İNSANLARI TANIMAK

İNSANLARI TANIMAK

İnsanları tanımak tanımak dünyayı, coğrafyayı, dağları ve denizleri tanımaktan zordur. Çünkü insan vücudunda kâinattaki bütün elementler mevcuttur.  İnsanları tanıma zorluğunu İsa Tamer ile karşılaşınca anladım. Önce şunu söylemek istiyorum: İnsanları tanıma hususunda kesinlikle ön yargılı olmamak ve kanaat kapısını daima açık bırakmak lazımdır. Bazen benim de insan sarrafı olduğumu zannettiğim zamanlar oluyor. Eee gaflete dalmak da insana mahsus bir duygudur. Görünüş, konuşma, vücut dili karşınızdaki muhatabınız; müspet mi menfi mi, iyi niyetlimi, kötü niyetlimi olduğunu mutlaka ipuçları verir, bütün mesele bu delilleri yakalayabilmektir. Bir de insanın geçmişi geleceğinin referansıdır.

Öyle bir insan tanıdım ki, veya tanıdığımı zannettiğim birisi bana bu yazıyı yazdırıyor, merak bu ya. Bir gün Hacı Bayramda İsa Tamer ile karşılaştım. Görünüş ilk anda akla Aynaroz Papazını akla getiriyor. Fakat kısa zaman sonra bunun ön yargı olduğunu anlıyorum. Deli mi, veli mi, âlim mi zalim mi, aşık mı, mecnun mu, mucit mi? Ne diyeceğimi bilemiyorum. Ortak tanıdığımız bir arkadaşa ( Murat Bahadır Akkoyunlu) bakıyorum şu kanata varıyorum. Delilikle velilik karışımı bir şey, tam olarak da emin değilim.

İsa Bey ile konuşurken hep aklıma akıl yaşta değil baştadır sözü geliyor. Bilmediği, anlamadığı bir konu yok. İleriye fikir sürsem hemen benim fikrimi çürütmeye kalkışıyor. Kelimeleri ve cümleleri öyle yoğuruyor ki, susmak ve onu dinlemek zorunda kalıyorum. Karşımda bir aysberg var.

İsa Bey Strasburg da yaşıyor. Üç kıt’yı dolaşıyor. Ankara Kalecikli olduğu ve burada büyüdüğü için Ankara’ya çok geliyor. Devlet yönetiminde bulunanları hiç sevmiyor ve her şeye, herkese bir kulp buluyor. Lakin ileri sürdükleri ve söyledikleri de yabana atılır şeyler değil. Söylediklerinin çoğunda da haklı. Anlattıkları beni şaşkına çeviriyor. Sizin hakınız da yazı yazacağım dediğimde yazma mimlenirsin dedi. Bn böyle şeylere aldırış etmem.

İsa Bey gördüğüm kadarıyla ıtriyatçı ve mesleğinde oldukça başarılı. Dünyanın birçok büyük şehirlerinde koku müzeleri açmış. Bırakın lavantayı, gülü, Ispanaktan bile koku elde ediyor. Yeteneğini ispatlamış durumda.

En son konuşmamızda bana Ankara’yı, Hacı Bayramı niye bırakıp Bilecik’e gittiğimi sordu. Ben de burada mutlu olduğumu söyledim. (1997 yılında rahmetli karıma “ Gel hanım burada insanlarla uğraşacağımıza köyümüz Fıranlara gidelim dağdaki ayılarla muhatap olalım demiştim gelmedi. Ankara’yı – Sincanı seviyordu, beklide çocuklarımız Ankara’da olduğu için kopmak istemiyordu.) Köyde ne yapıyorsun dedi. Cevaben; tarihi mekânları araştırıyoruz, Bilecik sevdamızı canlı tutuyorum, arı ve meyve fidanları ile uğraşıyorum. Dedim. Bunlar para etmez dedi. Soğansı, sümbül, lale, safran gibi bitkiler üret daha kazançlı olursun dedi. Ne zaman İsa Tamer ile konuşsam kafam allak bullak oluyor. Onu tanıdığıma ve tanıdım zannettiğime pişman mıyım, memnun muyum bilemiyor.

Mustafa Boşdurmaz abi gazeteye yazını acil gönder deyince ben de bu yazıyı yazıverdim.

Bâki Selamlar.

