KIZILELMA NERESİ?

Çok kıymetli Yeni Ufuk okurları, bu yazımızda önceki yazılarımızla bağlantısı olan zor bir konuya değinmek istedik. İnşallah sizlerle birlikte hakkını veririz. Ne dersiniz? Veririz değil mi? Öyleyse haydi Bismillah Türk tarihinin bir bölümüne yolculuğa çıkalım.

Ergenekon, Turan, Ülkü, Kızılelma, i'lâ-yi kelimetullah, Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi, Misakı Milli ve Evlad-ı Fatihan gibi kavramlarımız ve ideallerimizin Türk tarihinin imbiğinden süzülerek günümüze kadar geldiğini biliyoruz. Bu kavram ve “mitlerin” her birinin milletimize hedef ve yol gösterdiği; ruhunu diri ve uyanık tuttuğu malumumuzdur.

Türklük idealinin unsurlarından birisi olan “Kızılelma” başlığının üzerinde durmayı uygun bulduk. Değerli okurlarımız bu başlığı tarihçilerimizin anlatımından faydalanarak, bizde uyandırdığı duygu, düşünceleri ve milletimizin ruh dünyasındaki karşılığını dile getirmeye çalışacağımızı söylemek isteriz.

Kıymetli okurlarımız, Orta Asya’da Türkler arasında doğan Kızılelma: “Erişilmesi istenen ülkü, elde edilmesi amaçlanan muhayyel yer” olarak ifade edilmektedir. Ergenekon destanında, Ergenekon’dan dışarı çıkma ve kaybedilmiş olan eski yurdu tekrar ele geçirme ideali şeklinde değerlendirilir. Tarihçilere göre Kızılelma, Orta Asya Türklerinde, hedefleri ve kazandıkları zaferlerin adı olmuştur.

Kızıl Elma, Türk mitolojisinde üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküler veya düşleri simgeleyen bir ifade olarak tanımlanmaktadır. Destan şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, “Malazgirt Marşı” adlı şiirinde:

Yiğitler kan döker bayrak solmaya

Anadolu başlar vatan olmaya

Kızılelma’ya hey… Kızılelma’ya! Dizeleriyle, vurguladığı gibi Selçuklular ve Osmanlılarda Kızılelma; Bizans topraklarının fethedilmesidir.

Türklerin Anadolu’yu yurt edinmelerinden sonra Kızılelma, İstanbul olmuş, fethedilmiş. Bu defa Viyana ve Roma olmuştur. Osmanlılarda biraz daha farklı bir anlam kazanarak Kızılelma; cihan hâkimiyeti mefkûresi olarak görülür. Cihan devleti olduğundaki hedefi; diğer milletleri egemenliği altına alarak kendilerine güvenlik ve refah bahşedecektir.

Ömer Seyfettin, Türklerin Cihan devleti olma ülküsünü “Kızılelma” adlı hikâyesi üzerinden anlatır: Sefere çıkan sultan Süleyman otağında istirahat halindeyken eğlenmekte olan askerlerin; "Kızıl Elma, Kızıl Elma" diye bağrıştıklarını duyar ve merak eder. Mahiyetini çağırır ve ne manaya geldiğini sorar. Her birinden Hind, Sind, Çin, Maçin, Viyana, Roma gibi farklı ve tereddütlü cevaplar alan sultan: Askerin içinden bağırışanlardan rastgele üç eri getirtir.

Tir tir titreyen bir adamı aldılar içeriye Orduda ayakkabıcılık yapan serserilerden biriydi. Padişah sordu: “Kızıl Elma, Kızıl Elma dersiniz, bu, neresi?”

. . . . . Garip, işledim sandığı cürümden beraat için:

“Herkes bağırır, padişahım. Ben de bağırdım,” dedi.

“Neye bağırdığını sormam. Kızıl Elma neresidir? Onu söyle!”

“Padişahımızın bizi götüreceği yer!”

“Orası neresi?”

“Padişahımız bilir.” dedi

Bu sefer huzura getirilen ikincisi, afacan bir yeniçeri neferiydi. Padişahın "Kızıl Elma neresi?" sualine, düşünmeden:

“Önümüze düşüp bizi götüreceğin yer... Padişahım!” cevabını verdi.

“Orası neresi?”

“Sen bilirsin padişahım!” dedi

Üçüncüyü huzura aldılar. Bu genç bir bostancıydı.

“ Kızıl Elma neresi?”

“Atınızın gittiği yer... Padişahım!”

“Orası neresi?”

Neresi olduğunu ancak padişahım bilir...”

Padişah, huzurundakilere: “Gördünüz ya, dedi, üçünün de cevabında bir fark yok. Hakikat bir! ‘Kızıl Elma’ benim gitmek istediğim yer, işte... Hakk'ın beni göndereceği yer..." Diyerek noktayı koyar.

