Siyaset Haber Girişi: 18.05.2021 - 13:17, Güncelleme: 18.05.2021 - 13:17

MUSTAFA KIR: İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI HANGİ AMAÇLA KURULDU? KİME HİZMET EDİYOR?

 

MUSTAFA KIR: İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI HANGİ AMAÇLA KURULDU? KİME HİZMET EDİYOR?

Ankara Sivil Toplum Platformu Başkanı Mustafa Kır bir basın açıklaması gerçekleştirdi.
ANKARA SİVİL TOPLUM PLATFORMU BAŞKANI MUSTAFA KIR'IN BASIN AÇIKLAMASI ŞU ŞEKİLDE; Başlangıçta (İKÖ) İslam Konferans Örgütü adıyla kurulan ve daha sonra (İİT) İslam İş birliği Teşkilatı adını alan İslam İş Birliği Teşkilatı 1970 yılında merhum Suudi Arabi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz’in öncülüğünde; İşgalci devlet tarafından esaret altında tutulan İlk kıblemiz, Peygamberimizin miraç mekânı ve 3. Harem Mescidimizin bulunduğu Kudüs’ü esaretten kurtarıp, özgürlüğüne kavuşturmak, Filistin halkının bağımsızlık mücadelesini desteklemek, kaybedilen haklarını yeniden kazanmaları ve kayıp ettikleri toprakları yeniden geri almaları için onlara yardım etmek şeklinde amacıyla kurulmuştur.   Süreç içinde (İİT) İslam İş birliği Teşkilatı bırakın Filistin’in kaybedilen haklarının iadesini ve özgür Kudüs’ün inşanı kuruluş felsefesinden, amaç ve ilkelerinden saparak, Siyonist devlet tarafından Filistin topraklarının daha da işgal edilmesi, ilhak edilmesi, Birleşik Kudüs’ün İsrail’e başkent ilan edilmesi, Müslüman mahallelerinin boşaltılarak Yahudilerin yerleştirilmesi, Mescidi Aksanın altına tünellerin kazılması, ve hatta mescidi Aksa’nın İsrail güvenlik güçlerince yönetimine el konulması, Müslümanların ibadetlerine engel olunması karşısında yaptığı olağan ve olağanüstü toplantılarında kınamanın ötesinde bir karar alamayarak konumunu acziyet içinde devam ettirmektedir.   Şimdide Ramazan ayı başından itibaren İsrail güvenlik güçleri tarafından Doğu Kudüs Şeyh Cerrah Mahallesindeki Müslümanların meskenlerinden hukuksuz bir şekilde zorla çıkarılmasına direnen Müslümanlara İsrail güvenlik güçlerinin silahlı saldırıları ile başlayıp, 7 Mayıs 2001 Cuma günü Mescidi Aksa Baskını ve 10 Mayıs 2021 Gazze ile aralıksız devam eden ve 61’i çocuk, 36’ı kadın olmak üzere 212 Gazze ’linin öldürüldüğü, 1400’den fazlasının yaralandığı, meskenlerin, hastanelerin, su şebekelerinin, okulların vurulduğu Siyonist saldırı Müslüman ülke haklarının ve sivil toplum kuruluşlarının tepkilerine rağmen acımasız bir şekilde sürdürülmektedir.   İİT İslam İş birliği Teşkilatı şaşırtmadı. Kınamaktan vazgeçmedi! Türkiye’nin çağrısı üzerine toplanan (İİT) İslam İş birliği Teşkilatı da İşgalci İsrail’i kınamaktan vaz geçmemiş, Müslümanların beklentilerini boşa çıkarmıştır. Geçmişte olduğu gibi bu menfur Siyonist saldırılar karşısında da BM mazlum ile zalimi eşit tutarak, taraflara anlamsız savaşın bitirilmesi çağrısı yaparak yine her iki tarafı kınayarak olayı kapatacak, İsrail’in yaptığı da yanına kar kalacaktır.   İslam İş Birliği Teşkilatına giden yolun kaldırım taşları nasıl döşendi? I. Dünya savaşının 3. Yılında 2 Kasım 1917’de İngiltere Dış İşleri Bakanı Arthur James Balfour tarafından Filistin toprakları üzerinde Yahudiler için bir devlet kurulmasını vadeden Balfour deklarasyonun yayınlanmasının ve 9 Aralık 1917 de Filistin’in Osmanlı himayesinden çıkmasının ardından İngiliz manda yönetimi altına girmiş, İngiliz manda yönetiminin himayesinde Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden Filistin topraklarına taşınan Yahudileri, Filistinliler kendi topraklarına sokmamak ve toprakları üzerinde Siyonist bir devletin kurulmasına engel olmak için tam 31 yıl mücadele vermişlerdir.   