 İNSANLARI TANIMAK

İnsanları tanımak tanımak dünyayı, coğrafyayı, dağları ve denizleri tanımaktan zordur. Çünkü insan vücudunda kâinattaki bütün elementler mevcuttur.  İnsanları tanıma zorluğunu İsa Tamer ile karşılaşınca anladım. Önce şunu söylemek istiyorum: İnsanları tanıma hususunda kesinlikle ön yargılı olmamak ve kanaat kapısını daima açık bırakmak lazımdır. Bazen benim de insan sarrafı olduğumu zannettiğim zamanlar oluyor. Eee gaflete dalmak da insana mahsus bir duygudur. Görünüş, konuşma, vücut dili karşınızdaki muhatabınız; müspet mi menfi mi, iyi niyetlimi, kötü niyetlimi olduğunu mutlaka ipuçları verir, bütün mesele bu delilleri yakalayabilmektir. Bir de insanın geçmişi geleceğinin referansıdır.

Öyle bir insan tanıdım ki, veya tanıdığımı zannettiğim birisi bana bu yazıyı yazdırıyor, merak bu ya. Bir gün Hacı Bayramda İsa Tamer ile karşılaştım. Görünüş ilk anda akla Aynaroz Papazını akla getiriyor. Fakat kısa zaman sonra bunun ön yargı olduğunu anlıyorum. Deli mi, veli mi, âlim mi zalim mi, aşık mı, mecnun mu, mucit mi? Ne diyeceğimi bilemiyorum. Ortak tanıdığımız bir arkadaşa ( Murat Bahadır Akkoyunlu) bakıyorum şu kanata varıyorum. Delilikle velilik karışımı bir şey, tam olarak da emin değilim.

İsa Bey ile konuşurken hep aklıma akıl yaşta değil baştadır sözü geliyor. Bilmediği, anlamadığı bir konu yok. İleriye fikir sürsem hemen benim fikrimi çürütmeye kalkışıyor. Kelimeleri ve cümleleri öyle yoğuruyor ki, susmak ve onu dinlemek zorunda kalıyorum. Karşımda bir aysberg var.

İsa Bey Strasburg da yaşıyor. Üç kıt’yı dolaşıyor. Ankara Kalecikli olduğu ve burada büyüdüğü için Ankara’ya çok geliyor. Devlet yönetiminde bulunanları hiç sevmiyor ve her şeye, herkese bir kulp buluyor. Lakin ileri sürdükleri ve söyledikleri de yabana atılır şeyler değil. Söylediklerinin çoğunda da haklı. Anlattıkları beni şaşkına çeviriyor. Sizin hakınız da yazı yazacağım dediğimde yazma mimlenirsin dedi. Bn böyle şeylere aldırış etmem.

İsa Bey gördüğüm kadarıyla ıtriyatçı ve mesleğinde oldukça başarılı. Dünyanın birçok büyük şehirlerinde koku müzeleri açmış. Bırakın lavantayı, gülü, Ispanaktan bile koku elde ediyor. Yeteneğini ispatlamış durumda.

En son konuşmamızda bana Ankara’yı, Hacı Bayramı niye bırakıp Bilecik’e gittiğimi sordu. Ben de burada mutlu olduğumu söyledim. (1997 yılında rahmetli karıma “ Gel hanım burada insanlarla uğraşacağımıza köyümüz Fıranlara gidelim dağdaki ayılarla muhatap olalım demiştim gelmedi. Ankara’yı – Sincanı seviyordu, beklide çocuklarımız Ankara’da olduğu için kopmak istemiyordu.) Köyde ne yapıyorsun dedi. Cevaben; tarihi mekânları araştırıyoruz, Bilecik sevdamızı canlı tutuyorum, arı ve meyve fidanları ile uğraşıyorum. Dedim. Bunlar para etmez dedi. Soğansı, sümbül, lale, safran gibi bitkiler üret daha kazançlı olursun dedi. Ne zaman İsa Tamer ile konuşsam kafam allak bullak oluyor. Onu tanıdığıma ve tanıdım zannettiğime pişman mıyım, memnun muyum bilemiyor.

Mustafa Boşdurmaz abi gazeteye yazını acil gönder deyince ben de bu yazıyı yazıverdim.

Bâki Selamlar.

