Dünya Haber Girişi: 05.06.2021 - 16:51, Güncelleme: 05.06.2021 - 16:51

YOK EDİLEN GELECEK!

 

YOK EDİLEN GELECEK!

Gazetemiz Köşe yazarı Adnan Korkmaz'ın Arhavi'de ki çevre sorunları ile ilgili yazısı
Gazetemizin köşe yazarı Adnan Korkmaz 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla Arhavi'de ki çevre sorunlarını dile getirdi.    YOK EDİLEN GELECEK!   Sevgili okurlar; 20 Ocak 1996 tarihinde kuruluşunu tamamlayıp faaliyete geçen Arhavililer vakfı, dernekten gelen birikimini de kullanarak kısa sürede birçok faaliyetleri gerçekleştirmiştir. Bu arada kitle iletişimi için önemli olan bir yayın organının bulunmayışını bir eksiklik olarak kabul edip kısa sürede ARHAVİLİLER isimli bir dergiyi çıkarmaya karar vermiştik. Dergide yayınlanan haber, yorum ve fotoğraf okuyucuya belli bir bilgiyi aktardığı gibi kalıcı olma niteliğinden ötürü istenildiği zaman başvurulabilecek önemli bir kaynak olabileceğini düşünmüştük.  Bu görüşle yola çıkarak vakıf senedinde de yer aldığı gibi yayınlayacağımız dergiyle; kültür, sanat, bilim ve teknoloji konularında aydınlatılmalarını sağlayıp, sosyal ve ekonomik konularda yardımlaşmayı temin etmek, projeleri ve görüşleri tartışmaya açmak suretiyle toplumda ortak paydayı yakalamayı amaçlamıştık. Yine, Arhavi ve Arhavililerle ilgili olarak her kesimden görüş ve eleştirilere geniş ölçüde yer vererek mevcut olan beyin gücünü, ortaya çıkarmayı düşünmüştük. Ayrıca, ülke sorunlarıyla birlikte yörenin; tarım, sanayi ve ticaret gibi halkı ilgilendiren gelir getirici konularla; tüketiciyi koruma, çevre, kültür, sağlık, iş ve işçi sorunları gibi sosyoekonomik konularda görüş ve önerilere yer verilmek suretiyle çözüm üreten ciddi bir dergiyi çıkarmayı amaçlamıştık. Bendeniz o yıllarda Arhavililer vakfının genel sekreterlik göreviyle birlikte çıkarılmasını düşündüğümüz derginin genel yayın yönetmeni ve sorumlu yazı işleri müdürü olarak görev yapıyordum. Haziran 1996 yılında ilk sayısını çıkardığımız dergi aracılığıyla te o günden bu yana Arhavi’de bir dizi çevre katliamlarına tanık olduk! Nasıl mı? Çeşitli vaatler öne sürülerek açılan taş ocakları ve kurulan HESLERLE; dağlar yıkılmış,  tepeler delinmiş, ağaçlar kesilerek yok edildi! Dere ve ırmakların suyu büyük ölçüde yok edildi! İçme su kaynaklarının bir kısmı yön değiştirerek kayboldu! Tarımsal üretimler çok büyük zarar gördü! İnsanların sağlıkları bozuldu!                 *** Bir hatırlatma: Bu tür işlerden Rant kesiminin dışında hiçbir Arhaviliye faydası olmamıştı!                 bugün 5 Haziran Dünya Çevre Günü; ülkemiz genelinde gerçekleştirilecek olan pek çok etkinliklerde, yanlış uygulamalarla çevrenin nasıl yok edildiği konusu işlenecektir. Çevre dostlarımıza az da olsa katkı olur düşüncesiyle Arhavi’de gerçekleştirilen çevre katliamlarından bir bölümünü bugünkü yazımızda sizlerle paylaşmak istedim.                 *** Sevgili okurlar; Arhavi’yi görmeyen dostlarımıza anlatırken, yeşilin ve mavinin her tonunun görülebildiği doğa harikası bir sahil kentini anlatıyorduk düne kadar. İnsanların olabildiğince özgür ve hoşgörülü, gelen yabancıyı kendinden addeden şirin bir sahil ilçesini anlatıyorduk. İş yaşamı nedeniyle kentlere göçen hemşerilerimizin aklına geldiğinde yürek çarpıntılarının arttığı, her yıl kısa süre için de olsa gitmeyi planları yaptığı, ilk defa görenlerin ise, tekrar görmek için can attıkları o güzel Arhavi’mizi anlatıyorduk. Ya bundan sonra neyi anlatacağız? “Bizim Arhavi’mizde, bir hemşerimizin kurduğu, çok güzel şirin mi şirin bir kömür eleme-yıkama ve depolama tesisi var; yine başka bir hemşerimize ait özel musiki sesleri çıkaran bir taş kırma (konkasör) tesisimiz de var; bunlar size cazip gelmiyorsa Karayolları