Neticede 14 Mayıs 1948 Tarihinde İsrail İşgal devletinin BM’ler tarafından kurulması ve kuruluşunun ilanının ardından Mısır, Suriye, Lübnan Ürdün’ün destek verdiği Filistin-İsrail arasında çıkan savaşta 15 bin Filistinli öldürülmüş, 500’den fazla Filistin köyü haritadan silinmiş ve 800 bin Filistinli topraklarından sürülmüş ve Batı Kudüs İsrail tarafından işgal edilmiştir.   1949 yılında BM’nin girişimiyle 1949 yılında Filistin ve İsrail arasında antlaşma yapılmasına rağmen çatışmaların ardı arkası hiç kesilmemiştir. 1967 de Mısır, Ürdün ve Suriye’nin fiilen katıldığı Irak, Suudi Arabistan, Sudan, Tunus, Fas ve Cezayir’in de asker ve silah yardımında bulunduğu 5 Haziran 1967’ de başlayan ve 6 gün devam eden Filistin- İsrail savaşında ABD ve Batılıların desteği ile İsrail Batı Şeria’ yı Gazze Şeridini, Doğu Kudüs’ü, Sina Yarımadasın ve Ürdün Vadisini ele geçirmiştir.   6 gün savaşlarından sonrada Filistin -İsrail sorunu tek başına, antlaşma, savaş ve diplomatik yollarla çözülemeyeceğinin anlaşılması üzerine İsrail işgali altındaki Kudüs’ün kurtuluşu için "cihat ilan eden Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz tüm İslam ümmetinin emperyalist güçlere karşı birlikte hareket etmesi İslam birliğinin oluşturulması arayışı içine girilmiştir.   “O zaman idrak ettim ki, İslam ümmeti uyuyan bir ümmettir!” 21 Ağustos 1969 tarihinde Denis Michael Rohan adında Avustralyalı fanatik bir Yahudi tarafından Mescidi Aksa kundaklanmış, Nurettin Zengi tarafından yaptırılan ve Mescidi Aksaya konulması Kudüs Fatihi Selahattin Eyyubi’ye nasip olan Aksa minberi yakılması, Mescidi Aksanın kundaklandığı günün gecesinde İsrail’in ilk kadın başbakanı olan Golda Meir’in Müslümanların dört koldan İsrail’e saldıracakları korkusuyla sabaha kadar uyuyamayıp, sabah olduğunda ise korkulanın olmadığını görünce; İslam ümmetini aşağılan: “O zaman idrak ettim ki, biz dilediğimizi yapabiliriz. Zira İslam ümmeti uyuyan bir ümmettir. Açıklamasını yapması İslam birliği düşüncesinin hayata geçirilmesini hızlandırmıştır.   İslam ülkeleri liderleri ile görüşme trafiği başlatmış, görüşmelerden aldığı müspet izlenimler sonrasında 22–25 Eylül 1969 tarihlerinde Fas’ın başkenti Rabat’ta İslam Zirve Konferansı düzenlenmiştir.   Zirve konferansında alınan karar gereği 1970 yılı Mart ayında Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde BM’de daimî olarak temsil edilen 57 İslam ülkesi Dışişleri Bakanları tarafından amacı: Üye devletler arasında iş birliğini ve dayanışmayı güçlendirmenin yanında uluslararası arenada üye devletler arasında dayanışmayı sağlamak, Siyonist esareti altında kurtarılmayı bekleyen Kudüs’ü Özgürlüğüne kavuşturmak, Filistin halkının bağımsızlık mücadelesini desteklemek, Filistin’in kaybedilen haklarını yeniden kazanmaları ve kayıp ettikleri toprakları yeniden geri almaları için onlara yardım etmek şeklinde belirlenen (İ.K.Ö) İslam Konferans Örgütü Kurulmuştur.   