ÜLKEMİZDE RADYO YAYINCILIĞI

Geniş kitlelere ulaşabilen ilk elektromanyetik kitle iletişim aracı olarak devrimsel bir güce sahip olan radyo, 20’li yıllardan 60’lı yıllara kadar tüm dünyada insanların en önemli haber, bilgi ve eğlence kaynağı olmayı başardı.milyonlarca kişinin haber almasını sağlayan radyo 19. yüzyılın sonlarına doğru icat edildi Türkiye’nin radyoculuk serüveni ise 1927 yılında başlamıştır televizyonun internetin olmadığı zamanlarda insanlar haberleri radyodan takip ediyordu önemli bir olayda herkes radyoya kulak kesilirdi evde işte kahvede her yerde dinleniyordu  radyo hala en etkili kitle iletişim araçlarından biridir milyonlarca insana haber alma imkanı sağlıyor


Cumhuriyet döneminde yeni bir musıki üretimi ortaya çıkmıştır. 


Bu yenilikler radyoda uygulamaya konmuştur. 1927’den günümüze ülkenin hemen hemen bütün değerli musıkicileri çeşitli dönemlerde radyolarda musıki icra etmişlerdir. Dört kuşak radyo çatısı altında toplanmıştır. Bu dört kuşağın radyo icraları yeniden gün ışığına çıkarılması, yayımlanması gereken çok zengin bir arşiv malzemesi bırakmışlardır.


Radyo 1970’li yıllarda bütün ülkeyi bir ağ gibi saran televizyonla rekabet edemedi. 1980’lerde devlet radyoları dinleyicilerinin çok büyük bir bölümünü devlet televizyonuna kaptırdı. Televizyon da, radyonun tersine, musıkiyi yayıncılığın temel unsuru olarak görmüyordu.

1990’larda radyo yayıncılığı üzerindeki devlet tekeli kaldırıldı. Bir anda bütün ülkede binlerce özel radyo ortaya çıktı. Sadece İstanbul’da en az 200 özel radyo istasyonu vardır bugün. Ne var ki, bu artışın musıki açısından sevindirici sonuçlar verdiği söylenemez. Bunların büyük çoğunluğu piyasada satılan pop müziği kasetlerinden başka bir şey yayımlayamamaktadır. Amatörce bir heyecanla yayın hayatına atılan ve değişik musıki türlerindeki nitelikli eserlere yer veren bir iki özel radyo dışında devlet radyosuyla karşılaştırılabilecek bir radyo yoktur.

Bugünün devlet radyolarına gelince, hepsi çok kan kaybetmiş, “eski güzel günler” geride kalmıştır. Günümüzde devlet radyosundan dinlenen musıki genellikle dinleyiciye sanat zevki vermeyen, mekanik bir musıkidir. Öyle görünüyor ki, radyo musıkicileri önceki kuşakların heyecanını yitirmişlerdir. Büyük bir bölümünü musıkicilerin oluşturduğu bir kurum olmaktan çok, bir devlet dairesini andıran radyoda bazı değerli gelenekler de bozulmuştur. Örneğin, geçmişte yönetim kademelerine hep musıki adamları yahut musıkiye çok saygılı yöneticiler atanırdı. Şimdi onların yerini musıkiden hiç anlamayan bürokratlar almışlardır. Bu ortamda bile, musıki heyecanını hâlâ kaybetmemiş musıkiciler vardır. Bunların da çoğu eski radyo günlerini bilen yaşlı musıkicilerdir. Bu durumun nesnel sebepleri vardır tabiî. Her şeyden önce, radyonun dinleyicisi azalmıştır; radyo musıkicisi dinlenmeyeceğini bile bile görevi gereği musıki icra etmektedir. Ayrıca, radyonun geçmişteki canlı yayınları bir konser heyecanı yaşatıyordu icracıya. Bant yayını bu heyecanı büsbütün söndürmedi, ama azalttı. İcranın stüdyoda banda alınması, kusurlu yerlerde her defasında başa dönülebilmesi, yarım saatlik bir programın düzinelerce defa kesintiye uğratılması da sanatçının musıki icra ederken duyduğu zevki azalttı.

Geçen elli yıla baktığımızda, radyoda yayımlanan musıkide seviyenin düştüğü bir gerçektir. İcra zayıflamış, sunulan musıkinin dağarı genişleyeceğine daralmıştır. Geçmişte, radyoda çalıp okuyan sadece o büyük musıkiciler değil, radyonun kendisi bir kurum olarak bir otoriteydi; musıkinin iyisi üzerinde titreyen, musıki dünyasına yön veren bir otorite. Gelgelelim, radyo kendi standartlarını düşürdükçe bir otorite olmaktan çıkmış, musıkinin ancak vasatını verebilen bir kuruma dönüşmüştür. Oysa geçmişin güzelliklerine erişmesi beklenemezse de, bugün dinlettiği musıkiden daha iyisini verebilecek bir kadrosu vardır. Devlet radyolarında çok yetenekli genç musıkiciler bulunuyor. Ama bunlar iyi musikiye yabancı, musıki dünyasının sorunlarından habersiz kimselerin iş başında olduğu bir kurumda heveslerini kaybetmekte, musıki olarak verebileceklerini veremeyecek duruma düşmektedirler.

Devlet radyosunun bugün gelinen noktadaki asıl önemi arşivindeki malzemede yatıyor. Bütün dünya radyoları gibi Türk radyosu da çok yaşlanmıştır artık. Çeşitli ülkelerde devlet radyoları arşivlerini koruyamayacak duruma düştükleri için ellerindeki kayıtları halka, özel şirketlere açmışlar; böylece kendi tarihlerini de sağlama almışlardır. Oysa Türk radyosu ülkenin öz musıkisi için bir hazine değerindeki zengin arşivini değerlendirmek için bugüne kadar ciddi bir adım atmamıştır. Devlet radyosunu bekleyen tarihî bir görev vardır; o da, büyük musıki değeri taşıyan elli yıllık kayıtların arşiv odalarının elverişsiz şartları içinde çürüyüp gitmekten kurtarılması, bu malzemenin kamuya açılmasıdır. Radyo bunu başarabilirse, kendi tarihini de yazmış olacaktır. Kalın sağlıcakla…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şenel Gönen - Mesaj Gönder

# iyi, haber

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Ufuk Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Ufuk Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Ufuk Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Ufuk Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Ankara'da Hangi Milletvekilini Daha Çok Tanıyorsunuz?
Tüm anketler