Genel Müdürlüğünün kurmakta olduğu daha kapsamlı taş kırma ve bitümlü kaplama (asfalt) üretim tesisleri de var. Ye deniz mi? canım, bu kadar güzelliğin yanında denizin lafı mı olur. Hep sizin ulaşımınızı düşünerek denizi de doldurduk, yol yaptık.” diyeceğiz. Şimdi bu güzel tesislerin Arhavi’ye ve Arhaviliye faydalarına (!) bir göz atalım: Bir hemşerimize ait konkasör tesislerinde Kabisre deresinden alınan taşlar kırılacak ve Arhavili kırma taşı üç-beş yüz bin lira daha ucuz alacak. Bu arada derenin ekolojik dengesi ve alabalık yuvaları bozulmuş, çıkan tozlar çevresindeki bitki örtüsü ve tarım ürünlerinin üzerine yerleşmiş, insanların ciğerlerine kaçmış, bunlar çok önemsiz şeyler. Gürültü de neymiş? Ne güzel işte; insanlarımıza, çevredeki okuyan öğrencilerimize bedava müzik dinletiyoruz. Bilirsiniz, “Müzik ruhun gıdasıdır.” Kömür eleme-yıkama ve depolama tesislerimizde hemşerilerimize ucuz kışlık yakıt temin ediyoruz. Kömürü ayaklarına getirerek ormanların odun olmasını önlüyoruz. Bu kadar iyiliğin yanında, tozdan çevredeki fabrikalar, okullar, bitkiler zarar görmüş, dere, deniz kirlenmiş, ne önemi var. Eee… Bizim insanımız rahmetli bir yazarımızın dediği gibi “Aptal’dır ya! Arhavi- Ortacalar İl Yolu için görüntüsünü verip Hopa – Çayeli bölünmüş yoluna üst yapı malzemesi temin etmek için konkasör ve asfalt plenti tesisleri kuracağı seksen altı dönüm araziyi de insanları yanıltarak kamulaştırdı. Yüce Devlet Kurumumuz TCK. Yaklaşık beş yüz metre uzunluğunda, yüz yetmiş metre genişliğinde bir düzlük alan burası. Düşlüyorum da, ne güzel bir araştırma ve eğitim kampüsü olabilirdi bu alana. Bundan birkaç sene önce yol genişletme çalışmaları başlayan Arhavi – Ortacalar yolunun neden genişletildiği ortaya çıktı böylece. Çünkü taşın kaynağı bu güzergahta idi ve ağır yük kamyonları mevcut dar ve bozuk yolu kullanamazlardı. Bölgede en aşınmaz taş burada idi ve yamaçlardaki köylerin altını oymaktan başka çare yoktu. Bitki örtüsü kaybolmuş, heyelan olmuş, bunlar ufak ve önemsiz şeylerdi.  Alt tarafı yedi sekiz milyon metre küp kadarcık bir taş alınacaktı. İlgili yasa ve yönetmeliklerde dikili tarım arazileri 1. sınıf tarım arazisidir, hiçbir şekilde kamulaştırılamaz dese de çay ve fındık bahçeleri dikili araziden sayılmazlardı ki. Bunlar olsa olsa çalı- çırpı idiler. Sonra bu ÇED Raporu filan nereden çıktı ki? Ne gerek var böyle bürokratik işlemlere. Bizim boş laflara karnımız tok. Hem ne güzel süsler Arhavi’yi, asfalt plentlerinden çıkan gri dumanlar yeşille örtüşünce. Esans gibi kokusu, sıcak katranın. Esvabımızın süsü olur üzerinde konan toz zerrecikleri. Sen Arhavili hemşerim; denizi ne yapacaksın, dolduralım gitsin, yol olsun, Batum’a gider oradan girersin denize istediğin zaman. Tünel, münel uğraştırma bizi; tünelin masrafı belli, parası belli, kazanmaz bu iş. Halbuki denizi doldurmak hem daha zahmetsiz hem deniz yuttukça kazanırsın parayı. Bir Vakıf Ankara’da; bu güzelim (!) işlere hep karşı çıkıyor, dönen tekere çomak sokmaya çalışıyor. Nasıl mı? Önce Arhavi’deki katı atık (çöp) sorunu için üretilen projeler destek oldu. İstiyordu ki Arhavi çöp kokmasın, çöp dağları oluşmasın; bir arıtma sistemi kurulsun, deniz ve çevre kirlenmesin. Sonra DOKAP’a (Doğu Karadeniz Bölgesi Kalkınma Projesi) burnunu soktu hiç gereği yokken. Yok efendim projede, Arhavi’de küçük sanayi, turizm, ticaret ve eğitim konularında tesislerin kurulması ön görülmüş te, Arhavi’yi bir turizm kültür ve kongre merkezi haline getirmek gerekirmiş. te, bunun için neler yapılabilirmiş diye bildiriler sundu toplantılarında. Konkasör ve asfalt plenti gibi tesislerin DOKAP kapsamında öngörülen gelişme ve oluşumlara engel olunacağını vurguladı hep. Arhavi’deki Sivil