28-30 Haziran 2011 tarihinde Astana’da düzenlenen 38. İslam ülkeleri Dışişleri Bakanları Konseyinde Örgütün ismi İslam İş birliği Teşkilatı (İİT) olarak değiştirilmiştir. (İİT) İslam İş Birliği Teşkilatı; böylelikle 1 milyar 7 yüz milyonluk İslam aleminin yaşadığı coğrafi alanı, nüfus yoğunluğu, ekonomik durumu ve insan kaynakları açısından değerlendirildiğinde Birleşmiş Milletlerden sonra dünya üzerinde Müslümanlar tarafından kurulan hacmi en büyük teşkilat olmuştur.   Mukaddes Kudüs’ü Şerif Kendisini kurtarmanız için sizi çağırıyor. Öteden beri İslam birliği düşüncesine sahip olan, İslam Konferans Örgütünün kuruluşunun öncüsü Sudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz’in güttüğü siyasetin ve attığı uluslararası adımların çıkış noktası “Kudüs’ü ve Mescidi Aksa’yı özgürlüğüne kavuşturmak ve Filistin’i işgalcilerin elinden kurtarmaktır.   Kral Faysal, uyuyan İslam ümmetini uyandırmak ve Kudüs’ü kurtarmak için İslam alemine şöyle seslenmiştir: “Kardeşlerim! Neden bekliyoruz? Dünyanın vicdana gelmesini mi? Nerededir bu dünyanın vicdanı? Mukaddes Kudüs’ü Şerif Kendisini kurtarmanız için sizi çağırıyor. Neden korkuyoruz. Ölümden mi? Allah yolunda cihat ederek ölmekten daha şerefli bir ölüm var mıdır? “   Kardeşlerim! Bizim istediğimiz İslam Milliyeti; İslami bir uyanıştır. Milliyetçilik, ırkçılık veya bloklaşma değildir. Çağrımız; Dinimiz, inancımız, mukaddesatımız ve harimi İslâm içindir. Çağrımız İslami bir çağrıdır. Haremi Şerifimizin, mukaddes Kudüs’ümüzün işgal ve tecavüz altında olduğunu ne zaman hatırlasam; Ben Allah’a, “Allah’ım eğer bana cihad etmek ve mukaddes topraklarımızı kurtarmak nasip olmayacaksa, beni bu dünyada bir an bile yaşatma! Diye halisane bir yalvarışla yalvarıyorum” diye yaptığı hitabeleri uyuyan vicdanları uyandıracak kadar manidardır.   Tek yolun İsrail ile mücadeleden geçtiğine inan Araplar ülkeleri Kral Faysal hayatta iken, 6 Ekim 1973 tarihinde Suriye ve Mısır kuvvetlerinin İsrail’e saldırmasıyla Yom Kippur Savaşı'nı başlatmışlarsa da ABD ve diğer Batılı ülkelerin geçmişte olduğu gibi yine İsrail’in yanında yer almalarıyla savaş; Arapların aleyhine neticelenmiştir.   Suudi Arabistan’ın Kudüs aşkı Kral Faysal ile birlikte sona ermiştir. Çok geçmeden. Suudi Kralı Faysal; "Biz ve atalarımız hurma ve deve sütüyle yaşadık; yine öyle yaşayacağız!" diyerek diğer Arap ülkelerini de yanına almak suretiyle ABD ve Batı ülkelerinin tavrına petrol ambargosu ile karşılık vermiştir.   Ambargo ile beraber uluslararası çapta büyük bir enerji krizi baş gösterince ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger Suudi Arabistan Kral’ı Faysalı ziyarete gelmiş, ziyaret esnasında Kissinger, söze espri ile başlayarak; “Uçağımın yakıtı bitti, uçağın deposunu doldurmak için emir verirseniz, uluslararası fiyattan ücretini vermeye hazırız.' İfadesini kullanmıştır. Kral Faysal bu espriye sert bir bakışla; “Ben yaşlı bir adamım, ölmeden önceki tek dileğim Mescid-i Aksâ'da iki rekât namaz kılmaktır! Sen bu konuda bana yardımcı olabilir misin?" cevabını vermiştir.   Kudüs aşığı olan ve ölümüne kadar hem İslâmî hem de siyasi açıdan birbirinden önemli kararların altına imza atan Kral Faysal, 25 Mart 1975’te sarayında Yeğeni Faysal bin Musaid tarafından bir suikast sonucu öldürülmüş, böylelikle Suudi Arabistan’ın Kudüs aşkı Kral Faysal ile birlikte sona ermiştir.   