 İNSANLARI TANIMAK

İnsanları tanımak tanımak dünyayı, coğrafyayı, dağları ve denizleri tanımaktan zordur. Çünkü insan vücudunda kâinattaki bütün elementler mevcuttur.  İnsanları tanıma zorluğunu İsa Tamer ile karşılaşınca anladım. Önce şunu söylemek istiyorum: İnsanları tanıma hususunda kesinlikle ön yargılı olmamak ve kanaat kapısını daima açık bırakmak lazımdır. Bazen benim de insan sarrafı olduğumu zannettiğim zamanlar oluyor. Eee gaflete dalmak da insana mahsus bir duygudur. Görünüş, konuşma, vücut dili karşınızdaki muhatabınız; müspet mi menfi mi, iyi niyetlimi, kötü niyetlimi olduğunu mutlaka ipuçları verir, bütün mesele bu delilleri yakalayabilmektir. Bir de insanın geçmişi geleceğinin referansıdır.
Öyle bir insan tanıdım ki, veya tanıdığımı zannettiğim birisi bana bu yazıyı yazdırıyor, merak bu ya. Bir gün Hacı Bayramda İsa Tamer ile karşılaştım. Görünüş ilk anda akla Aynaroz Papazını akla getiriyor. Fakat kısa zaman sonra bunun ön yargı olduğunu anlıyorum. Deli mi, veli mi, âlim mi zalim mi, aşık mı, mecnun mu, mucit mi? Ne diyeceğimi bilemiyorum. Ortak tanıdığımız bir arkadaşa ( Murat Bahadır Akkoyunlu) bakıyorum şu kanata varıyorum. Delilikle velilik karışımı bir şey, tam olarak da emin değilim.
İsa Bey ile konuşurken hep aklıma akıl yaşta değil baştadır sözü geliyor. Bilmediği, anlamadığı bir konu yok. İleriye fikir sürsem hemen benim fikrimi çürütmeye kalkışıyor. Kelimeleri ve cümleleri öyle yoğuruyor ki, susmak ve onu dinlemek zorunda kalıyorum. Karşımda bir aysberg var.
İsa Bey Strasburg da yaşıyor. Üç kıt’yı dolaşıyor. Ankara Kalecikli olduğu ve burada büyüdüğü için Ankara’ya çok geliyor. Devlet yönetiminde bulunanları hiç sevmiyor ve her şeye, herkese bir kulp buluyor. Lakin ileri sürdükleri ve söyledikleri de yabana atılır şeyler değil. Söylediklerinin çoğunda da haklı. Anlattıkları beni şaşkına çeviriyor. Sizin hakınız da yazı yazacağım dediğimde yazma mimlenirsin dedi. Bn böyle şeylere aldırış etmem.
İsa Bey gördüğüm kadarıyla ıtriyatçı ve mesleğinde oldukça başarılı. Dünyanın birçok büyük şehirlerinde koku müzeleri açmış. Bırakın lavantayı, gülü, Ispanaktan bile koku elde ediyor. Yeteneğini ispatlamış durumda.
En son konuşmamızda bana Ankara’yı, Hacı Bayramı niye bırakıp Bilecik’e gittiğimi sordu. Ben de burada mutlu olduğumu söyledim. (1997 yılında rahmetli karıma “ Gel hanım burada insanlarla uğraşacağımıza köyümüz Fıranlara gidelim dağdaki ayılarla muhatap olalım demiştim gelmedi. Ankara’yı – Sincanı seviyordu, beklide çocuklarımız Ankara’da olduğu için kopmak istemiyordu.) Köyde ne yapıyorsun dedi. Cevaben; tarihi mekânları araştırıyoruz, Bilecik sevdamızı canlı tutuyorum, arı ve meyve fidanları ile uğraşıyorum. Dedim. Bunlar para etmez dedi. Soğansı, sümbül, lale, safran gibi bitkiler üret daha kazançlı olursun dedi. Ne zaman İsa Tamer ile konuşsam kafam allak bullak oluyor. Onu tanıdığıma ve tanıdım zannettiğime pişman mıyım, memnun muyum bilemiyor.
Mustafa Boşdurmaz abi gazeteye yazını acil gönder deyince ben de bu yazıyı yazıverdim.
Bâki Selamlar.