Toplum Örgütleri ve siyasi partiler hep topu birbirlerine attılar. Hepsi “başkası önderlik yapsın, biz arkanızdayız” dediler, önderlik yaptı Vakıf, kimseyi bulamadı arkasında, iki mahalle muhtarından başka. Taşın alınacağı vadinin yamaçlarındaki köylüler ise habersiz bu gelişmelerden. Seviniyorlar “Devlet Baba yolumuzu genişletiyor, asfaltlıyor, artık araçla bir saatte aşabildiğim on kilo metrelik yolu on beş dakikada gideceğim” diye. Tabii ağır yük kamyonlarının arasından yol bulup aşabilirse. Vakıftaki arkadaşlarım. bu tesislerin çevreye ve insan sağlığına olan olumsuz etkilerini anlatan, bu tesislerin kaldırılması için yaptığımız çalışmaları içeren, Karayollarının kuracağı tesislerin ekonomik olmayacağını anlatan kronolojik ve bilimsel bir yazı hazırlamamı istediler. Konkasor, kömür eleme - yıkama- depolama tesisleri ve plentlerden çıkmakta olan toz ve dumanın kanserojen etkilerinin olduğunu, gürültüsünün insanlarda psikolojik dengesizlere neden olacağını, çevredeki tarımsal ve sanayisel (!) üretimin, iş veriminin azalacağını, eğitim kalitesinin düşeceğini anlatacaktım sizlere. Valiliğe, Kaymakamlığa, Belediye Başkanlığına, Çevre Bakanlığına, Tarım Bakanlığına, Orman Bakanlığına, Karayolları Genel Müdürlüğüne vs. yazdığımız yazıları ve aslında hiçbir şey söylemeyen yuvarlak cevapları yazacaktım. Yedi - sekiz kilometrelik bir ekonomi için bir ilçeyi yok edecek tesislerin kurulmaması gerektiğini, mevcut tesislerin kullanılması veya başka alternatiflerin de olduğunu filan söyleyecektim. (!) arka arkaya sıralamadım işte… Bunun yerine soru işaretleri döküldü kalemimin ucundan; bundan sonra nasıl bir Arhavi olacağını merak ettiğim için: Siz, Arhavi’deki siyasi partilerin ilçe örgütleri: Bir kaç  sene sonra kime siyaset yapacaksınız? Boş evlere, boş duvarlara mı? Siz, Arhavi’deki Sivil Toplum Örgütleri; Ticaret Odası, Esnaf Odası vs. Mal satacak insanı nerede bulacaksınız birkaç yıl sonra? Yoksa bundan kırk elli yıl önceki dağ köylerinden ilçeye inen insanların yolunu mu gözleyeceksiniz sadece? İyi ama oralarda da nüfus hayli azaldı, sizi tatmin etmez ki. Siz Arhavi’deki Tarım Kredi Kooperatif ve Çaycılar Kooperatifi: Olmayan tarımın kooperatifi olur mu? Siz Turizm Kültür Derneği: Yok edilmiş bir kentte kültür ve turizm olur mu? Taş kırma kültürü ve bu işte çalışan insanların turizmi ile mi yetineceksiniz? Siz ilgili kamu kuruluşlarında yöneticilik yapan Arhavili (!) hemşerilerim: Koltuklarınızda rahat mısınız? Ve… Değerli meslektaşım Belediye Başkanı: Yıllarca bu tür tesislerde çalışmış deneyimli biri olarak ilk karşı koyması gereken kişi olduğunuzu düşündüğüm için soruyorum. Bu oluşumların neresinde yer alıyorsunuz? Yoksa siyaset çarkı sizi de mi yuttu? Ve sen Arhavili hemşerim: Birilerinin seninle kalana (kalana: silindirik bir tahta parçasına sopalarla vurularak küçük bir deliğe sokma esasına dayalı golfe benzer yöresel bir çocuk oyunudur.) taş gibi oynamalarına daha ne kadar izin vereceksin? Binlerce yıl önce Babil’liler keşfetmişler ağacın ve yeşilin önemini; Ağaçların bir ülkenin zenginliği olduğunu bilmiyor musun?” demişler. Ama biz binlerce yıl sonra hala anlamıyoruz bunu. Yoksa “göz kamaştırıcı nesnelerin pırıltısı artıkça iç gözümüz o derece körleşti.” mi? Biz sözde Gılgamış Destan’ından… Evet, şimdi elveda zamanı, hep birlikte bir “ELVEDA” diyelim güzel Arhavi’mize… Arhavililer Vakfında birlikte görev yaptığım yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan İnşaat Mühendisi sevgili arkadaşım; Faruk Şeker’in Arhavililer dergisinin 5. sayısında yayınlanan bir yazısını sizlere paylaştım. Umarım ilginizi çekmiştir.
Gazetemiz Köşe yazarı Adnan Korkmaz'ın Arhavi'de ki çevre sorunları ile ilgili yazısı