Gelinen İslam İş birliği Teşkilatına üye ülkeler; içeride din kardeşleri ile, dışarıda teşkilata üye ülkelerin birbirleri ile savaşmaları yüzünden İslam dünyasının hak ve çıkarlarını korumak, devletler arasında dayanışmayı sağlamak şöyle dursun ne kendilerine karşı yapılan dış müdahaleleri önleyebilecek ruhu, ne de kendi içlerinde cereyan eden iç çatışmalara karşı sulhu sağlayabilecek güçleri kalmıştır.   Filistin’in, Kudüs ve Mescidi Aksanın İsrail tarafından saldırısına, işgaline, ilhakına, zulüm ve işkencelerine engel olmak amacıyla kurulan İslam İş birliği Teşkilatı olağanüstü ve zirve toplantılarında kınamanın ötesine geçmeyen kararları ile dostlarını hayal kırıklığına uğratır, düşmanlarına ise cesaret verir konuma gelmiştir.   İslam İş birliği Teşkilatı’na üye ülkelerinin böylesine zillet ve acziyet içine düşmelerinin sebebi kuruluş amaçlarını terk ederek, inanç değerlerinden, İslam kardeşliğinden uzaklaşmaları, birbirleri ile çatışmaları hatta savaşmalarıdır. Teşkilata üye ülkelere dış müdahaleler vuku bulduğunda düşmanlarının safında yer almalarıdır. Aralarında anlaşmazlık çıktığında barıştırma yerine karıştırma yolunu seçmeleridir. Önceden İsrail ve ABD karşıtı iken sonradan İsrail ve ABD işbirlikçiliğine soyunmalarıdır.   İşin daha garibi; başlangıçta Filistin’in yanında olan hatta 1948 de, 1967’deki 6 gün, 1973’te Yomkipur savaşlarında İsrail’in karşısında yer alan Suudi Arabistan, Mısır, B.A.E, Bahreyn, Umman gibi sözde İslam ülkeleri şimdi BMGK’ da İsrail’in sorgulandığı birleşimlerde ya toplantıya katılmamakta ya İsrail’in lehine oy kullanmak ya da çekimser kalmak suretiyle İsrail lehine, Filistin’in aleyhine taraflarını belirlemektedir.   Teşkilat şu anda ne yazık ki birbirleri ile dayanışan değil, birbirleri ile savaşan, birbirlerinin ortak hak ve menfaatlerini değil, düşmanlarının hak ve menfaatlerini koruyan, hatta teşkilat üyesi komşu devletleri yok etmek için silahlanan sözde birliğe dönüşmüştür.   Böyle bir teşkilatın adının hala İslam İş birliği Teşkilatı olarak anılması ne teşkilat ne de birlik ruhuyla bağdaşmaktadır. Teşkilat Ortak bir gaye etrafında bir araya gelmiş, kurumların veya kişilerin oluşturduğu kuruluştur. Artık teşkilat üyesi ülkelerin aralarında kuruluş amaçlarına ilişkin ortak bir bağ ve ortak bir hareket noktası neredeyse kalmamıştır.   İslam ülkeleri ve İslam İş birliği Teşkilatı üyeleri İslam kardeşliğini terk etmeleri, dostlarının değil düşmanlarının safında yer almaları Filistin’i Kudüs’ü ve Mescidi Aksayı yalnızlığa terk etmeleri sebebiyle Allah katında, tarih önünde ve insanlık huzurunda hesap vermeye mahkûm olacaktır.   Kudüs sadece Filistin’in değil İslam ümmetinin kutsalıdır. Kudüs’e sahip çıkmak imanımızın itikadımızın gereğidir. İslam İş birliği teşkilatına üye ülkeler ya teşkilatın kuruluş amaç ve ilkelerine geri dönmek ya da İslam’ın birlik anlayışını zedeleyen ülkeleri teşkilattan ayırmak zorundadır.   Şimdi 1,7 Milyarlık İslam alemi ve İslam İş birliği Teşkilatına üye ülkeler şeytani planı bozmak işin kendileriyle yüzleşmeye, aralarında ki düşmanlıklarını kardeşliğe, husumetlerini dostluğa dönüştürmeye, Siyonist işgalci devleti kınamaya değil: fiilen Gazze’li, Filistinli kardeşlerinin safında yer almaya ve özgür Kudüs’ü yeniden inşa etmeye çağırıyorum.
Ankara Sivil Toplum Platformu Başkanı Mustafa Kır bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

