişim-dönüşüm-gelişim süreçleri, dönemler açısından göreli farklılaşmalar göstermesine rağmen, Cumhuriyet boyunca sektör olarak tarımda da, kesim olarak kırsal yapıda da önemli ve belirleyici uygulamalar yaşanmıştır.

İLK ON YIL:

Kuruluş dönemini oluşturan ilk on yıl, Devlette tarımın, özellikle de büyük toprak sahiplerinin, ittifak diye nitelenebilecek bir yaklaşımına sahne olmuştur. Cumhuriyetin Osmanlıya göre daha çok köylü yanlısı olduğunu yansıtan uygulamalar gündeme gelmiştir. Ünlü “Köylü efendimdir” ifadesi, bu popülist eğitimin sloganını oluşturmuş, “köylülük” tek partili yönetimin temel ilkelerinden birisi olarak ortaya çıkmıştır.

*Büyük toprak sahiplerini yönetimin yanına çeken ve 1925’de gerçekleşen “aşarın kaldırılması” uygulaması, aynı zamanda ekili alanların artması ve üretimin özendirilmesi gibi, önemli sonuçları da beraberinde getirmiştir.

*Dönem içerisinde gözlenen bir başka değişimi ulaşım olanaklarının gelişimi oluşturmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarında ortaya çıkan “Milli Şimendifer Siyaseti” ile başlatılan demiryolu atılım, sektörün iç pazara açılması ve bütünleşmesi doğrultusunda, son derece belirleyici katkı yapmıştır. İç pazarın gelişmesi ve yönlendirilmesinde önemli bir etkeni ise ticaret borsalarının kurulması oluşturmuştur.

*1926 tarihli Medeni Kanunla mülkiyetin özel güvenceye bağlanması, toprağa bağlılığı güçlendiren ve üretimi özendiren önemli bir belirleyici niteliğini göstermiştir.

*Yeterli olmasa da, Devletin tarıma ilişkin geliştirmesi- korumacı ve desteklemesi yaklaşımları ilk kez bu zaman diliminde somutlaşmaya başlamıştır.

*Medeni Kanunla başlayan çiftçiyi topraklandırma siyaseti bu anlayışın önemli bir halkasıdır. Ulaşılabilen bilgiler 1927-1929 arasında 711 000 Hektar arazinin dağıtıldığını göstermektedir.

*Tohumluk, gübre, araç-makine modern girdilerin devlet desteğiyle ilk kez kullanıldığı görülmektedir.

*Tarıma finansman sağlanması da önemli bir kamu sorumluluğu sayılmış, zengin çiftçilerce kullanılmış olsa da, 1923 de 8 milyon TL olan kredi kullanımı 1932 de 34 milyon TL’ye ulaşmıştır.

*Toprak dağıtımı ve hızlanan traktör kullanımına bağlı olarak, ekili alanlarda oluşan artışlardan ötürü, üretimde önemli çıkışlar olmuş ve 1929 Dünya buhranına rağmen, ülke içi üretimin karşılanması anlamında, ciddi bir sorun yaşanmamıştır.

*Devletin tarıma yönelik kamu örgütlenmesi bütünlükçü, kavrayıcı sorumlu bir yapıya bu dönemde kavuşmuş, 432 sayılı 1924 tarihli Yasa ile örgüt Ziraat Vekâleti adıyla ilk kez bağımsız bir hizmet birimi niteliği kazanmıştır.

*Dönemin kamu sorumlulukları açısından ortaya çıkan bir başka olumlu özelliği ise sektörle ilgili yeni yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi oluşturmuştur.

Hayvan Sağlık Zabıtası Kanunundan- Islahı Hayvanat Kanununa, buğday Kanunundan – Ziraat Müesseseler Kanununa kadar birçok yasal düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.

Döneme ilişkin özet bir tanımlama yapmak gerekir ise kuruluş yıllarının zorluklarına rağmen etkinliği ve yapının dönüşümü doğrultusunda iyi niyetli çabaların sergilenmeye çalışıldığını, üretim yapısının geçimlik üretimden – Pazar için üretime dönüşmeye buna bağlı olarak da kendine yeterli kapalı ekonomi koşullarında yaşayan tarımın, Pazar ekonomisi yörüngesine oturmaya başladığını söylemek mümkündür.

DEVLETÇİLİK DÖNEMİ:

1. Sanayi Planı’nın (1993- 1938) damga vurduğu dönem, savaş koşullarının zorluklarına rağmen, bir çok alanlarda olduğu gibi; tarımda da atılım diye nitelenebilecek önemli adımların atıldığı, özellikle Devletin tarıma sorumluluklarının çok geliştiği, bir zaman kesitini oluşturmaktadır.

*Dönem boyunca, gelişmeci- korumacı - desteklemeci kamu sorumlulukları artırılarak sürdürülmüştür. Buna bağlı olarak traktör ve araç, gübre, tohumluk gibi girdilerin kullanım düzeyleri yükselmiştir. Bir saptamaya göre 1932’de 34 milyon TL olan tarımsal kredi hacmi 1938’de 41 milyon TL’ye ulaşmıştır.