Gazetemizin köşe yazarı Adnan Korkmaz 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla Arhavi'de ki çevre sorunlarını dile getirdi. 
 

YOK EDİLEN GELECEK!

 

Sevgili okurlar;

20 Ocak 1996 tarihinde kuruluşunu tamamlayıp faaliyete geçen Arhavililer vakfı, dernekten gelen birikimini de kullanarak kısa sürede birçok faaliyetleri gerçekleştirmiştir. Bu arada kitle iletişimi için önemli olan bir yayın organının bulunmayışını bir eksiklik olarak kabul edip kısa sürede ARHAVİLİLER isimli bir dergiyi çıkarmaya karar vermiştik. Dergide yayınlanan haber, yorum ve fotoğraf okuyucuya belli bir bilgiyi aktardığı gibi kalıcı olma niteliğinden ötürü istenildiği zaman başvurulabilecek önemli bir kaynak olabileceğini düşünmüştük.

 Bu görüşle yola çıkarak vakıf senedinde de yer aldığı gibi yayınlayacağımız dergiyle; kültür, sanat, bilim ve teknoloji konularında aydınlatılmalarını sağlayıp, sosyal ve ekonomik konularda yardımlaşmayı temin etmek, projeleri ve görüşleri tartışmaya açmak suretiyle toplumda ortak paydayı yakalamayı amaçlamıştık.

Yine, Arhavi ve Arhavililerle ilgili olarak her kesimden görüş ve eleştirilere geniş ölçüde yer vererek mevcut olan beyin gücünü, ortaya çıkarmayı düşünmüştük. Ayrıca, ülke sorunlarıyla birlikte yörenin; tarım, sanayi ve ticaret gibi halkı ilgilendiren gelir getirici konularla; tüketiciyi koruma, çevre, kültür, sağlık, iş ve işçi sorunları gibi sosyoekonomik konularda görüş ve önerilere yer verilmek suretiyle çözüm üreten ciddi bir dergiyi çıkarmayı amaçlamıştık.