ANKARA SİVİL TOPLUM PLATFORMU BAŞKANI MUSTAFA KIR'IN BASIN AÇIKLAMASI ŞU ŞEKİLDE;

Başlangıçta (İKÖ) İslam Konferans Örgütü adıyla kurulan ve daha sonra (İİT) İslam İş birliği Teşkilatı adını alan İslam İş Birliği Teşkilatı 1970 yılında merhum Suudi Arabi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz’in öncülüğünde; İşgalci devlet tarafından esaret altında tutulan İlk kıblemiz, Peygamberimizin miraç mekânı ve 3. Harem Mescidimizin bulunduğu Kudüs’ü esaretten kurtarıp, özgürlüğüne kavuşturmak, Filistin halkının bağımsızlık mücadelesini desteklemek, kaybedilen haklarını yeniden kazanmaları ve kayıp ettikleri toprakları yeniden geri almaları için onlara yardım etmek şeklinde amacıyla kurulmuştur.

 

Süreç içinde (İİT) İslam İş birliği Teşkilatı bırakın Filistin’in kaybedilen haklarının iadesini ve özgür Kudüs’ün inşanı kuruluş felsefesinden, amaç ve ilkelerinden saparak, Siyonist devlet tarafından Filistin topraklarının daha da işgal edilmesi, ilhak edilmesi, Birleşik Kudüs’ün İsrail’e başkent ilan edilmesi, Müslüman mahallelerinin boşaltılarak Yahudilerin yerleştirilmesi, Mescidi Aksanın altına tünellerin kazılması, ve hatta mescidi Aksa’nın İsrail güvenlik güçlerince yönetimine el konulması, Müslümanların ibadetlerine engel olunması karşısında yaptığı olağan ve olağanüstü toplantılarında kınamanın ötesinde bir karar alamayarak konumunu acziyet içinde devam ettirmektedir.

 

Şimdide Ramazan ayı başından itibaren İsrail güvenlik güçleri tarafından Doğu Kudüs Şeyh Cerrah Mahallesindeki Müslümanların meskenlerinden hukuksuz bir şekilde zorla çıkarılmasına direnen Müslümanlara İsrail güvenlik güçlerinin silahlı saldırıları ile başlayıp, 7 Mayıs 2001 Cuma günü Mescidi Aksa Baskını ve 10 Mayıs 2021 Gazze ile aralıksız devam eden ve 61’i çocuk, 36’ı kadın olmak üzere 212 Gazze ’linin öldürüldüğü, 1400’den fazlasının yaralandığı, meskenlerin, hastanelerin, su şebekelerinin, okulların vurulduğu Siyonist saldırı Müslüman ülke haklarının ve sivil toplum kuruluşlarının tepkilerine rağmen acımasız bir şekilde sürdürülmektedir.

 

İİT İslam İş birliği Teşkilatı şaşırtmadı. Kınamaktan vazgeçmedi!

Türkiye’nin çağrısı üzerine toplanan (İİT) İslam İş birliği Teşkilatı da İşgalci İsrail’i kınamaktan vaz geçmemiş, Müslümanların beklentilerini boşa çıkarmıştır. Geçmişte olduğu gibi bu menfur Siyonist saldırılar karşısında da BM mazlum ile zalimi eşit tutarak, taraflara anlamsız savaşın bitirilmesi çağrısı yaparak yine her iki tarafı kınayarak olayı kapatacak, İsrail’in yaptığı da yanına kar kalacaktır.

 

İslam İş Birliği Teşkilatına giden yolun kaldırım taşları nasıl döşendi? I. Dünya savaşının 3. Yılında 2 Kasım 1917’de İngiltere Dış İşleri Bakanı Arthur James Balfour tarafından Filistin toprakları üzerinde Yahudiler için bir devlet kurulmasını vadeden Balfour deklarasyonun yayınlanmasının ve 9 Aralık 1917 de Filistin’in Osmanlı himayesinden çıkmasının ardından İngiliz manda yönetimi altına girmiş, İngiliz manda yönetiminin himayesinde Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden Filistin topraklarına taşınan Yahudileri, Filistinliler kendi topraklarına sokmamak ve toprakları üzerinde Siyonist bir devletin kurulmasına engel olmak için tam 31 yıl mücadele vermişlerdir.