Kızılelma ulaşılması gereken bir hedef olduğu gibi, bazen de istim üzere olma, savunma ve teyakkuz, halinin, ülküsüdür. Kimi zaman Ergenekon’dan kurtulma, kimi zaman Balkan bozgunundan ve Kurtuluş savaşı sarsıntılarından, kimi zamanda esaretten kurtulma arzu ve çabasıdır.

Kızılelma sadece askeri alanda değil halkın, ilim insanlarının dilinde de yer almıştır. Türk düşünürü Ziya Gökalp’se, Kızılelma adlı şiirinde:

Adı “Ay Hanım’mış,” hanlar soyundan; Terbiye tarzını, tedris ilmini

Anası Kırgız’ın “Konrad” boyundan. Biri erkeklere, biri kızlara,

İsterdi Turan’da mektepler açmak, İki mektep yapmak için mimara

Hakikat nurunu ruhlara saçmak. Emirler vererek işe başladı.

Bunun-çin lazımdı bilmek en yeni “İstikbal Beşiği” mektebin adı.

Dizeleriyle Türk devletinin Kızılelma’sının ilim olması gerektiğini vurgular. Ziya Gökalp aynı şiirinin ilerleyen bölümlerinde:

Kızılelma yok mu? Şüphesiz vardır; Türk medeniyeti taklitsiz, safi

Fakat onun semti başka diyardır… Doğmadıkça bu yurt kalacak hafi…

Zemini mefkure, seması hayâl… Bizdedir fikre his, hislere hayat,

Bir gün gerçek, fakat şimdilik masal… Vicdanlara ilham, şaire kanat…

Dizeleriyle de; milletinin kendi kültürüne kendi benliğine dönmesinin mutlak gerekliliğini Kızılelma olarak görmüştür.

Sevgili okurlarımız izninizle günümüze gelerek üç noktaya temas edelim istedik. İlki, Ziya Gökalp’in belirttiği gibi bilimde Kızılelma’ya yürümeliyiz inancındayız. Nobel ödüllü bilim insanımız profesör Aziz Sancar, profesör Engin Arık, profesör Gazi Yaşargil, profesör Halil İnalçık, profesör Oktay Sinanoğlu ve ismini burada sayamadığımız bilim insanlarımızın Kızılelma’ya ulaştıklarını düşünüyoruz. Bitti mi? Hayır! Biliyoruz ki ulaştığımız hedefin bir sonrasıdır Kızılelma. O halde, ilme yürümeye devam diyoruz.

Değineceğimiz ikinci noktayı Ziya Gökalp, iki mısra ile özetleyivermiş.

Çok yerleri biz fethedebilmişiz;

Her birinde ma'nen fethedilmişiz.

Günümüzde de öyle değil mi. Yabancı dille yazılan tabelalardan tutunda gündelik hayatımızda kullandığımız kelimeleri bu duruma dâhil edin. Kültür erozyonuna bir bakıverelim. Bu erozyonun etkileri milli konularda ki düşünce ve kararlarımızı etkilemediğini düşünemeyiz. İşte bunlardan kurtulmak için; Düşünür, Ziya Gökalp’in dediği gibi “Türk medeniyetinin taklitsiz, safi.” olması elzemdir, şarttır.

Temas edeceğimiz üçüncü hususa gelince: Zeytin dalı harekâtımızın Afrin bölgesinde görevli uzman Çavuş’umuz, muhabirin kendisine: “İstikamet neresi.” Sorusunu yöneltmesi üzerine "Kızılelma" diyerek bize hedefi hatırlatmıştır.

Ayrıca Pençe Kilit Harekâtı bölgesinde şehit olan Piyade Sözleşmeli Er Yasin Karaca, Komutanına sorar: “Yolumuz ne yolu komutanım?” Komutanından önce yanındaki arkadaşı cevap verir. “Şehitlik yolu.” Şehit er kendi sorusuna kendisi cevap verir. “Kızıl Elma'ya kadar devam komutanım.” Diyerek şehit evladımız, Türk milletinin duygu, düşünce ve hedefini bayraklaştırmıştır.

Kanuni Sultan Süleyman’ın askerlerine sorduğu gibi; iki Mehmetçiğimize sorabilseydik “Kızılelma” neresi? “Devletim bilir ama ‘Misakı Milli sınırlarımız’ olmalıdır” diyeceklerini hissediyoruz.

Değerli okurlarımız: “Hissetmenin ötesinde Misakı Milli diyeceklerinden eminiz.” diyorsunuz! Pekâlâ, pek güzel!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mevlüt Köksal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Ufuk Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Ufuk Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Ufuk Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Ufuk Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Ankara'da Hangi Milletvekilini Daha Çok Tanıyorsunuz?
Tüm anketler