NASİPSİZLER

Kıymetli okurlarımız, yaşadığımız asrın felaketinin seneidevriyesinde tekrar hatırlatılmasının faydalı olacağını düşünüyoruz. Bu nedenle, depremin olduğu gün kaleme aldığımız metni sizinle paylaşmayı uygun bulduk. Dilerseniz beraberce okuyalım. Ne dersiniz?

“Bu gün ülkem 7.7 şiddetinde ve çok fena sarsıldı. On bir ilimiz, tam on bir vilayetimiz yıkıldı. Televizyonda gördüğümüz her yıkıntı, her dram, her imkânsızlık ve ölüm haberleri bizi üzüntüye boğdu. Allah’ım bu ne büyük bir felaket.

Depremin bende uyandırdığı yoğun duygu ve düşünceyi yazmaya başladığım şu anda Ankara da evimde bir sallantı hisseder oldum. Aynı anda lambalara baktığımda çok hafif hareketlilik gördüm. Evet, bu emareler bir deprem göstergesiydi.

Aynı anda açık olan televizyona çevirdim gözlerimi. Bir apartmanın yan yatarak çöktüğünü ve insanların canhıraş kaçıştıklarını gördüm. Bir başka binanın olduğu yere yığıldığına ve yükselen toz bulutunun içinde bir an kaybolduğuna şahit oldum. Bu toz duman içinde kalan insanların kaç tanesinin kurtulduğunu kaç tanesinin enkaz altında kaldığını düşündüm. Bu soruların cevabı bende yoktu. Kimsede de olmayacağını biliyorum. Biraz sonra televizyonda 7,6 şiddetinde ikinci bir deprem daha olduğu alt yazısı akmaya başladı.

Allah’ım bu ne yaman bir felaket! Canlı yayında izlediğim ikinci sarsıntının korkunç etkisinin ruhumda uyandırdığı ıstırabı tarif edemiyorum. O kadar ki keşke kâbus olsa diyorum fakat yayın canlı ve gördüklerim gerçek. Bu hakikat karşısında, bunalıyorum, daralıyorum ve ‘Allah’ım! Allah’ım…’ diyebiliyorum ancak.

İkinci sallantıda Malatya’dan yayına bağlanan bir tiyatro sanatçımız, üzüntüden morali ve omuzları çökmüş bitkin kendini taşımaya çalışan ruh haliyle: On tane binanın yıkıldığına şahit olduğunu söylüyorken gözyaşlarını silmeye çalışıyordu. O anda göz pınarlarım silinmeye çalışılan gözyaşlarını sanki devraldı. Eminim ki tüm Türkiye benzer duygu yoğunluğu içinde diye düşündüm.

Sarsıntının hemen akabinde Malatya havaalanından, canlı yayına bağlanan bir hanımefendinin; Çatının çöktüğünü ifade ettiği o anı anlatırken ki sesindeki çatallanma burada bizim gönül telimiz titretti. Hatay’dan tanınmış bir vatandaşımızın sosyal medya aracılığıyla yardım çağrısında ki ıstırabı, içtenliği ve harap olmuşluğu, bizimde ıstırabımız oldu.

Ülkemizi derin üzüntüye sevk eden birçok acı haber ve görüntülerin yanı sıra içimizi ısıtan görüntüler tesellimiz olur mu acaba? Kim bilir! Enkaz altından dört çocuğun sağ kurtarılması, o an için gözlerimizin umutla bakmasını sağladı. Bir başka enkazdan kurtarılan kız evladımızın hayata dönüşü bizim, ‘Çok şükür.’ Minnetlerimize, buruk sevincimize sebep oldu. Benzeri kurtarma sahneleri üzüntümüzü yok edemese de biraz olsun içimizin yangınını hafifletir mi tesellisini aradık.

Televizyonların canlı yayınlarından arama ve kurtarma çalışmalarına katılan insanların gayret ve çabalarını görmemiz hepimizi çok insani duygulara sevk etti. Buradan onlara dua ettik minnet duyduk. Hele hele çalışmalara AFAT, UMKE, polis, jandarma, 112 Acil,

belediyeler ve devletin diğer birimleriyle birlikte halkın da gönüllü olarak katılması; ‘Devlet Millet Bütünlüğünün’ ete kemiğe bürünmüş haliydi. Bu bütünlük gönlümüze nakşetti.

Felaketin acısını hafifletmede emeği geçen bütün yurdum insanı; sağ olun var olun, elinize yüreğinize sağlık. Allah’ım muvaffak etsin. Sizler çok saygıdeğersiniz. Sizlere minnettarız. Allah hepinizden razı olsun! Sizlerin şahsında sahada Türk milletini gördüm. Sizler ne kadar da büyüksünüz, ne kadar asilsiniz.