Bendeniz o yıllarda Arhavililer vakfının genel sekreterlik göreviyle birlikte çıkarılmasını düşündüğümüz derginin genel yayın yönetmeni ve sorumlu yazı işleri müdürü olarak görev yapıyordum. Haziran 1996 yılında ilk sayısını çıkardığımız dergi aracılığıyla te o günden bu yana Arhavi’de bir dizi çevre katliamlarına tanık olduk!

Nasıl mı?

Çeşitli vaatler öne sürülerek açılan taş ocakları ve kurulan HESLERLE; dağlar yıkılmış,  tepeler delinmiş, ağaçlar kesilerek yok edildi! Dere ve ırmakların suyu büyük ölçüde yok edildi! İçme su kaynaklarının bir kısmı yön değiştirerek kayboldu! Tarımsal üretimler çok büyük zarar gördü! İnsanların sağlıkları bozuldu!

                ***

Bir hatırlatma: Bu tür işlerden Rant kesiminin dışında hiçbir Arhaviliye faydası olmamıştı!

                bugün 5 Haziran Dünya Çevre Günü; ülkemiz genelinde gerçekleştirilecek olan pek çok etkinliklerde, yanlış uygulamalarla çevrenin nasıl yok edildiği konusu işlenecektir.

Çevre dostlarımıza az da olsa katkı olur düşüncesiyle Arhavi’de gerçekleştirilen çevre katliamlarından bir bölümünü bugünkü yazımızda sizlerle paylaşmak istedim.

                ***

Sevgili okurlar;

Arhavi’yi görmeyen dostlarımıza anlatırken, yeşilin ve mavinin her tonunun görülebildiği doğa harikası bir sahil kentini anlatıyorduk düne kadar. İnsanların olabildiğince özgür ve hoşgörülü, gelen yabancıyı kendinden addeden şirin bir sahil ilçesini anlatıyorduk.

İş yaşamı nedeniyle kentlere göçen hemşerilerimizin aklına geldiğinde yürek çarpıntılarının arttığı, her yıl kısa süre için de olsa gitmeyi planları yaptığı, ilk defa görenlerin ise, tekrar görmek için can attıkları o güzel Arhavi’mizi anlatıyorduk.

Ya bundan sonra neyi anlatacağız? “Bizim Arhavi’mizde, bir hemşerimizin kurduğu, çok güzel şirin mi şirin bir kömür eleme-yıkama ve depolama tesisi var; yine başka bir hemşerimize ait özel musiki sesleri çıkaran bir taş kırma (konkasör) tesisimiz de var; bunlar size cazip gelmiyorsa Karayolları Genel Müdürlüğünün kurmakta olduğu daha kapsamlı taş kırma ve bitümlü kaplama (asfalt) üretim tesisleri de var. Ye deniz mi? canım, bu kadar güzelliğin yanında denizin lafı mı olur. Hep sizin ulaşımınızı düşünerek denizi de doldurduk, yol yaptık.” diyeceğiz.

Şimdi bu güzel tesislerin Arhavi’ye ve Arhaviliye faydalarına (!) bir göz atalım:

Bir hemşerimize ait konkasör tesislerinde Kabisre deresinden alınan taşlar kırılacak ve Arhavili kırma taşı üç-beş yüz bin lira daha ucuz alacak. Bu arada derenin ekolojik dengesi ve alabalık yuvaları bozulmuş, çıkan tozlar çevresindeki bitki örtüsü ve tarım ürünlerinin üzerine yerleşmiş, insanların ciğerlerine kaçmış, bunlar çok önemsiz şeyler. Gürültü de neymiş? Ne güzel işte; insanlarımıza, çevredeki okuyan öğrencilerimize bedava müzik dinletiyoruz. Bilirsiniz, “Müzik ruhun gıdasıdır.”

Kömür eleme-yıkama ve depolama tesislerimizde hemşerilerimize ucuz kışlık yakıt temin ediyoruz. Kömürü ayaklarına getirerek ormanların odun olmasını önlüyoruz. Bu kadar iyiliğin yanında, tozdan çevredeki fabrikalar, okullar, bitkiler zarar görmüş, dere, deniz kirlenmiş, ne önemi var.

