DEĞMEZ Mİ?

DEĞMEZ Mİ?

Değerli okurlarımız, bu yazımızda gözden kaçan ve önemli olduğuna inandığımız bir konuyu sizinle birlikte gündeme almayı düşündük. Sizinle diyoruz çünkü yazı ilerledikçe, konunun size tanıdık gelen bir tarafı olduğunu müşahede edeceğinize inanıyoruz

Kıymetli okurlarımız dünyaya gelişimizle birlikte, mücadele ve sorumluluk içine doğduğumuzu, hep koşuşturup hep uğraş verdiğimizi biliyorsunuz. Bu mücadele: Bebekken, beslenme ve anneye ihtiyaçlarını bildirme şeklinde tezahür eder. Çocukluk döneminde ise mücadele çeşitlenirken sorumluluklarda başlar.

Hayat serüveninin çocukluk döneminde, öz bakımını yapma, aile bireyleriyle ve çevresiyle iletişim sağlamak gibi birçok kuralı öğrenmek, uygulamak çabalar arasındadır. Ayrıca okula gitme, ders çalışma, ödevlerini yerine getirebilme mücadelesi içindedir. Lise çağına gelindiğinde ise sorumlulukları ve uğraşları daha da çoğalmakta ve çeşitlilik göstermektedir.

Ülkemizde, ilkokul ortaokul ve lise düzeyinde on dokuz milyon öğrenci öğrenim görmektedir. Bu öğrencilerin aileleri evlatlarını büyük umut ve beklentilerle okullara göndermektedirler. Velilerin beklentilerine çoğu öğrenci orta ve iyi düzeyde cevap verirken, bir kısmı isteksizlik, yetersizlik nedeniyle cevap vermekten çok uzakta kalmaktadırlar.

Sorumsuz olan bu gurup öğrenciler: Liseyi okumayı düşünmediği gibi bir iş yerine girip çalışmakta da isteksiz olabiliyorlar. Okuyarak veya çalışarak geleceğini inşa etmek yerine sorumluluktan kaçarak boşa vakit geçirmeyi tercih edebiliyorlar. Söz konusu tercihlerini yerine getirebilmenin çözümünü ise açık liseye kayıt yaptırmakta buluyorlar. Bahse konu gençler için “Açık lise, artık bir araç olarak” değerlendirilmektedir.

Açık liseye devam ediyormuş gibi yaparak ailelerini kandıran bu gençler sınavlara girerler. Onlar için sınavına girdiği derslerden başarılı olup olmamaları önemli değildir. Esas olan öğrenciliğinin devam etmesidir. Bu yaklaşım sonucunda. Açık lise öğrenciliği sürer gider. Sıkıntılı serüven işte burada başlamaktadır. Bir meşgalesi olmayan bu gençleri iki guruba ayırabiliriz.

Birinci guruptakiler belli yaşa kadar ailesinin verdiği parayı harcar. Aylak aylak gezerek vaktini boşa geçirir. Zaman onlar için böyle ilerler. Birde bakmışsınız ki askerlik derken, evlenme vakti gelmiştir. Evine ekmek götürmesi gerekmektedir. Mesleği yok, başka bir meziyet edinmemiş ve ortaokuldan sonra da okumamıştır.

Böyle durumdaki genç: İş yeri şartları ile hiç tanışmamıştır. Çalışmanın da ne olduğunu bilmesi mümkün değildir. Takdir edilir ki böyle bir kişinin işe girmesi çok güç olacaktır. Nihayet girdiği herhangi bir işyerinde bedenen çalışmak ona zor geleceğinden işten ayrılır. Ya da iş yeri onu beğenmez iş akdi fesih edilir.

O artık başta belediyeler olmak üzere kamu kurum ve kuruluşlarında masa başında oturulacak veya hafif bir iş arar! Böylesini bulmak için aile seferber olur. Siyasilerden, eş dosttan yardım istenir! Bulur mu?..

İkinci guruba gelince: Zaman içinde kötü arkadaşlıklar edinirler. Bunun sonucunda gün geçtikçe bedenleri sinelerine yük olmaya başlar. Kendileri ile kalmaz yakınlarına, topluma ve devlete ağırlık olmaya başlarlar. Dönüşü güç olan yolda ilerken, yıllar yılları kovalar birde bakmışız ki “Yük” olmaktan çıkmışlar, kendilerine ve topluma zarar verir hale gelmişler.

Açık söylemekte fayda var: Madde bağımlılığından tutun da, gasp, adam yaralama veya öldürme, alkol alışkanlığı, sahtecilik, çeteleşme ve dile getirmekten imtina ettiğimiz insanı berbat hallere düşüren davranışlar ve alışkanlıkların içine düşmüşlerdir.

Zamanla bu gençlerle aileleri başa çıkamaz hale gelirler. Devlet mi? Polisiyle, savcısıyla, mahkemesiyle, hastanesiyle, cezaeviyle ve diğer kurum kuruluşlarıyla çok çaba sarf eder. Çareler arar. O gençleri kurtarmaya çalışır. Sonuç alınır mı? Bilmem ki! Belki kısmen. Ya çare bulamadığımız gençler! Onlar ne olacak?

Aile, toplum ve devlet olarak hep birlikte, bu gençlerin okumak istemeyenlerinin bir iş yerine çırak olarak girmelerini sağlayabiliriz. Mesleki Eğitim Merkezlerine kayıt yaptırarak eğitimin içinde tutabiliriz. Mesleğini öğrenerek, ustalık belgesine ve lise diplomasına ulaşabilirler. Alın teriyle üreterek kendisine, ailesine ve ülkesine katkıda bulunarak saygıdeğer bir kimlik kazanabilirler.

Konumuz olan gençlerin alın teriyle kazanmasını sağlamak için devletin teşviki gerekir. Nitekim devlet çırak öğrenci adına teşvik vermeye başlamıştı. Bu katkı başlangıçta çırak öğrenci adına bankaya yatırılırken, daha sonra işverene verilir hale geldi. İşverene verilen teşvik çırak sayısının artmasında katkı sağlamamaktadır. Bu durumu sanayi ve hizmet sektöründe çalışacak yeteri kadar çırak bulunamadığından ve hala sokaklarda boş gezen gençlerin varlığından anlayabiliriz.

Bu nedenle, bahse konu öğrencilerin işe girip çalışmaları ve meslek öğrenmelerini temin ve teşvik için. İşverenden alacağı maaşına ilave olarak, bizzat ve doğrudan ceplerine nakit para koymalıyız. Böylece Mesleki Eğitim Merkezlerine devam etmelerini sağlayabiliriz.

Parasal teşvikin gençleri kötü hallerden alıkoyacak çarelerden birisi olacağı umudunu taşıyoruz. Bu gençleri kazanmak adına denemeğe değer diye düşünüyoruz.

Saygı değer okurumuz sizce de değmez mi?

29.09.2023 Mevlüt Köksal Sincan ANKARA

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mevlüt Köksal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Ufuk Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Ufuk Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Ufuk Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Ufuk Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Ankara'da Hangi Milletvekilini Daha Çok Tanıyorsunuz?
Tüm anketler