Ülkemizin yaşadığı bu felakette içimizi ısıtan bir diğer konu yardıma gelen ilk devletin kardeşimiz Azerbaycan’ın olmasıdır. Hep daim ol can Azerbaycan! Meğerse bir milletin kardeşleri olmalıymış yalansız riyasız.

Memleketimin acı gününde TBMM Başkanının riyasetinde bütün parti temsilcilerinin bir araya gelerek milletimize baş sağlığı dilemeleri bir diğer moral verici husustu. Bu acılı günümüzde bir araya gelişten ben devletimin birliğini gördüm ve moral buldum.

Depremi yaşamayan illerdeki özel, resmi ‘Arama Kurtarama Ekipleri’ ve ilgili devlet görevlilerinin, yıkılıp harap olan bölgeye ulaşmak için hemen hareket etmeleri başka bir teselli kaynağımız oldu. Devlet olmanın gereği diye düşündüm. Birçok tarifi olsa da şu an ruhumda ve zihnimde oluşan devlet; Sığınılacak çatı, güvenilen kapı, çaresizliğe çare, derde deva, sıkıntıya ferahlık ve insanın sırtını dayadığı dağ olarak şekillendi.

Devletin çabasının yanı sıra, halkımızın, ayni ve nakdî yardımlaşmayı hemen başlatarak insan ve millet olmanın gereğini yerine getirdiğini hep birlikte müşahede ettik. Bu yardımlaşmaya, kıt kanaat geçinen insanlarımızın da gönüllü olarak katılması kalbimizde ince bir zarafet olarak iz bırakmıştır. “Gönlü zenginler” ne yüce insanlasınız? Sizlere saygı duymak insanlık borcu olsa gerek. İnsanımızın yüz yılın felaketinde kan bağışına yoğun olarak katılmasıysa alicenaplığının göstergesiydi.

Halkımızın yürek ısıtan davranışları felaketin acılarını hafifletir gibi olsa da, televizyonlardaki görüntülerden anlıyoruz ki. Acı ve yıkım çok büyük. Sarsıntının yaptığı tahribatın yanı sıra bölgeye sürekli yağan kar, yağmur ve sert esen rüzgâr ıstırabın daha da büyümesine sebep olmaktadır. Ne yaman bir hayat mücadelesi veriyor insanımız. Hani derler ya! “Geldi mi hepsi üs tüste gelir.” Tam da öyle oldu. Hepsi birden geldi. Özümüz ağladı gözümüz ağladı sözümüz de ağladı.

Herkesin deprem bölgesine gitmesi mümkün değil fakat birçok güzel ve faydalı davranışın sahibi olabiliriz. Bu günü, “Türk milletinin hasletlerinden olan yardımlaşma ve dayanışma,” günüdür diye düşünüyorum!

Başın sağ olsun Türkiye’m! Allahtan ölenlerimize rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Allah’ım biz biliriz ki varsın, birsin, yücesin, her şeye kadirsin, bu necip milletin yaralarını tez zamanda sarmasını nasip eyle. Âmin. 06.02.2023”Tarihinde dua ile bitirmişiz yazımızı.

Değerli yeni ufuk okurları, depremden sonraki zamanlarda nahoş bir takım küçük olaylar olsa da esas itibarıyla yaralarımızı birlikte sarmaya çalıştık. Başka illere göç etmek

zorunda kalan mağdur insanımıza yurdumun her köşesinde kucak açıldı. Kimseye siyaseti, mezhebi ve etnik aidiyeti sorulmadan, evler paylaşıldı, rızıklar paylaşıldı. İnsan olmanın dışında hiçbir şey gözetilmedi.

Bütün bu güzellikleri milletçe yaşarken bazı “nasipsizler” sureti haktan görünerek felaket üzerinden milletin genleriyle oynamaya, nifak tohumları saçmaya çalıştılar. Tuttu mu? Hayır tutmadı. Tutmaz da.

Çok kıymetli okurlarımız, “Nasipsizler;” değil siz, sizin sahiplerinizin gücüde yetmez birliğimizi bozmaya. Çekin pis ellerinizi yüce milletin üzerinden mi diyorsunuz? O halde bizde size katılıyoruz.

14.02.2024 Mevlüt KÖKSAL Ankara / Sincan

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mevlüt Köksal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Ufuk Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Ufuk Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Ufuk Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Ufuk Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Ankara'da Hangi Milletvekilini Daha Çok Tanıyorsunuz?
Tüm anketler