İNSANLARI TANIMAK

İnsanları tanımak tanımak dünyayı, coğrafyayı, dağları ve denizleri tanımaktan zordur. Çünkü insan vücudunda kâinattaki bütün elementler mevcuttur.  İnsanları tanıma zorluğunu İsa Tamer ile karşılaşınca anladım. Önce şunu söylemek istiyorum: İnsanları tanıma hususunda kesinlikle ön yargılı olmamak ve kanaat kapısını daima açık bırakmak lazımdır. Bazen benim de insan sarrafı olduğumu zannettiğim zamanlar oluyor. Eee gaflete dalmak da insana mahsus bir duygudur. Görünüş, konuşma, vücut dili karşınızdaki muhatabınız; müspet mi menfi mi, iyi niyetlimi, kötü niyetlimi olduğunu mutlaka ipuçları verir, bütün mesele bu delilleri yakalayabilmektir. Bir de insanın geçmişi geleceğinin referansıdır.

Öyle bir insan tanıdım ki, veya tanıdığımı zannettiğim birisi bana bu yazıyı yazdırıyor, merak bu ya. Bir gün Hacı Bayramda İsa Tamer ile karşılaştım. Görünüş ilk anda akla Aynaroz Papazını akla getiriyor. Fakat kısa zaman sonra bunun ön yargı olduğunu anlıyorum. Deli mi, veli mi, âlim mi zalim mi, aşık mı, mecnun mu, mucit mi? Ne diyeceğimi bilemiyorum. Ortak tanıdığımız bir arkadaşa ( Murat Bahadır Akkoyunlu) bakıyorum şu kanata varıyorum. Delilikle velilik karışımı bir şey, tam olarak da emin değilim.

İsa Bey ile konuşurken hep aklıma akıl yaşta değil baştadır sözü geliyor. Bilmediği, anlamadığı bir konu yok. İleriye fikir sürsem hemen benim fikrimi çürütmeye kalkışıyor. Kelimeleri ve cümleleri öyle yoğuruyor ki, susmak ve onu dinlemek zorunda kalıyorum. Karşımda bir aysberg var.

İsa Bey Strasburg da yaşıyor. Üç kıt’yı dolaşıyor. Ankara Kalecikli olduğu ve burada büyüdüğü için Ankara’ya çok geliyor. Devlet yönetiminde bulunanları hiç sevmiyor ve her şeye, herkese bir kulp buluyor. Lakin ileri sürdükleri ve söyledikleri de yabana atılır şeyler değil. Söylediklerinin çoğunda da haklı. Anlattıkları beni şaşkına çeviriyor. Sizin hakınız da yazı yazacağım dediğimde yazma mimlenirsin dedi. Bn böyle şeylere aldırış etmem.

İsa Bey gördüğüm kadarıyla ıtriyatçı ve mesleğinde oldukça başarılı. Dünyanın birçok büyük şehirlerinde koku müzeleri açmış. Bırakın lavantayı, gülü, Ispanaktan bile koku elde ediyor. Yeteneğini ispatlamış durumda.

En son konuşmamızda bana Ankara’yı, Hacı Bayramı niye bırakıp Bilecik’e gittiğimi sordu. Ben de burada mutlu olduğumu söyledim. (1997 yılında rahmetli karıma “ Gel hanım burada insanlarla uğraşacağımıza köyümüz Fıranlara gidelim dağdaki ayılarla muhatap olalım demiştim gelmedi. Ankara’yı – Sincanı seviyordu, beklide çocuklarımız Ankara’da olduğu için kopmak istemiyordu.) Köyde ne yapıyorsun dedi. Cevaben; tarihi mekânları araştırıyoruz, Bilecik sevdamızı canlı tutuyorum, arı ve meyve fidanları ile uğraşıyorum. Dedim. Bunlar para etmez dedi. Soğansı, sümbül, lale, safran gibi bitkiler üret daha kazançlı olursun dedi. Ne zaman İsa Tamer ile konuşsam kafam allak bullak oluyor. Onu tanıdığıma ve tanıdım zannettiğime pişman mıyım, memnun muyum bilemiyor.

Mustafa Boşdurmaz abi gazeteye yazını acil gönder deyince ben de bu yazıyı yazıverdim.

Bâki Selamlar.