Eee… Bizim insanımız rahmetli bir yazarımızın dediği gibi “Aptal’dır ya! Arhavi- Ortacalar İl Yolu için görüntüsünü verip Hopa – Çayeli bölünmüş yoluna üst yapı malzemesi temin etmek için konkasör ve asfalt plenti tesisleri kuracağı seksen altı dönüm araziyi de insanları yanıltarak kamulaştırdı. Yüce Devlet Kurumumuz TCK. Yaklaşık beş yüz metre uzunluğunda, yüz yetmiş metre genişliğinde bir düzlük alan burası. Düşlüyorum da, ne güzel bir araştırma ve eğitim kampüsü olabilirdi bu alana.

Bundan birkaç sene önce yol genişletme çalışmaları başlayan Arhavi – Ortacalar yolunun neden genişletildiği ortaya çıktı böylece. Çünkü taşın kaynağı bu güzergahta idi ve ağır yük kamyonları mevcut dar ve bozuk yolu kullanamazlardı. Bölgede en aşınmaz taş burada idi ve yamaçlardaki köylerin altını oymaktan başka çare yoktu. Bitki örtüsü kaybolmuş, heyelan olmuş, bunlar ufak ve önemsiz şeylerdi.  Alt tarafı yedi sekiz milyon metre küp kadarcık bir taş alınacaktı.

İlgili yasa ve yönetmeliklerde dikili tarım arazileri 1. sınıf tarım arazisidir, hiçbir şekilde kamulaştırılamaz dese de çay ve fındık bahçeleri dikili araziden sayılmazlardı ki. Bunlar olsa olsa çalı- çırpı idiler.

Sonra bu ÇED Raporu filan nereden çıktı ki? Ne gerek var böyle bürokratik işlemlere. Bizim boş laflara karnımız tok. Hem ne güzel süsler Arhavi’yi, asfalt plentlerinden çıkan gri dumanlar yeşille örtüşünce. Esans gibi kokusu, sıcak katranın. Esvabımızın süsü olur üzerinde konan toz zerrecikleri.

Sen Arhavili hemşerim; denizi ne yapacaksın, dolduralım gitsin, yol olsun, Batum’a gider oradan girersin denize istediğin zaman. Tünel, münel uğraştırma bizi; tünelin masrafı belli, parası belli, kazanmaz bu iş. Halbuki denizi doldurmak hem daha zahmetsiz hem deniz yuttukça kazanırsın parayı.

Bir Vakıf Ankara’da; bu güzelim (!) işlere hep karşı çıkıyor, dönen tekere çomak sokmaya çalışıyor.

Nasıl mı?

Önce Arhavi’deki katı atık (çöp) sorunu için üretilen projeler destek oldu. İstiyordu ki Arhavi çöp kokmasın, çöp dağları oluşmasın; bir arıtma sistemi kurulsun, deniz ve çevre kirlenmesin.

Sonra DOKAP’a (Doğu Karadeniz Bölgesi Kalkınma Projesi) burnunu soktu hiç gereği yokken. Yok efendim projede, Arhavi’de küçük sanayi, turizm, ticaret ve eğitim konularında tesislerin kurulması ön görülmüş te, Arhavi’yi bir turizm kültür ve kongre merkezi haline getirmek gerekirmiş. te, bunun için neler yapılabilirmiş diye bildiriler sundu toplantılarında. Konkasör ve asfalt plenti gibi tesislerin DOKAP kapsamında öngörülen gelişme ve oluşumlara engel olunacağını vurguladı hep.

Arhavi’deki Sivil Toplum Örgütleri ve siyasi partiler hep topu birbirlerine attılar. Hepsi “başkası önderlik yapsın, biz arkanızdayız” dediler, önderlik yaptı Vakıf, kimseyi bulamadı arkasında, iki mahalle muhtarından başka.

Taşın alınacağı vadinin yamaçlarındaki köylüler ise habersiz bu gelişmelerden. Seviniyorlar “Devlet Baba yolumuzu genişletiyor, asfaltlıyor, artık araçla bir saatte aşabildiğim on kilo metrelik yolu on beş dakikada gideceğim” diye. Tabii ağır yük kamyonlarının arasından yol bulup aşabilirse.

