KÜLTÜREL SUSKUNLUK //EY CAN YAZILARI

Ey Can!.. Kültürel alanda bir suskunluk içindeyiz. Yeri geldiğinde konuşanımız çok olur, anlatılanlara bakıldığında hep dünden kalan ile avunmaktayız, gibi. Bugüne baktığımızda somut, elle tutulur bir şeyler görünmüyor, ufukta. Nostaljidir, yaşadığımız adeta.

Ey Can!.. Bu ölü toprağı atmalıyız, üzerimizden ve silkinmenin zamanı ne vakittir, bilmemiz lazım. Kültüre, irfana dair yüzyılın hamlesi ne zamana dek, yer altında ve yer üstünde saklı olan kaynaklarımız gibi atıl halde duracak, göz göre göre?

Ey Can!.. Timsah gözyaşlarına bakınca elimizden yitip giden zenginliğimize bakıp bakıp, yaşları sinemize, bağrımıza akıtırken, emin ol ki kahroluyorum, hemen her gün, her zaman ve her dakika.

Ey Can!.. Her şey ortada iken, malzemeler ortada iken, didişip durmaktayız, açıkçası ve helvayı yapanı beklemek misali, bu bekleyiş ne zamana kadar sürecek? Yoksa kültürel alanda silkiniş ve kendine gelmede, öze dönüşte bir Mehdi mi bekliyoruz? sorusunu haddim olmadan sormak istiyorum. Ne olacak bu ahvalimiz, bölük-pörçük, darmadağın ve sahipsiz biçimde, her bir yana savrulmuş değerlerimizle?

Ey Can!.. Küçüktüm, küçücüktüm. Bu masal değil, anlattığım. Herkesin ölmüşüne rahmet, Babam, Antep'ten gelen ve kalem aşısı yapan bir yaşlı adamı, hala avlumuzun ortasında duran, bir yanı beyaz-sarı bir yanı kıpkırmızı dutlar veren ağacın önüne getirmiş ve maharetini gösteren Usta, dalların bir yanını çizdirerek, komşudan getirdiği aşıları vurmuştu. Çizilen yeri, yeşil daldan koparttığı, ipliğimsi parçalarla sımsıkı sarmış, üzerine ıslaklığını kaybetmemesi için tülbentle bağlamış, sağlamlaştırmıştı. "Güneş görmesin" diye aşılanan dallar ve beklentimiz. Kalem aşısı tutmuş dallarda rengarenk beyaz,sarı, kırmızı dutlarımız olmuştu, sonradan. Şimdi her Antep fıstığı söz konusu olunca hep bu kalem aşısını hatırlarım, zihnimin bir köşesinde; ister istemez yada gelir, o günler.

Ey Can!.. Kültürel devinim için kalem aşılarına ihtiyacımız o denli artmış ki tarif etmem çok zor!.. Ne yapmalı da kendimize gelmemiz lazım? Yazarlar ve şairler arasındaki iç çekişmeler ne zaman sona erecek ve ne zaman herkes layık olduğu biçimde
değerlendirilecek ve herkes hak ettiği yeri ne vakit bulacak? İşi ehline vermediğimiz zaman, ortada olan kaosu yaşamakta değil miyiz?

Ey Can!.. Biz, bir şeylerin peşinde olmadık, hiç bir zaman ve gördüğümüz o ki işinin ehli olmayanları gördükçe, vahlarla günümüzü geçirmekteyiz. Bu ülkede kültür denildiği vakit, kimin kültürüne iman edeceğimizi şaşırdık, açıkçası. Bu kültürün bir ismi olmalı değil mi? Yaşadığımız coğrafyada binlerce senelik kültürün ismine halel getirenlere baktığımızda önümüzde global dünya kültürü ve sevsen de sevmesen de işte budur, tabiî olman gereken kültür dayatmaları ne zamana kadar sürecek? Biz, kabul etmeyi, kölelikle eş değer tuttuğumuz, bu ne idüğü belirsüz kültürle ne zamana kadar avutulacağız ve kültüre mugayyir havayı teneffüs edip, geleceğe nasıl miras bırakacağız, çocuklarımıza, torunlarımıza, "İşte ceddinin kültürü budur!" diyeceğiz, alın aklığıyla, başımız dimdik?

Ey Can!.. Kültürel alanda beklediğimiz yenilik, bu toprakların sesi olmak gerekirken, dayatılan kültüre baktığımızda kendimize ait bir şeyler bulmakta zorlanmaktayız. Bu ülkenin kültürel alanda kalkınması için batıdan ithal olanla yetinmek, acizliğin, bilgisizliğin ve tümüyle teslimiyetçi olmanın işareti değil midir, yaptırılmak istenenlerin tümü?