 İNSANLARI TANIMAK

İnsanları tanımak tanımak dünyayı, coğrafyayı, dağları ve denizleri tanımaktan zordur. Çünkü insan vücudunda kâinattaki bütün elementler mevcuttur.  İnsanları tanıma zorluğunu İsa Tamer ile karşılaşınca anladım. Önce şunu söylemek istiyorum: İnsanları tanıma hususunda kesinlikle ön yargılı olmamak ve kanaat kapısını daima açık bırakmak lazımdır. Bazen benim de insan sarrafı olduğumu zannettiğim zamanlar oluyor. Eee gaflete dalmak da insana mahsus bir duygudur. Görünüş, konuşma, vücut dili karşınızdaki muhatabınız; müspet mi menfi mi, iyi niyetlimi, kötü niyetlimi olduğunu mutlaka ipuçları verir, bütün mesele bu delilleri yakalayabilmektir. Bir de insanın geçmişi geleceğinin referansıdır.

Öyle bir insan tanıdım ki, veya tanıdığımı zannettiğim birisi bana bu yazıyı yazdırıyor, merak bu ya. Bir gün Hacı Bayramda İsa Tamer ile karşılaştım. Görünüş ilk anda akla Aynaroz Papazını akla getiriyor. Fakat kısa zaman sonra bunun ön yargı olduğunu anlıyorum. Deli mi, veli mi, âlim mi zalim mi, aşık mı, mecnun mu, mucit mi? Ne diyeceğimi bilemiyorum. Ortak tanıdığımız bir arkadaşa ( Murat Bahadır Akkoyunlu) bakıyorum şu kanata varıyorum. Delilikle velilik karışımı bir şey, tam olarak da emin değilim.

İsa Bey ile konuşurken hep aklıma akıl yaşta değil baştadır sözü geliyor. Bilmediği, anlamadığı bir konu yok. İleriye fikir sürsem hemen benim fikrimi çürütmeye kalkışıyor. Kelimeleri ve cümleleri öyle yoğuruyor ki, susmak ve onu dinlemek zorunda kalıyorum. Karşımda bir aysberg var.

İsa Bey Strasburg da yaşıyor. Üç kıt’yı dolaşıyor. Ankara Kalecikli olduğu ve burada büyüdüğü için Ankara’ya çok geliyor. Devlet yönetiminde bulunanları hiç sevmiyor ve her şeye, herkese bir kulp buluyor. Lakin ileri sürdükleri ve söyledikleri de yabana atılır şeyler değil. Söylediklerinin çoğunda da haklı. Anlattıkları beni şaşkına çeviriyor. Sizin hakınız da yazı yazacağım dediğimde yazma mimlenirsin dedi. Bn böyle şeylere aldırış etmem.

İsa Bey gördüğüm kadarıyla ıtriyatçı ve mesleğinde oldukça başarılı. Dünyanın birçok büyük şehirlerinde koku müzeleri açmış. Bırakın lavantayı, gülü, Ispanaktan bile koku elde ediyor. Yeteneğini ispatlamış durumda.

En son konuşmamızda bana Ankara’yı, Hacı Bayramı niye bırakıp Bilecik’e gittiğimi sordu. Ben de burada mutlu olduğumu söyledim. (1997 yılında rahmetli karıma “ Gel hanım burada insanlarla uğraşacağımıza köyümüz Fıranlara gidelim dağdaki ayılarla muhatap olalım demiştim gelmedi. Ankara’yı – Sincanı seviyordu, beklide çocuklarımız Ankara’da olduğu için kopmak istemiyordu.) Köyde ne yapıyorsun dedi. Cevaben; tarihi mekânları araştırıyoruz, Bilecik sevdamızı canlı tutuyorum, arı ve meyve fidanları ile uğraşıyorum. Dedim. Bunlar para etmez dedi. Soğansı, sümbül, lale, safran gibi bitkiler üret daha kazançlı olursun dedi. Ne zaman İsa Tamer ile konuşsam kafam allak bullak oluyor. Onu tanıdığıma ve tanıdım zannettiğime pişman mıyım, memnun muyum bilemiyor.

Mustafa Boşdurmaz abi gazeteye yazını acil gönder deyince ben de bu yazıyı yazıverdim.

Bâki Selamlar.