 

Neticede 14 Mayıs 1948 Tarihinde İsrail İşgal devletinin BM’ler tarafından kurulması ve kuruluşunun ilanının ardından Mısır, Suriye, Lübnan Ürdün’ün destek verdiği Filistin-İsrail arasında çıkan savaşta 15 bin Filistinli öldürülmüş, 500’den fazla Filistin köyü haritadan silinmiş ve 800 bin Filistinli topraklarından sürülmüş ve Batı Kudüs İsrail tarafından işgal edilmiştir.

 

1949 yılında BM’nin girişimiyle 1949 yılında Filistin ve İsrail arasında antlaşma yapılmasına rağmen çatışmaların ardı arkası hiç kesilmemiştir. 1967 de Mısır, Ürdün ve Suriye’nin fiilen katıldığı Irak, Suudi Arabistan, Sudan, Tunus, Fas ve Cezayir’in de asker ve silah yardımında bulunduğu 5 Haziran 1967’ de başlayan ve 6 gün devam eden Filistin- İsrail savaşında ABD ve Batılıların desteği ile İsrail Batı Şeria’ yı Gazze Şeridini, Doğu Kudüs’ü, Sina Yarımadasın ve Ürdün Vadisini ele geçirmiştir.

 

6 gün savaşlarından sonrada Filistin -İsrail sorunu tek başına, antlaşma, savaş ve diplomatik yollarla çözülemeyeceğinin anlaşılması üzerine İsrail işgali altındaki Kudüs’ün kurtuluşu için "cihat ilan eden

Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz tüm İslam ümmetinin emperyalist güçlere karşı birlikte hareket etmesi İslam birliğinin oluşturulması arayışı içine girilmiştir.

 

“O zaman idrak ettim ki, İslam ümmeti uyuyan bir ümmettir!”

21 Ağustos 1969 tarihinde Denis Michael Rohan adında Avustralyalı fanatik bir Yahudi tarafından Mescidi Aksa kundaklanmış, Nurettin Zengi tarafından yaptırılan ve Mescidi Aksaya konulması Kudüs Fatihi Selahattin Eyyubi’ye nasip olan Aksa minberi yakılması, Mescidi Aksanın kundaklandığı günün gecesinde İsrail’in ilk kadın başbakanı olan Golda Meir’in Müslümanların dört koldan İsrail’e saldıracakları korkusuyla sabaha kadar uyuyamayıp, sabah olduğunda ise korkulanın olmadığını görünce; İslam ümmetini aşağılan: “O zaman idrak ettim ki, biz dilediğimizi yapabiliriz. Zira İslam ümmeti uyuyan bir ümmettir. Açıklamasını yapması İslam birliği düşüncesinin hayata geçirilmesini hızlandırmıştır.

 

İslam ülkeleri liderleri ile görüşme trafiği başlatmış, görüşmelerden aldığı müspet izlenimler sonrasında 22–25 Eylül 1969 tarihlerinde Fas’ın başkenti Rabat’ta İslam Zirve Konferansı düzenlenmiştir.

 

Zirve konferansında alınan karar gereği 1970 yılı Mart ayında Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde BM’de daimî olarak temsil edilen 57 İslam ülkesi Dışişleri Bakanları tarafından amacı: Üye devletler arasında iş birliğini ve dayanışmayı güçlendirmenin yanında uluslararası arenada üye devletler arasında dayanışmayı sağlamak, Siyonist esareti altında kurtarılmayı bekleyen Kudüs’ü Özgürlüğüne kavuşturmak, Filistin halkının bağımsızlık mücadelesini desteklemek, Filistin’in kaybedilen haklarını yeniden kazanmaları ve kayıp ettikleri toprakları yeniden geri almaları için onlara yardım etmek şeklinde belirlenen (İ.K.Ö) İslam Konferans Örgütü Kurulmuştur.

 

28-30 Haziran 2011 tarihinde Astana’da düzenlenen 38. İslam ülkeleri Dışişleri Bakanları Konseyinde Örgütün ismi İslam İş birliği Teşkilatı (İİT) olarak değiştirilmiştir. (İİT) İslam İş Birliği Teşkilatı; böylelikle 1 milyar 7 yüz milyonluk İslam aleminin yaşadığı coğrafi alanı, nüfus yoğunluğu, ekonomik durumu ve insan kaynakları açısından değerlendirildiğinde Birleşmiş Milletlerden sonra dünya üzerinde Müslümanlar tarafından kurulan hacmi en büyük teşkilat olmuştur.