*Savaş koşullarına rağmen, tarımsal üretim 1945 deki düşüş dışında, sürekli yükselmiştir. Bulunabilen veriler, GSMH tarım payının 1933 de %37, 1938 de %39, 1939 da %40, 1945 de %36 olduğunu göstermiştir. Ürün artışı, nüfus artışına yakın oranda seyrettiğinden, savaş koşullarına rağmen, besin sıkıntısı, açlık çekilmemiştir.

*Pazara üretim hızı artmış, üretim deseni çeşitlenmesi devam etmiştir. Demiryolu gelişimine paralel olarak pazarla bütünleşme sürmüştür.

*Sektörün yapısını değiştirmeyi amaçlayan ve günümüze kadar etkinliklerini sürdüren bir dizi radikal düzenleme, bu dönemde gerçekleştirilmiştir.

*Sektöre her anlamda hizmetle sorumlu Bakanlık kavrayıcı-kapsayıcı bir yasal düzenlemeye kavuşmuş, 1937’de 3202 sayılı T.C. Ziraat Bankası Kanunu çıkarılmıştır.

*Üreticinin yeterince, zamanında gübre, tohum, araç-gereç edinmesi amacıyla 1944’de Zirai Donatım Kurumu oluşturulmuştur.

*Tarım ürünü Pazar güvencesi sağlayan ve günümüzde de hizmet veren Toprak Mahsulleri Ofisi 1938’de hizmete sokulmuştur.

*Adı daha sonra Toprak ve Su olan ve çok önemli olan ve tarımsal alt yapı hizmetleri veren kamu kuruluşu 1945’de Toprak İşleri Genel Müdürlüğü olarak kurulmuştur.

*Üreticiye nitelik tohumluk, damızlık, fide, fidan üreten ve yasası daha sonra çıkan Devlet Üretme Çiftlikleri, bu dönemde gerçekleştirilmiştir.

*Üreticinin teknolojiyle tanışması-bakışması sürecinde çok belirleyici bir dönem noktasını oluşturan ve DÜÇ ile entegre hizmet veren Teknik Ziraat ve Bahçıvanlık Okulları, bu dönemde kurulmuşlardır.

*Üreticinin girdi-kredi sağlaması ve ürün pazarlaması için, Devlet güdümü ile olsa üretici kooperatifi niteliğinde kalıcı oluşumlar dönem içinde gerçekleştirilmiş, Tarım Satış Kooperatifleri ve Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunları 1935’de çıkarılarak, örgütlenmeleri sağlanmıştır.

*Belirtilen örgütlenme çabaları dışında, sektörün gelişimine dönük, yasal düzenlemeler de gerçekleştirilmiştir.

*Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, bu dönemde,1945’de çıkarılmıştır.

*Çiftçi Malları Koruma, Zeytincilik, Tütün, Çeltik ve Hastalıklardan Koruma Kanunları, dönemin ürünleridir.

*Orman Kanunu, Devlet Meteoroloji İşleri Kanunu, dönem içinde çıkmıştır.

*Yönetimin üstte örneklenen çabaları ve üretimde gözlenen göreli gelişmeye rağmen, kır toplumsal kesimin profili, “büyümüş ve pazarla bütünleşmiş, ortak ve küçük köylünün” dışında, Cumhuriyetin başlangıcından çok farklı değildir. Cumhuriyetin devraldığı dengesiz yapı, büyük ölçüde devam etmekledir.

*1939 buhranı nedeniyle, tarım ürünü Dünya fiyatlarının düşmesine rağmen, yerli üretimi korumak için uygulanan desteklemeli yaklaşımlar, orta büyüklükteki köylünün güçlenmesini sağlamıştır. Ne var ki, daha sonra savaş koşullarından ötürü, ürün fazlasının Devlete satılması uygulaması başlatılınca, var olan Devlet-orta köylü ittifakı giderek yabancılaşmaya dönüşmüştür. Nitekim toprak dağıtımı ve destek uygulamalarına rağmen, 1950 ile başlayan liberal DP iktidarının maddi temelini, zengin ve orta köylü oluşturmuştur.

*1933’de başlayıp çok partili döneme kadar süren bu dönemi tarım açısından, dağıtılan miri toprakların alanlarının genişlediği, traktör sayısı, gübre kullanım, tohumluk dağıtımı, eğitim, finans desteği, ürün pazar güvencesi, ulaşım kolaylıkları, örgütlenme gibi desteklemeci dinamiklere bağlı olarak üretimlerin arttığı, ürün deseninin çeşitlendiği, pazarla bütünleşmenin devam ettiği, Devletin sektöre dönük sorumluluklarının somut planda geliştiği, Cumhuriyetin belirleyici tarım örgütü omurgasının kurulduğu, ilk kez gelenekseli aşan bir atılım anlayışının ortaya koyulduğu bir kesit olarak tanımlamak, uygun bulunmaktadır.

***

Bir sonraki sayıda “Çok partili dönem ya da ellili yıllar” başlığı adı altında yayınlanacaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Korkmaz - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Ufuk Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Ufuk Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Ufuk Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Ufuk Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.