 İNSANLARI TANIMAK

İnsanları tanımak tanımak dünyayı, coğrafyayı, dağları ve denizleri tanımaktan zordur. Çünkü insan vücudunda kâinattaki bütün elementler mevcuttur.  İnsanları tanıma zorluğunu İsa Tamer ile karşılaşınca anladım. Önce şunu söylemek istiyorum: İnsanları tanıma hususunda kesinlikle ön yargılı olmamak ve kanaat kapısını daima açık bırakmak lazımdır. Bazen benim de insan sarrafı olduğumu zannettiğim zamanlar oluyor. Eee gaflete dalmak da insana mahsus bir duygudur. Görünüş, konuşma, vücut dili karşınızdaki muhatabınız; müspet mi menfi mi, iyi niyetlimi, kötü niyetlimi olduğunu mutlaka ipuçları verir, bütün mesele bu delilleri yakalayabilmektir. Bir de insanın geçmişi geleceğinin referansıdır.

Öyle bir insan tanıdım ki, veya tanıdığımı zannettiğim birisi bana bu yazıyı yazdırıyor, merak bu ya. Bir gün Hacı Bayramda İsa Tamer ile karşılaştım. Görünüş ilk anda akla Aynaroz Papazını akla getiriyor. Fakat kısa zaman sonra bunun ön yargı olduğunu anlıyorum. Deli mi, veli mi, âlim mi zalim mi, aşık mı, mecnun mu, mucit mi? Ne diyeceğimi bilemiyorum. Ortak tanıdığımız bir arkadaşa ( Murat Bahadır Akkoyunlu) bakıyorum şu kanata varıyorum. Delilikle velilik karışımı bir şey, tam olarak da emin değilim.

İsa Bey ile konuşurken hep aklıma akıl yaşta değil baştadır sözü geliyor. Bilmediği, anlamadığı bir konu yok. İleriye fikir sürsem hemen benim fikrimi çürütmeye kalkışıyor. Kelimeleri ve cümleleri öyle yoğuruyor ki, susmak ve onu dinlemek zorunda kalıyorum. Karşımda bir aysberg var.

İsa Bey Strasburg da yaşıyor. Üç kıt’yı dolaşıyor. Ankara Kalecikli olduğu ve burada büyüdüğü için Ankara’ya çok geliyor. Devlet yönetiminde bulunanları hiç sevmiyor ve her şeye, herkese bir kulp buluyor. Lakin ileri sürdükleri ve söyledikleri de yabana atılır şeyler değil. Söylediklerinin çoğunda da haklı. Anlattıkları beni şaşkına çeviriyor. Sizin hakınız da yazı yazacağım dediğimde yazma mimlenirsin dedi. Bn böyle şeylere aldırış etmem.

İsa Bey gördüğüm kadarıyla ıtriyatçı ve mesleğinde oldukça başarılı. Dünyanın birçok büyük şehirlerinde koku müzeleri açmış. Bırakın lavantayı, gülü, Ispanaktan bile koku elde ediyor. Yeteneğini ispatlamış durumda.

En son konuşmamızda bana Ankara’yı, Hacı Bayramı niye bırakıp Bilecik’e gittiğimi sordu. Ben de burada mutlu olduğumu söyledim. (1997 yılında rahmetli karıma “ Gel hanım burada insanlarla uğraşacağımıza köyümüz Fıranlara gidelim dağdaki ayılarla muhatap olalım demiştim gelmedi. Ankara’yı – Sincanı seviyordu, beklide çocuklarımız Ankara’da olduğu için kopmak istemiyordu.) Köyde ne yapıyorsun dedi. Cevaben; tarihi mekânları araştırıyoruz, Bilecik sevdamızı canlı tutuyorum, arı ve meyve fidanları ile uğraşıyorum. Dedim. Bunlar para etmez dedi. Soğansı, sümbül, lale, safran gibi bitkiler üret daha kazançlı olursun dedi. Ne zaman İsa Tamer ile konuşsam kafam allak bullak oluyor. Onu tanıdığıma ve tanıdım zannettiğime pişman mıyım, memnun muyum bilemiyor.

Mustafa Boşdurmaz abi gazeteye yazını acil gönder deyince ben de bu yazıyı yazıverdim.

Bâki Selamlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sadettin Bayram - Mesaj Gönder

# iyi, ankara

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Ufuk Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Ufuk Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Ufuk Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Ufuk Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Ankara'da Hangi Milletvekilini Daha Çok Tanıyorsunuz?
Tüm anketler