Ey Can!.. Arada bir bahse konu ettiğimiz, "Şehir Araştırmaları Merkezi" hakkında onca kez yazmamıza rağmen, yetkili ve etkili olanlardan bir ses yok, bir çıt çıkmıyor, iki dudak arasından. Biz, boşuna yazıyoruz, demek ki ve boşuna hayaller kurmaktayız, bu esnada. Biz, bir kabahat mi işliyoruz, kendi insanımızın kendisinin özüne dönüşünü istemekle? Bu ne biçim bir sorumluluktur, üstlenmesinden kaçındığımız? Bu düşünce başka bir ülkede olmuş olsaydı, yüz yılımızn medeniyet hamlesi olarak baktığımız düşüncemiz, ortada kalır mıydı? AR-GE imiş, proje imiş, falan ve filanla uğraşmanın gereği var mı, bu esnada?

Ey Can!.. Oldukça yoruldum, bu meyanda. Ciddiye alan yok, görüşlerimizi. Birçok kişi, işin sahtekârlığında gibi bir manzara ile karşı karşıyayız, adeta. Sesimizi duyan, feryadımızı sahiplenen yok, ortalıkta. Kültürün havzasında kültürsüz kalmak, bu imiş, hakikatte!..

Ey Can!.. Bizi kendi halimizde bırakmayanlar var, üstelik. Bu toprakların sesi olmaya ahd ettik ve kendi kendimize söz verdik, açıkçası. Bu iş olacak ve olduğu zaman, mikrofonlarla kameraları görenler, konuştuğunda biz sessiz duracağız, konuşmayacağız. Çünkü yapmak istediğimiz, insanımız içindir, medeniyet anlayışımız içindir, açıkçası. Bizim bir makam ve mevkiî meselemiz olmadı, olmayacağa da benzer, bu yaşımızda. İstemekteyiz ki kültürümüz ne ise ona göre hayatımızı şekillendirelim, gayemiz bu, çabamız bunun için.

Ey Can!.. Ne yapmamı istersin, bu arada? Bize düşen yazmak ve yol göstermektir, sadece. Kültürel alandaki çarpıklığın, sistematik yanlışlıkların neler olduğunu bilmiyor, değiliz. İmza atmak için masalarda oturanların, unvan peşinde koşanların yaptıkları, kâğıd üzerinde kalmaya mahkûm iken, bize düşen sadece uyarmadır, doğru olanı belirtmedir. Çünkü biz, yanlışları elimizle düzeltecek kadar güçlü değiliz, dilimizle belirtebiliyoruz, sadece. Bu fayda vermeyince bize düşen son görev, sadece ve sadece buğz etmektir, kalbimizle, oradan uzaklaşmaktır, geleneğimizde olduğu gibi, büyüklerimizin anlatımıyla. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Ey Can!.. Sen gönlünü ferah tut, yine. Antepli Ustanın kalem aşısı tutmuştu, bizim acayip bakışlarımız arasında. Küçüktüm, küçücüktüm, hatırladığım, bana bu kalem aşısının da tutacağını fısıldamakta gönlüme. Kalbini müsterih tut. Tut ki amacımız, kültürümüze sahip çıkmak, bir başkasının emrine amade olmamaktır, yeniden. Bilmiyorum, anlatabiliyor muyum, meramımızı.

Ey Can!.. Kültürle haşır neşir olanlara eminim ki sesimizi duyuracak olanlar, var okuyanlarımız içinde. Biz, bir kabahat halinde isek, kırarız kalemimizi ve otururuz, yerimizde.

Ey Can!.. Bil ki herkesin iltifat ettiği taîfe, kendisini tenkid edenlerin sesine kulağını açmalıdır. Daima iltifat bekleyenler, hata yapmadıklarını sanır. Bunu özellikle belirtmemiz gerekir. Eğer, tenkide kulak verilmez ise, yanlışlar üst üste gelir ve bir gün iltifat edenler, sonradan yerden yere düşürür, iltifat ettiklerini. Biz, doğruya doğru yanlışa yanlış dediğimiz zaman, amaçlarına ulaşmak için her şeyi mubâh görenlerden ayırıyoruz, kendimizi. Nihayetinde insanoğlu çiğ süt emmiştir. Bunu unutmaman lazım, bu yazıyı okuyanların iletmesi gerekir, vermek istediğimiz mesajı, muhattabına. Biz, bunu sorumluluk kabul ediyoruz, kendimize. Bunu belirtmeye kendimizi mükellef bilmekteyiz, geleneğimize bağlılığımız çerçevesinde.

Ey Can!.. Muhabbetimiz daîm olsun ve kimsenin gönlünü kırma gibi bir meşgalemiz yok, aslında. Dostun acı söylediğini bilmeli, akl-ı selimle hareket edenler. Bilmemiz gereken budur, tevile gerek yok, aslında açıklamamızın. Doğru olan budur ve yanlışta ısrar eden var ise, bize düşen, olan karşısında onaylamadığımızı ifade etmek için, suskunluk hali içinde olmamızdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Ali Abakay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Ufuk Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Ufuk Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Ufuk Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Ufuk Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.