 

Mukaddes Kudüs’ü Şerif Kendisini kurtarmanız için sizi çağırıyor.

Öteden beri İslam birliği düşüncesine sahip olan, İslam Konferans Örgütünün kuruluşunun öncüsü Sudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz’in güttüğü siyasetin ve attığı uluslararası adımların çıkış noktası “Kudüs’ü ve Mescidi Aksa’yı özgürlüğüne kavuşturmak ve Filistin’i işgalcilerin elinden kurtarmaktır.

 

Kral Faysal, uyuyan İslam ümmetini uyandırmak ve Kudüs’ü kurtarmak için İslam alemine şöyle seslenmiştir: “Kardeşlerim! Neden bekliyoruz? Dünyanın vicdana gelmesini mi? Nerededir bu dünyanın vicdanı? Mukaddes Kudüs’ü Şerif Kendisini kurtarmanız için sizi çağırıyor. Neden korkuyoruz. Ölümden mi? Allah yolunda cihat ederek ölmekten daha şerefli bir ölüm var mıdır? “

 

Kardeşlerim! Bizim istediğimiz İslam Milliyeti; İslami bir uyanıştır. Milliyetçilik, ırkçılık veya bloklaşma değildir. Çağrımız; Dinimiz, inancımız, mukaddesatımız ve harimi İslâm içindir. Çağrımız İslami bir çağrıdır. Haremi Şerifimizin, mukaddes Kudüs’ümüzün işgal ve tecavüz altında olduğunu ne zaman hatırlasam; Ben Allah’a, “Allah’ım eğer bana cihad etmek ve mukaddes topraklarımızı kurtarmak nasip olmayacaksa, beni bu dünyada bir an bile yaşatma! Diye halisane bir yalvarışla yalvarıyorum” diye yaptığı hitabeleri uyuyan vicdanları uyandıracak kadar manidardır.

 

Tek yolun İsrail ile mücadeleden geçtiğine inan Araplar ülkeleri Kral Faysal hayatta iken, 6 Ekim 1973 tarihinde Suriye ve Mısır kuvvetlerinin İsrail’e saldırmasıyla Yom Kippur Savaşı'nı başlatmışlarsa da ABD ve diğer Batılı ülkelerin geçmişte olduğu gibi yine İsrail’in yanında yer almalarıyla savaş; Arapların aleyhine neticelenmiştir.

 

Suudi Arabistan’ın Kudüs aşkı Kral Faysal ile birlikte sona ermiştir.

Çok geçmeden. Suudi Kralı Faysal; "Biz ve atalarımız hurma ve deve sütüyle yaşadık; yine öyle yaşayacağız!" diyerek diğer Arap ülkelerini de yanına almak suretiyle ABD ve Batı ülkelerinin tavrına petrol ambargosu ile karşılık vermiştir.

 

Ambargo ile beraber uluslararası çapta büyük bir enerji krizi baş gösterince ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger Suudi Arabistan Kral’ı Faysalı ziyarete gelmiş, ziyaret esnasında Kissinger, söze espri ile başlayarak; “Uçağımın yakıtı bitti, uçağın deposunu doldurmak için emir verirseniz, uluslararası fiyattan ücretini vermeye hazırız.' İfadesini kullanmıştır. Kral Faysal bu espriye sert bir bakışla; “Ben yaşlı bir adamım, ölmeden önceki tek dileğim Mescid-i Aksâ'da iki rekât namaz kılmaktır! Sen bu konuda bana yardımcı olabilir misin?" cevabını vermiştir.

 

Kudüs aşığı olan ve ölümüne kadar hem İslâmî hem de siyasi açıdan birbirinden önemli kararların altına imza atan Kral Faysal, 25 Mart 1975’te sarayında Yeğeni Faysal bin Musaid tarafından bir suikast sonucu öldürülmüş, böylelikle Suudi Arabistan’ın Kudüs aşkı Kral Faysal ile birlikte sona ermiştir.