Vakıftaki arkadaşlarım. bu tesislerin çevreye ve insan sağlığına olan olumsuz etkilerini anlatan, bu tesislerin kaldırılması için yaptığımız çalışmaları içeren, Karayollarının kuracağı tesislerin ekonomik olmayacağını anlatan kronolojik ve bilimsel bir yazı hazırlamamı istediler. Konkasor, kömür eleme - yıkama- depolama tesisleri ve plentlerden çıkmakta olan toz ve dumanın kanserojen etkilerinin olduğunu, gürültüsünün insanlarda psikolojik dengesizlere neden olacağını, çevredeki tarımsal ve sanayisel (!) üretimin, iş veriminin azalacağını, eğitim kalitesinin düşeceğini anlatacaktım sizlere. Valiliğe, Kaymakamlığa, Belediye Başkanlığına, Çevre Bakanlığına, Tarım Bakanlığına, Orman Bakanlığına, Karayolları Genel Müdürlüğüne vs. yazdığımız yazıları ve aslında hiçbir şey söylemeyen yuvarlak cevapları yazacaktım. Yedi - sekiz kilometrelik bir ekonomi için bir ilçeyi yok edecek tesislerin kurulmaması gerektiğini, mevcut tesislerin kullanılması veya başka alternatiflerin de olduğunu filan söyleyecektim. (!) arka arkaya sıralamadım işte…

Bunun yerine soru işaretleri döküldü kalemimin ucundan; bundan sonra nasıl bir Arhavi olacağını merak ettiğim için:

Siz, Arhavi’deki siyasi partilerin ilçe örgütleri: Bir kaç  sene sonra kime siyaset yapacaksınız? Boş evlere, boş duvarlara mı?

Siz, Arhavi’deki Sivil Toplum Örgütleri; Ticaret Odası, Esnaf Odası vs. Mal satacak insanı nerede bulacaksınız birkaç yıl sonra? Yoksa bundan kırk elli yıl önceki dağ köylerinden ilçeye inen insanların yolunu mu gözleyeceksiniz sadece? İyi ama oralarda da nüfus hayli azaldı, sizi tatmin etmez ki.

Siz Arhavi’deki Tarım Kredi Kooperatif ve Çaycılar Kooperatifi: Olmayan tarımın kooperatifi olur mu?

Siz Turizm Kültür Derneği: Yok edilmiş bir kentte kültür ve turizm olur mu? Taş kırma kültürü ve bu işte çalışan insanların turizmi ile mi yetineceksiniz?

Siz ilgili kamu kuruluşlarında yöneticilik yapan Arhavili (!) hemşerilerim: Koltuklarınızda rahat mısınız?

Ve… Değerli meslektaşım Belediye Başkanı: Yıllarca bu tür tesislerde çalışmış deneyimli biri olarak ilk karşı koyması gereken kişi olduğunuzu düşündüğüm için soruyorum. Bu oluşumların neresinde yer alıyorsunuz? Yoksa siyaset çarkı sizi de mi yuttu?

Ve sen Arhavili hemşerim: Birilerinin seninle kalana (kalana: silindirik bir tahta parçasına sopalarla vurularak küçük bir deliğe sokma esasına dayalı golfe benzer yöresel bir çocuk oyunudur.) taş gibi oynamalarına daha ne kadar izin vereceksin?

Binlerce yıl önce Babil’liler keşfetmişler ağacın ve yeşilin önemini; Ağaçların bir ülkenin zenginliği olduğunu bilmiyor musun?” demişler. Ama biz binlerce yıl sonra hala anlamıyoruz bunu. Yoksa “göz kamaştırıcı nesnelerin pırıltısı artıkça iç gözümüz o derece körleşti.” mi? Biz sözde Gılgamış Destan’ından…

Evet, şimdi elveda zamanı, hep birlikte bir “ELVEDA” diyelim güzel Arhavi’mize…

Arhavililer Vakfında birlikte görev yaptığım yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan İnşaat Mühendisi sevgili arkadaşım; Faruk Şeker’in Arhavililer dergisinin 5. sayısında yayınlanan bir yazısını sizlere paylaştım. Umarım ilginizi çekmiştir.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniufukgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.