 

Gelinen İslam İş birliği Teşkilatına üye ülkeler; içeride din kardeşleri ile, dışarıda teşkilata üye ülkelerin birbirleri ile savaşmaları yüzünden İslam dünyasının hak ve çıkarlarını korumak, devletler arasında dayanışmayı sağlamak şöyle dursun ne kendilerine karşı yapılan dış müdahaleleri önleyebilecek ruhu, ne de kendi içlerinde cereyan eden iç çatışmalara karşı sulhu sağlayabilecek güçleri kalmıştır.

 

Filistin’in, Kudüs ve Mescidi Aksanın İsrail tarafından saldırısına, işgaline, ilhakına, zulüm ve işkencelerine engel olmak amacıyla kurulan İslam İş birliği Teşkilatı olağanüstü ve zirve toplantılarında kınamanın ötesine geçmeyen kararları ile dostlarını hayal kırıklığına uğratır, düşmanlarına ise cesaret verir konuma gelmiştir.

 

İslam İş birliği Teşkilatı’na üye ülkelerinin böylesine zillet ve acziyet içine düşmelerinin sebebi kuruluş amaçlarını terk ederek, inanç değerlerinden, İslam kardeşliğinden uzaklaşmaları, birbirleri ile çatışmaları hatta savaşmalarıdır. Teşkilata üye ülkelere dış müdahaleler vuku bulduğunda düşmanlarının safında yer almalarıdır. Aralarında anlaşmazlık çıktığında barıştırma yerine karıştırma yolunu seçmeleridir. Önceden İsrail ve ABD karşıtı iken sonradan İsrail ve ABD işbirlikçiliğine soyunmalarıdır.

 

İşin daha garibi; başlangıçta Filistin’in yanında olan hatta 1948 de, 1967’deki 6 gün, 1973’te Yomkipur savaşlarında İsrail’in karşısında yer alan Suudi Arabistan, Mısır, B.A.E, Bahreyn, Umman gibi sözde İslam ülkeleri şimdi BMGK’ da İsrail’in sorgulandığı birleşimlerde ya toplantıya katılmamakta ya İsrail’in lehine oy kullanmak ya da çekimser kalmak suretiyle İsrail lehine, Filistin’in aleyhine taraflarını belirlemektedir.

 

Teşkilat şu anda ne yazık ki birbirleri ile dayanışan değil, birbirleri ile savaşan, birbirlerinin ortak hak ve menfaatlerini değil, düşmanlarının hak ve menfaatlerini koruyan, hatta teşkilat üyesi komşu devletleri yok etmek için silahlanan sözde birliğe dönüşmüştür.

 

Böyle bir teşkilatın adının hala İslam İş birliği Teşkilatı olarak anılması ne teşkilat ne de birlik ruhuyla bağdaşmaktadır. Teşkilat Ortak bir gaye etrafında bir araya gelmiş, kurumların veya kişilerin oluşturduğu kuruluştur. Artık teşkilat üyesi ülkelerin aralarında kuruluş amaçlarına ilişkin ortak bir bağ ve ortak bir hareket noktası neredeyse kalmamıştır.

 

İslam ülkeleri ve İslam İş birliği Teşkilatı üyeleri İslam kardeşliğini terk etmeleri, dostlarının değil düşmanlarının safında yer almaları Filistin’i Kudüs’ü ve Mescidi Aksayı yalnızlığa terk etmeleri sebebiyle Allah katında, tarih önünde ve insanlık huzurunda hesap vermeye mahkûm olacaktır.

 

Kudüs sadece Filistin’in değil İslam ümmetinin kutsalıdır. Kudüs’e sahip çıkmak imanımızın itikadımızın gereğidir. İslam İş birliği teşkilatına üye ülkeler ya teşkilatın kuruluş amaç ve ilkelerine geri dönmek ya da İslam’ın birlik anlayışını zedeleyen ülkeleri teşkilattan ayırmak zorundadır.

 

Şimdi 1,7 Milyarlık İslam alemi ve İslam İş birliği Teşkilatına üye ülkeler şeytani planı bozmak işin kendileriyle yüzleşmeye, aralarında ki düşmanlıklarını kardeşliğe, husumetlerini dostluğa dönüştürmeye, Siyonist işgalci devleti kınamaya değil: fiilen Gazze’li, Filistinli kardeşlerinin safında yer almaya ve özgür Kudüs’ü yeniden inşa etmeye çağırıyorum.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniufukgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.